Aydın KIROBALI

BİR BOZKIR KASABASINDAN BAŞKENTE...

7 Kasım 2019, Perşembe

     

Bir Ankara dönüşünde Yahya Kemal'e, "Üstad, Ankara'nın en çok nesini seviyorsunuz?" diye sorduklarında, Yahya Kemal şu cevabı vermiş;

-İstanbul'a dönüşünü.

Şairin bu cevabı, o günün Ankarası düşünüldüğünde makul bir cevapmış gibi görülse de, şair bugünün Ankarasını görmüş olsaydı sanırım aynı cevabı vermezdi. Gerçekten de Şairin yaşadığı dönemin Ankarası gri, soğuk ve yüzleri gülmeyen insanların yaşadığı küçük bir şehirdir. Bu yüzden, yolu bir sebeple bu şehre düşenler, bir an önce kaçmak isterlerdi Ankara'dan.

Günümüzde, eskisi ile kıyaslandığında oldukça gelişmiş bir metropolitan şehir haline gelen Ankara, büyük değişimlere rağmen, kendisine has bazı özelliklerini muhafaza etmeyi becerebilmiş bir şehirdir.

Kadim ismi Engürü olan Ankara, doğal açıdan Allah'ın çok büyük güzellikler bahşettiği bir şehir olmasa bile, karakterli bir şehirdir. İçinde belli bir süre yaşayanları kendisine bağlayan, satmayan ve yolda bırakmayan farklı bir havası vardır Ankara'nın.

Mesela, İstanbul'da yillarca yaşamış olsanız dahi, şehre hakim olamaz ve sürekli yeni şeyler keşfedersiniz. İnsan İstanbul'da yaşarken, "kendine ait bir şehirde yaşıyor" hissine kapılmazken, Ankara'da birkaç sene yaşayanlar bile şehre kolayca hakim olurlar. Bu şehirde hiç kimse kaybolmaz. Çünkü, neredeyse bütün ana yollar ve toplu taşıma araçları, sizi Ulus'a ya da Kızılay'a götürür.

Benzetmek gerekirse Ankara, çok ta güzel olmayan ama her daim sevebileceğiniz ve güveneceğiniz vefalı bir "Anadolu Kızı, İstanbul ise, kendine aşık eden, cilveli, fettan ve gönül yakan, ama hiçbir zaman sizin olmayacak olan bir "Rumeli Dilberi"dir.

İsterseniz, bu güzel şehrin küçük bir Anadolu kasabalığından bir başkente, oradan da devasa ve modern bir kente dönüşümünden kısaca bahsedelim;

16 Mart 1920'de İngilizler, Milli Mücadele’ye zarar vermek için İstanbul’u işgal edip Meclis-i Mebusan’ı feshetmişti. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Atatürk, vakit kaybetmeden meclisin Ankara’da toplanmasına karar verdi. Bir ay sonra da 23 Nisan 1920’de de Meclis Ankara'da toplandı. Ankara, artık milli irade ve mücadelenin merkezi, Anadolu’nun da umuduydu. Cumhuriyet’in ilanından 16 gün önce, 13 Ekim 1923’te de Dışişleri Bakanı İsmet İnönü’nün verdiği kanun teklifinin TBMM’de görüşülmesinin sonucunda ise başkent olarak ilan edildi.

Orta Anadolunun bağrında küçücük bir bozkır kasabası iken, coğrafi, stratejik, siyasi ve Kurtuluş Savaşındaki merkez üs özellikleri nedeniyle başkentliğe terfi eden Ankara için Avrupa’dan şehir mimarları getirilerek, bugünkü modern Ankara‘ nın temelleri atıldı.

O günden bu güne her geçen yıl daha da büyüyen Ankara, günümüzde 6 milyona yaklaşan nüfusu, yüksek binaları, düzenli caddeleri ve sosyal donatılarıyla, artık hemen hemen her gelenin hayran olduğu modern bir dünya şehridir.

Eskiden bağ evlerinin olduğu yerlerde, bugün büyük büyük apartmanlar yükselmektedir.

Geleneksellikten modernliğe geçişte meydana gelen kültürel erezyondan nasibini alan her şehir gibi, Ankara da artık eski Ankara değildir. Eskiden mevcut pek çok örf, adet ve binalara artık pek rastlanmaz olsa da, bazı adetlerin ve binaların zamana inat hala varlıklarını devam ettiriyor olduklarını görmek sevindiricidir. Özellikle eski Ankara'nın yer aldığı Altındağ'daki köhneleşmiş Ankara evlerinin, mescit ve camilerin, hamamların ve diğer pek çok tarihi mekanların restorasyonu ise, şehrin eski dokusuna kavuşmasına büyük katkı sağlamaktadır. Artık Hamamönü ve Hacı Bayram-ı Veli civarı, günümüzde Ankarayı ziyaret eden pekçok insanın en önemli ziyaret mekanları halini almıştır.

Eskiden "memur ve bürokrasi şehri" olarak bilinen bu şehir, artık büyük bir ticaret ve sanayi şehri haline gelmiştir

Ulus ve Maltepe gibi bazı semtler haricinde, pavyon kültürüne pek rastlanmaz artık. Ama yine de, eski Ankara'ya mahsus aksanlı türküler eşliğinde sokak ve salon düğünleri yapılmaya devam etmektedir. Bazı semtlerde, "Ne diyon gardaaaş! Bize Angara bebesi derler" şeklinde konuşan tiplere hala rastlamak ta mümkündür.

İstanbullulara göre daha serttir Ankara'nın insanı;

İstanbullu'ya sormuşlar "la" nedir diye, "müzik notası" diye cevap vermiş. Ankaralı'ya da sormuşlar, "yaşam tarzı koçuum!" demiş.

Bazılarına göre Ankara'lı olmak, yağmurdan sonraki toprak kokusunu, deniz havasına tercih etmek demektir.

Bütün bunlara rağmen, sanatseverdir Ankara halkı; tiyatro ve sinema gibi etkinliklerin sıkı takipçisidir.

Şehrin bütün girişlerinde devasa kapılar vardır. Bu kapılardan geçerken sanki bir kaleye giriyormuşsunuz havasına kapılırsınız.

Denizi olmamasına rağmen, bu şehirde balığın en tazesi yenir. Türkiyenin tam ortasında yer aldığından olsa gerek, Türkiyenin üç tarafındaki denizlerden tutulan taze balıklar önce bu şehirde mola verir.

Bürokrasinin olduğu gibi, siyasetin de başkentidir Ankara.

Ulu önder Atatürkün mezarının yer aldığı Anıtkabir bu şehirde bulunur.

Aynı zamanda üniversiteler ve müzeler şehridir. Onlarca devlet ve özel sektör üniversitesi, Anadolu Medeniyetleri, Etnoğrafya, Ulucanlar, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Müzeleri, Milli Kütüphane gibi oluşumlar bu şehrin kültürel yapı taşlarını oluşturur.

Neredeyse Ankaranın simgesi olarak kabul edilen Atakule, ilginç mimarisi ile Ankara'ya gelenlerin önemli ziyaret noktalarındAn biridir.

Gençlik parkı, Seymenler Parkı, Altınpark, Kuğulupark ve Botanik Parkı gibi yerler ile Gölbaşındaki Mogan ve Eymir Gölleri de Ankaralının güzel havalarda gidip gezebilecekleri ve hoşça vakit geçirebilecekkeri önemli sayfiye yerlerinden başlıcalarıdır.

Başka illerdekilerle kıyaslandığında, Ankara'nın alışveriş merkezleri çok daha büyük ve canlıdır. Bu mekanlar, özellikle soğuk kış günlerinde ve hafta sonlarında, hafta boyunca işyerlerinde ve evlerinde bunalan insanlar için adeta bir can simidi gibidir.

İstanbul ile kıyaslandığında, saymış olduğum bütün bu güzelliklerin, Ankara'ya misafir olarak gelenler için üç-beş günde bitirilebilecek kadar az olduğunu biliyorum. Bu süre sonunda Ankara'yı sever ya da sevmezsiniz, bu size kalmış bir karardır...

Fakat, bir sebepten Ankara'da birkaç yıl yaşamışsan, Ankarayı sevmeme ihtimalin yok demektir. Yaşadıkça alışırsın, alıştıkça bağlanırsın Ankaraya.

Son söz;

Varsın sokakların denize çıkmasın, ben yine de seviyorum seni Ankara...

Muhabbetle Kalın... 



Yazarın Tüm Yazıları
PABUCU DAMA ATILASICALAR...
KADER MAHKUMLARI...
DİKKAT! FİLM İÇİNDE FİLM VAR...
UNVANIN SANA KALSIN, BANA İNSANLIĞIN LAZIM...
BİR MEYVEDEN ÖTESİ...
KIRIK CANLAR TEORİSİ...
MABEDİME NAMAHREM ELİ DEĞDİ...
EDEPSİZ YAPILAN İYİLİK, KÖTÜLÜKTÜR...
BİR KEREDEN ÇOK ŞEY OLUR...
BAZI ŞEYLERİN FİYATI OLMAZ...
OLANA DA OLMAYANA DA ŞÜKÜR...
KOBRA ETKİSİ...
VURUN ABALIYA...
KORONADAN KORUNALIM...
İNADINA GÜLÜMSE...
HEPİMİZ KORONAYAK OLDUK..
BU DA GEÇER YA HUU!...
VATAN BU KADAR UCUZ MU?
SURİYE'DE NE İŞİMİZ Mİ VAR?
VAKIF MALI ALLAH'IN MALIDIR...
İMDAAAT! BATIYORUZ...
HER MÜZİK GIDA DEĞİLDİR...
YOK, DEVE...
AKBABALAR...
SİLAHSIZ TERÖRİSTLER...
HIRSIZLIKTAN DA ÖTE...
ŞEYTANIN OYUNU..
ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR...
NE GÜNLERE KALDIK EY GAZİ HÜNKAR...
ZAMAN TÜNELİ...
BAZEN DİKİZ AYNASINA BAKMAK GEREKİR..
BİR KÜLTÜR EKONOMİSİ ÖRNEĞİ OLARAK EGE İLLERİ TANITIM GÜNLERİ...
HAD BİLDİRME HADSİZLİĞİ...
ÇAKIRBEYLİ ORGANİK KÖY PAZARI...
HERŞEY ZIDDIYLA KAİMDİR...
BİR BOZKIR KASABASINDAN BAŞKENTE...
ASLA PES ETME...
EVDEKİ ÖTEKİ ODA...
KAHPE İÇERDEN OLUNCA...
MUTLULUĞUN ANAHTARI; KANAAT..
BİLMEK YETMEZ, SÖYLEMEK LAZIM...
BAŞKASI OLMA KENDİN OL...
KİRPİ OKU MESAFESİNDE SEVGİ...
EYLÜL'DE GEL...
ÖN YARGI YA DA YARGISIZ İNFAZ...
Yaz sıcağında kar keyfi...
Duyarsızlık mı, hoşgörü mü...
KURBANLA ALLAH'A YAKLAŞMAK...
PİZZACI MUSTİ...
MAKAMLAR MİHENK TAŞIDIR...
YERYÜZÜNDEKİ MELEKLER...
"KEŞKE"LERE TAKILMADAN "İYİ Kİ"LERLE YAŞAMAK...
Küllerinden doğan ülke; Polonya
SABIR OLGUNLAŞTIRIR, ŞÜKÜR TATLANDIRIR...
KELEBEK ETKİSİ; GÜL Kİ DÜNYA GÜLSÜN...
GENCER; YOK OLMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR GELENEK...
HER GECEYİ KADİR BİL...
ORUCA FARKLI BİR BAKIŞ; OTOFAJİ...
HIRSIZ VAR !!!
YENİ BİR KURTLA KUZU HİKAYESİ: VENEZUELA...
ÖNCE KADINLAR VE ÇOCUKLAR...
BAZI ÖLÜMLER İTİBARLIDIR...
DİNİME KÜFREDEN BARİ MÜSLÜMAN OLSA...
SENİN OY KAÇA GİTTİ...
BİR BELEDİYEYE BAŞKAN OLMAK...
GÖNLÜM EGE'DE KALDI...
BİZE ÇOK AYIP ETTİLER(!)
SEÇİM AHLAKI, AHLAKIN SEÇİMİ...
MODERN YÖNETİMİN DEĞİŞEN KODLARI...
İNGİLİZCEYE NEDEN FRANSIZIZ...
EĞİTİME MUHTAÇ EĞİTİMCİLER...
ZEHİRLİ EKMEK...
HER YASAL HAK, HELAL DEĞİLDİR...
KUTSALLARI SÖMÜRMEK...
DEVLET BABADIR...
SEÇMEN NELERDEN ETKİLENİR...
TOPLUMUN SİNİR UÇLARINA DOKUNMAK...
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM ...
HAD BİLMEK VE HAD BİLDİRMEK...
ÖNYARGI VE YARGISIZ İNFAZ...
SAATLER MİDİR ZAMANI BELİRLEYEN, YOKSA BİZ Mİ?
SARMAŞIK OLMA, KAVAK OL...
Merhamet edin ki merhamet bulasınız...
İnsanlara liderlik etmek istiyorsanız onlarla birlikte yürüyün...
ŞEYTAN İŞ BULAMAYINCA KÜLÜ KARIŞTIRIRMIŞ...
AHLAK CAN ÇEKİŞİYOR...
ANDIMIZ ÜZERİNE BİRKAÇ TAHLİL...
FARKEDİLMEK İÇİN DEĞİL, FARK YARATMAK İÇİN ÇALIŞIN...
PATLAMAYA HAZIR BOMBA: BALKANLAR...
GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN İNSANLARI...
BOYLARI KÜÇÜK, KALPLERİ BÜYÜK İNSANLAR ÜLKESİ: VİETNAM... (Aydın Kırobalı - Perşembe)
FARKLI İNSANLAR VE FARKLI BİR KÜLTÜR: TAYLAND
ÖNCE ŞÜKÜR BİTTİ...
ÇİNE'NİN YOLLARI TAŞTAN...
BARDAĞI ARADA BİR YERE BIRAKIN...
AYAKLAR GİDER, YÜREK KALIR...
İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR...
HERKES BİRGÜN HESAP VERECEK...
EŞİTLİK Mİ, ADALET Mİ...
YENİ YÖNETİM SİSTEMİMİZİN BİRKAÇ TEMEL UNSURU...
SİYASETTE ÖNCELİK MESELESİ...
BAZEN SUSMAK DA VEBALDİR...
ŞİMDİ HESAP KİTAP ZAMANI...
GERÇEK KANDIRILANLAR...
ÖNCE DUYGULAR BİTTİ, SONRA BAYRAMLAR GİTTİ...
BEN PARTİ TUTMAM, PARTİ BENİ TUTAR...
(Bir Kısım Ülkücüler) DÜŞMANA YAKIN, DOSTA IRAK...
ORUÇ: KARNI AÇ, KALBİ TOK TUTMAK...
SİYASETTE KATAKULLİ..
SPORDAN ÖTE BİR ŞEY; FUTBOL...
BALKANLARDAKİ TÜRK İZLERİ...
ACİLEN ERKEN SEÇİM...
TUTARSIZLIKTA İSTİKRAR...
ARTIK, İPİN UCU BİZDE...
NE SÖMÜRDÜK, NE DE SÖMÜRÜLDÜK...
DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR...
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...
SAVAŞIN DA BİR AHLAKI VAR...
GELECEĞİMİZE BETON DÖKTÜK...
HİÇBİRİMİZ MASUM DEĞİLİZ...
SERVET VE ŞÖHRET DÜŞKÜNLÜĞÜ...
HELVA YAPACAK USTA YOK...
FETÖ TEHLİKESİ GEÇTİ Mİ?
ZEYTİN DALI GEVREK OLUR...
Ege'de ve Egeli olmak...
İRAN OLAYLARI ÜZERİNE BİR TAHLİL...
TÜRKİYE NERE, SEVAKİN NERE...
PİDE KUYRUĞUNDA BEKLEYEN HRİSTİYAN...
BİR KRİPTO HİKAYESİ...
REAKSİYON MU, AKSİYON MU? (KUDÜS)
EMPATİ, SEMPATİ VE HOŞGÖRÜ...
Başkalarının gözünden Aydın...
O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler...