AV. GÜLÇİN KARABULUT
gkarabulutop@gmail.com

KENDİNİ BİLMEK

9 Ekim 2021, Cumartesi

     

“Bir kitap okudum hayatım değişti.” Klişe sözüne pek rağbet etmeyenlerdenim ama bu söz, -bana göre- Orhan Pamuk'un ülkemizin en başarılı roman yazarı olması gerçeğini de değiştiremez. Ah keşke tüm değişimler bu kadar kolay olsa demeden de geçemeyeceğim. Ben bu klişe sözü şöyle revize etmek istiyorum; “Bir kitap okudum beynim gelişti.” Hakikaten güzel oldu, en azından daha sahici.

Evet bir kitap okudum ve çok etkilendim, beynim gelişti ve bilgilendim. Hemen veriyorum bu şahane kitabın adını ve “Ah, keşke okusanız.” demeden de edemiyorum. Incognito – Beynin Gizli Hayatı ve yazarı Nörobilimci Dr. David Eagleman. Size kitabı uzun uzun anlatmayacağım ama kitabı okurken beynime şimşek gibi çakan bir şiir ve kısa bir pasajdan bahsedeceğim. Şüphesiz kitapta daha orijinal bölümler var ama beni cezbeden konu bahsedeceğim anlatı oldu.

“Bil öyleyse kendini ve bırakma işini Tanrı’ya. İnsansa üzerinde çalışacağın, bakacağın da yine insandır, unutma.” Alexander Pope(İngiliz Şair)

“Bizler beynimiz ve içerdiği kimyasalların ta kendisiyizdir ve hangi düzeyde olursa olsun sinir sistemimizin düğmeleriyle oynandığında kim olduğumuz da değişikliğe uğrar.... Biyolojik çorbamızda müdahale edemediğimiz dalgalanmalar nedeniyle kendimizi kimi günler diğer günlere göre daha sinirli, esprili, hoşsohbet, sakin, enerji dolu ya da akıllı bulabiliyoruz. İç yaşamımız ve dış davranışlarımız, ne doğrudan bir tanışıklığımız ne de doğrudan bir erişimimiz olan biyolojik kokteyllerce yönlendiriliyor....”

Kendimizi ve beynimizi bildiğimizi sanıyoruz ama sürekli bir değişim içinde başkalaştığımızı unutuyoruz. Biyolojik yapımızın, bu kendini bilmenin önüne geçtiği de kesin. Örneğin beynimizin ön, arka, şakak ve orta kısımlarında meydana gelen herhangi bir hastalık bu kısımların yönettiği duygu, düşünce ve davranışlarımızı akıl almayacak düzeyde değiştirmekte. Örneğin, temporal lob epilepsisi olan hastalarda dini eğilimlerini arttığı ve bu hastaların Tanrı ile konuştuklarını ifade ettikleri gözlemlenmiş.

Mesela; Amerika’da 40 yaşlarında bir öğretmende pedofili gelişmeye başlamış ve bu öğretmenin beyin MR’ında orbitofrontal korteks bölgesinde bir tümör saptanmış ve tümör tamamıyla alındıktan sonra bu kişi normale dönmüş.

Kitap buna benzer bilimsel verilerle dolu. Dolayısıyla insan okudukça aslında özgür iradenin çokta mümkün olmadığını anlıyor. Bu manada kendini bilmenin de son derece zor olduğu anlaşılıyor. Kendini bilmek bence, bilimsel olarak seni oluşturan biyolojik unsurları çözmekle başlıyor. Ruhsal olarak addedilen unsurların da biyoloji ile örüntülü olduğunu görüyoruz. Beyin kimyasallarının, hormonların insan ruhunu, düşünsel yapısını büyük ölçüde etkilediği bilimsel araştırmalar ile saptanmış durumda.

Bu manada hukuka, adalete ve ceza sistemine de farklı bir bakış açısı geliştirmek gerektiğini düşünüyorum. İnsanın suçlu olmasının altında yatan biyolojik, ruhsal ve çevresel esaslar görmezden gelinip kişiye ceza verilmemeli, rehabilitasyon ve suç önleme yöntemlerinin nasıl daha efektif kullanılabileceği hususunda ciddi çalışmalar yapılmalı ve projeler üretilmeli.

Kendini bilmek ile ilgili Antik Yunan'da Apollo Tapınağının üstünde bulunan yazıdan tutun günümüze kadar pek çok düşünür, ilim, bilim adamı, felsefeci, tasavvuf ehli çok manidar sözler söylemişlerdir. Benim sizin dikkatinizi çekmek istediğim husus beyin denen proteinle oluşmuş elektriksel yapının “kendin” olmandaki o bilimsel yeri. Bilmediğimiz çok şey var ve bildikçe, yaşam bilmecesini çözdükçe inandığımız, yere göğe sığdıramadığımız değerlerin boş bir hurafe olduğuyla karşılaşacağımızı düşünenlerdenim.

Beynimizin hakkını vermemiz ve gerçeğe erişmemiz umuduyla; yine Beynin Gizli Hayatı kitabından bir alıntıyla yazımı sonlandırmak isterim.

“Davranış teknemizi süren, kendimiz değiliz; en azından sandığımız ölçüde. Kim olduğumuz, bilinçli erişim yüzeyinin çok derinlerinde belirlenmiştir. Ayrıntılar zamanda geriye, doğumumuzdan öncesine, spermle yumurtanın birleştiği ana kadar gider. Bu birleşme bizi bazı özelliklerle donatmış, diğerlerini dışlamıştır.

Kim olacağımız ise moleküler şablonlarımızla, yani asitlerden oluşan, gözle görülmeyecek kadar küçük, bir dizi yabancı kodla başlar; üstelik de biz daha sahneye bile çıkmadan. Bizler aslında erişilmez mikroskobik tarihimizin birer ürünüyüzdür.”