Aydın KIROBALI

ÖNCE ŞÜKÜR BİTTİ...

13 Eylül 2018, Perşembe

     

Maddi olarak çok varlıklı bir ailenin değil, memur bir babanın dört çocuğundan biri olarak geçti çocukluğum. Din görevlisi olan babamın maaşından başka geliri yoktu, ama sınırsız itibarı ve saygınlığı vardı. Ömrü boyunca maddi olarak sahip olabildiği tek varlık, eline para geçtikçe odalarının içlerini tamamlayabildiği ve çocukluğumun geçtiği evdi. İlkokulu bile dışardan bitirmiş bir adam olmasına rağmen, eğitimin ve okumanın önemini onun kadar iyi kavrayabilen bir insana çok az rastladım ben. "Siz yeter ki Allah'ın istediği gibi inançlı, vatansever ve dürüst insanlar olun, bir evim var, onu satar gene sizi okuturum" dediğini dün gibi hatırlıyorum. Bir memur maaşı ile aynı anda üç üniversite ve bir lise talebesi okutabilmek her babayiğidin harcı değildi. Bunu, büyüyüp çoluk-çocuk sahibi olunca anladım. Tabi bu konuda annemin babama olan desteklerini de  asla unutamam. Kim bilir belki de, satın aldığımız yarı otomatik örgü makinasınde Onun sabahlara kadar başkaları için örgü örmesi sayesinde okuyabildik. Adım gibi eminim ki, bize hiçbir zaman haram lokma yedirmediler. Allah onlardan razı olsun, ömürlerine ömür katsın inşallah.

Çocukluğumdan kalan ve hatırladıkça duygulandığım en güzel hatıralardan biri de, babamın maaş aldığı günlerdeki tutumuydu. Babamın maaşını aldığı günler, bizim ve Onun için adeta bayram günleriydi. O, maaşını alıp eve gelirken mutlaka kasaba uğrar, bir kilo da olsa et alır ve o gün evimizde mutlaka etli bir yemek yenirdi. Aldığı maaşla beraber, bizim yörelerde divan denilen, salonun penceresi önündeki sedire oturur, o ay aldığı borçlar ve taksitlerin yazılı olduğu kağıdı cebinden çıkararak paraları bölüştürmeye başlardı; şu şuraya olan borç, şu şuranın taksidi, şu filanca oğlanın ihtiyacı için, şu elektrik parası için, şu su parası için vs diyerek bütün parayı bölüştürdükten sonra geriye neredeyse hiçbirşey kalmazdı. Ama ödemesi gereken bir önceki aya ait borçlar ödenmişti ya, ondan mutlusu yoktu o gün. Önümüzdeki bir ay için gene borç bulması gerekirdi. Allah'a çok şükür bu konuda sıkıntısı hiç yoktu. İnsanların "Hafız, sen çocuk okutuyorsun, ihtiyacın vardır; al şu parayı, ne zaman istersen geri öde" diyerek babama borç para vermelerine çok şahit olmuşumdur. Babam da, bir defa olsun aldığı borcu geri istetmemiş, çok defa zamanından bile önce ödemiştir.

Sevgili Okurlarım,

Belki bir çoğunuz bütün bunları neden anlattığımı merak ediyorsunuzdur. Kendi ailemden örnek alarak anlattığım bu hikaye, aslında geçmişteki birçok ailede var olan ve benzerleri yaşanılan hikayelerden sadece biri.

Bu haftaki yazımda, geçmişe ait yaşantılardan yola çıkarak, geçmişle bugün arasındaki bazı farkları ortaya koymaya çalışacağım sizlere. İşte bu nedenle öncelike geçmiş hayatlardan bir kesit sunmak istedim.

Değerli Dostlarım,

Eski dönemlerle kıyaslandığında, günümüzün hayat şartları çok daha kolay ve imkanlar çok daha fazla. Günümüz insanı, istisnalar haricinde, istediği şeylere büyük ölçüde sahip. Altımızda son model arabalar, her yerde insanlarla dolu ışıl ışıl lokantalar ve eğlence mekanları, eskiden olsa saray diyebileceğimiz evler ve benzeri birçok imkan artık elimizin altında emrimize amade. Kimse artık yamalı elbise giymiyor, ayakkabılarını tamir ettirmiyor. Açlık artık bir tehdit olmaktan çıktı.

Kısacası, yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda.

Fakat ortada garip birşey var; insanlarda huzur yok. Ortalıkta eskiye göre daha asık suratlı, daha sinirli ve hiçbir şeyle yetinmeyen birsürü insan dolaşıyor. Her türlü gelişmişlik ve imkana rağmen, toplum güvensiz ve buhran içerisinde.

Peki sahip olduğumuz bütün imkanlara rağmen bu mutsuzluğun sebebi ne? Ne değişti de biz mutsuz bir toplum haline geldik?

Sevgili Dostlarım,

Şüphesiz ki bu sorunun pek çok cevabı var. Söylediğimiz gibi, eskiye göre çok daha iyi şart ve imkanlara sahibiz. Elhamdülillah karnımız doyuyor. Fakat, bütün gelişmelere rağmen ihmal ettiğimiz birşey var; ruhumuz. Yani karnımız tok ama, malesef ruhumuz aç. Ruh aç olunca da, bir kanadı eksik uçağın uçamaması gibi, insan da yaşayamıyor. Yaşadığımızı sandığımız hayat bize zevk vermiyor. Hatta bazen ızdırap oluyor ve bizi bunalıma sürüklüyor. Bunun sonucu olarak ta intiharlar, cinayetler ve isyanlar başlıyor. Ama ne isyan; düzene isyan, büyüğe isyan, inanca isyan, kısacası hayata isyan...

Konunun daha iyi anlaşılması için size bir örnek vermek istiyorum;

Pek çoğunuzun hatırlayacağı gibi, 2009 yılında gerçekleşen meşhur bir "kesikbaş cinayeti" vakıası vardı. Olayda, çok varlıklı bir ailenin oğlu olan Cem Gariboğlu, orta halli bir ailenin kızı olan arkadaşı Münevver Karabulut'un başını keserek öldürmüştü. Oysa ki aralarında hiçbir sorun yoktu ve birbirlerini seviyorlardı. Cinayeti işleyen Cem Gariboğlu çok zengin bir ailenin oğlu ve herşeye sahipken bu cinayeti neden işlemişti peki? Cevap çok basit; Maddi olarak herşeye doymuş iken, malesef ruhu açtı.

İnsanlar vücut açlığına katlanılabilirlerken ruh açlığına tahammül edemezler. Eğer bu açlık normal yollardan giderilmezse araya nefis girer ve insanı yanlış yollara sevkeder. Bu nedenle "ruhumuzu mu doyuruyoruz yoksa nefsimizi" hususunda çok dikkatli olmak gerekir.

Değerli Okurlarım,

Yazımızın sonunda söylemek istediğim şey özetle şu;

Eskiden her şeyimiz yoktu, ama huzurumuz vardı. Önce şükür bitti, sonra samimiyet ve sonrasında da sırasıyla bütün güzel değerlerimiz. Ama hepsiyle birlikte huzurumuz gitti...

Büyük şair Sezai Karakoç'un dediği gibi;

Baharı yaz uğruna tükettik,

Aşkı naz uğruna.

Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna.

Derken ömrü tükettik bir hiç uğruna...

Esen kalın dostlarım...



Yazarın Tüm Yazıları
KORONADAN KORUNALIM...
İNADINA GÜLÜMSE...
HEPİMİZ KORONAYAK OLDUK..
BU DA GEÇER YA HUU!...
VATAN BU KADAR UCUZ MU?
SURİYE'DE NE İŞİMİZ Mİ VAR?
VAKIF MALI ALLAH'IN MALIDIR...
İMDAAAT! BATIYORUZ...
HER MÜZİK GIDA DEĞİLDİR...
YOK, DEVE...
AKBABALAR...
SİLAHSIZ TERÖRİSTLER...
HIRSIZLIKTAN DA ÖTE...
ŞEYTANIN OYUNU..
ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR...
NE GÜNLERE KALDIK EY GAZİ HÜNKAR...
ZAMAN TÜNELİ...
BAZEN DİKİZ AYNASINA BAKMAK GEREKİR..
BİR KÜLTÜR EKONOMİSİ ÖRNEĞİ OLARAK EGE İLLERİ TANITIM GÜNLERİ...
HAD BİLDİRME HADSİZLİĞİ...
ÇAKIRBEYLİ ORGANİK KÖY PAZARI...
HERŞEY ZIDDIYLA KAİMDİR...
BİR BOZKIR KASABASINDAN BAŞKENTE...
ASLA PES ETME...
EVDEKİ ÖTEKİ ODA...
KAHPE İÇERDEN OLUNCA...
MUTLULUĞUN ANAHTARI; KANAAT..
BİLMEK YETMEZ, SÖYLEMEK LAZIM...
BAŞKASI OLMA KENDİN OL...
KİRPİ OKU MESAFESİNDE SEVGİ...
EYLÜL'DE GEL...
ÖN YARGI YA DA YARGISIZ İNFAZ...
Yaz sıcağında kar keyfi...
Duyarsızlık mı, hoşgörü mü...
KURBANLA ALLAH'A YAKLAŞMAK...
PİZZACI MUSTİ...
MAKAMLAR MİHENK TAŞIDIR...
YERYÜZÜNDEKİ MELEKLER...
"KEŞKE"LERE TAKILMADAN "İYİ Kİ"LERLE YAŞAMAK...
Küllerinden doğan ülke; Polonya
SABIR OLGUNLAŞTIRIR, ŞÜKÜR TATLANDIRIR...
KELEBEK ETKİSİ; GÜL Kİ DÜNYA GÜLSÜN...
GENCER; YOK OLMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR GELENEK...
HER GECEYİ KADİR BİL...
ORUCA FARKLI BİR BAKIŞ; OTOFAJİ...
HIRSIZ VAR !!!
YENİ BİR KURTLA KUZU HİKAYESİ: VENEZUELA...
ÖNCE KADINLAR VE ÇOCUKLAR...
BAZI ÖLÜMLER İTİBARLIDIR...
DİNİME KÜFREDEN BARİ MÜSLÜMAN OLSA...
SENİN OY KAÇA GİTTİ...
BİR BELEDİYEYE BAŞKAN OLMAK...
GÖNLÜM EGE'DE KALDI...
BİZE ÇOK AYIP ETTİLER(!)
SEÇİM AHLAKI, AHLAKIN SEÇİMİ...
MODERN YÖNETİMİN DEĞİŞEN KODLARI...
İNGİLİZCEYE NEDEN FRANSIZIZ...
EĞİTİME MUHTAÇ EĞİTİMCİLER...
ZEHİRLİ EKMEK...
HER YASAL HAK, HELAL DEĞİLDİR...
KUTSALLARI SÖMÜRMEK...
DEVLET BABADIR...
SEÇMEN NELERDEN ETKİLENİR...
TOPLUMUN SİNİR UÇLARINA DOKUNMAK...
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM ...
HAD BİLMEK VE HAD BİLDİRMEK...
ÖNYARGI VE YARGISIZ İNFAZ...
SAATLER MİDİR ZAMANI BELİRLEYEN, YOKSA BİZ Mİ?
SARMAŞIK OLMA, KAVAK OL...
Merhamet edin ki merhamet bulasınız...
İnsanlara liderlik etmek istiyorsanız onlarla birlikte yürüyün...
ŞEYTAN İŞ BULAMAYINCA KÜLÜ KARIŞTIRIRMIŞ...
AHLAK CAN ÇEKİŞİYOR...
ANDIMIZ ÜZERİNE BİRKAÇ TAHLİL...
FARKEDİLMEK İÇİN DEĞİL, FARK YARATMAK İÇİN ÇALIŞIN...
PATLAMAYA HAZIR BOMBA: BALKANLAR...
GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN İNSANLARI...
BOYLARI KÜÇÜK, KALPLERİ BÜYÜK İNSANLAR ÜLKESİ: VİETNAM... (Aydın Kırobalı - Perşembe)
FARKLI İNSANLAR VE FARKLI BİR KÜLTÜR: TAYLAND
ÖNCE ŞÜKÜR BİTTİ...
ÇİNE'NİN YOLLARI TAŞTAN...
BARDAĞI ARADA BİR YERE BIRAKIN...
AYAKLAR GİDER, YÜREK KALIR...
İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR...
HERKES BİRGÜN HESAP VERECEK...
EŞİTLİK Mİ, ADALET Mİ...
YENİ YÖNETİM SİSTEMİMİZİN BİRKAÇ TEMEL UNSURU...
SİYASETTE ÖNCELİK MESELESİ...
BAZEN SUSMAK DA VEBALDİR...
ŞİMDİ HESAP KİTAP ZAMANI...
GERÇEK KANDIRILANLAR...
ÖNCE DUYGULAR BİTTİ, SONRA BAYRAMLAR GİTTİ...
BEN PARTİ TUTMAM, PARTİ BENİ TUTAR...
(Bir Kısım Ülkücüler) DÜŞMANA YAKIN, DOSTA IRAK...
ORUÇ: KARNI AÇ, KALBİ TOK TUTMAK...
SİYASETTE KATAKULLİ..
SPORDAN ÖTE BİR ŞEY; FUTBOL...
BALKANLARDAKİ TÜRK İZLERİ...
ACİLEN ERKEN SEÇİM...
TUTARSIZLIKTA İSTİKRAR...
ARTIK, İPİN UCU BİZDE...
NE SÖMÜRDÜK, NE DE SÖMÜRÜLDÜK...
DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR...
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...
SAVAŞIN DA BİR AHLAKI VAR...
GELECEĞİMİZE BETON DÖKTÜK...
HİÇBİRİMİZ MASUM DEĞİLİZ...
SERVET VE ŞÖHRET DÜŞKÜNLÜĞÜ...
HELVA YAPACAK USTA YOK...
FETÖ TEHLİKESİ GEÇTİ Mİ?
ZEYTİN DALI GEVREK OLUR...
Ege'de ve Egeli olmak...
İRAN OLAYLARI ÜZERİNE BİR TAHLİL...
TÜRKİYE NERE, SEVAKİN NERE...
PİDE KUYRUĞUNDA BEKLEYEN HRİSTİYAN...
BİR KRİPTO HİKAYESİ...
REAKSİYON MU, AKSİYON MU? (KUDÜS)
EMPATİ, SEMPATİ VE HOŞGÖRÜ...
Başkalarının gözünden Aydın...
O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler...