Aydın KIROBALI

GELECEĞİMİZE BETON DÖKTÜK...

1 Mart 2018, Perşembe

     

Merhabalar Değerli Okurlarım,

 

Çocukluğum, tek katlı ve bahçeli bir evde geçti. Evimizin küçücük bahçesinde en az on farklı türden meyveli ağaç vardı. Bunun yanında, o küçücük bahçede sebzeler yetiştirerek taze taze yerdik.

 

Doğup büyüdüğüm ilçedeki evlerin çoğu böyleydi. Herkesin evinin önünde küçük bir bahçesi ve o bahçelerde yetiştirilen meyve ve sebzeler olurdu. Herkesin evinin önünde zeytin, incir, dut ya da başka türden envai çeşit ağaçlar bulunurdu. Yoldan geçen insanlar, bu ağaçların meyvelerinden özgürce yiyebilirlerdi. Her yerde bolluk vardı. İnsanın cebinde parası olmasa bile, ya kendi evindeki küçük bahçesinden, ya da konu komşusunun bahçesinden koparıp pişirdiği sebzelerle günlerce karnını doyurabilirdi. Belki çok para yoktu insanlarda, ama bolluk ve bereket vardı. Huzur vardı, paylaşım vardı, güven vardı...

 

Sonra ne mi oldu?

 

İnsanlar hırslandılar, şımarıklık, tembellik, hazırcılık ve gösteriş merakı başladı. Zaman içerisinde de birbirimize olan güven kayboldu.

 

Mesela, çocukluğumuzun geçtiği o ev satıldı. Onun yerine bir sitede, bir apartmanın beşinci katından daire satın alındı. Artık ne bir bahçemiz, ne de bir dikili ağacımız var. Nefes almak için çıktığımız ve birkaç meyve sebzeyle ilgilenip rahatladığımız bahçe yerine, artık sadece betondan bir balkonumuz vardı.

 

İşin daha vahim tarafını söylememi ister misiniz?

 

Satın aldığımız evin bulunduğu sitenin yeri, ben küçükken kiralayıp tütün diktiğimiz bir tarlaydı. Hatırladığım kadarıyla, içinde kuyusu da olan, sulak bir tarım arazisiydi. Sadece orası mı? Tabi ki hayır. O sitenin bulunduğu yerin etrafındaki bütün tarım arazileri de siteye çevrilmiş ve beton yığınları haline getirilmişti. Ne yazık ki, bir zamanlar karpuz- kavun ve meyve-sebze yetiştirilen arazilerde artık çok katlı binalar yükselmişti.

 

Değerli Dostlarım,

 

Bütün bunları neden anlattım biliyor musunuz?

Çünkü, bu anlattığım örnek, bugün hem ilimizde, hem de ülkemizde binlercesi bulunan kötü örneklerden sadece biri de ondan.

 

Dünyada, kişi başına düşen tarım arazisi miktarı hızla azalıyor. Fakat bu azalış Türkiye'de ortalamanın çok üzerinde bir hızla gerçekleşiyor. Verimli tarım arazilerini imara açıp koca koca binalar dikiyoruz. Aslında, yaptığımız şeyin tek bir anlamı var; geleceğimize beton döküyoruz...

 

Peki bu durum, sadece inşaat yapılacak alanların azalması gibi bir zorunluluktan mı kaynaklanıyor?

 

Bu sorunun cevabı, kısmen "evet" olabilir. Ama asıl sebep, plansız şehirleşme ve insanoğlunun gözününü bürüyen para ve rant sevdası.

 

Gene kendi ilçem olan Çine'den bahsedeyim size;

 

Bilindiği üzere Çine Ovası, bırakın Aydın'ı Türkiyenin ve Dünyanın en bereketli ovalarından biridir. Öyle ki, yılda üç ürün almak mümkün. İşte bu kadar bereketli bir ovanın tam ortasından ne geçiyor biliyor musunuz? Aydın-Muğla şehirlerarası yolu. Büyüklerimden işittiğime göre, bu yolun yapılması gündeme geldiğinde, yolun Çine'nin etrafını saran Madran Dağı'nın eteklerinden geçirilmesi düşünülmüş. Gel gelelim, her dönemde olduğu gibi, rant lobisinin elçileri olan zenginlerin istek ve baskılarıyla, bu yol şu anki mevcut yerine (hatta ilk başta ovanın daha da göbeğine) inşa edilmiş. Tabi ki bunun sonucunda da, yerleşim yerleri bu yolun iki yanına yapılmaya başlanmış. Sonuç mu? Yılda üç ürün veren bereketli toprakların çok büyük bir kısmı, şu an binalar ve yollar altında yok olup gittiler. Yani, kendi topuğumuza kurşun sıkmışız, vesselam.

 

Halbuki, o yol Madran Dağının eteklerinden geçmiş olsaydı, hem daha havadar ve sağlıklı bir şehir olacaktı, hem de o güzelim ova beton yığınlarına kurban gitmeyecekti.

 

Değerli Okurlarım,

 

Tarım yapılamayacak dağlık arazilere bina yapabilirsiniz de, tarım yapamazsınız. Tarım arazilerine binalar diktiğinizde de elinizde tarım yapacak araziniz kalmaz. Tarım arazileri bir kez elden çıktımı, tekrar tarıma kazandırılması mümkün değildir.

 

Plansız kentleşme Türkiye’nin verimli tarım arazilerini yutuyor. Türkiye’de son 15 yılda 2 milyon 500 bin dekar tarım arazisi imar politikalarının kurbanı yapılarak betona gömüldü.

 

Kentlerin genişletilmesi sırasında, yapılacak konutların, sanayiye ve imara açılacak alanların iyi belirlenmesi gerekir. Bu alanların, tarımın yapılamadığı alanlar olarak belirlenmesi ve ona göre bir çalışma yapılması gerekir. Gerekiyorsa, verimli tarım alanları sit alanı olarak ilan edilmeli ve arazi toplulaştırmasına yönelik politikalar üretilmelidir.

 

Hem sanayileşme hem kentleşme ve turizm için alternatif alanlar mevcutken, işlenebilir nitelikteki tarım arazilerinin, savurganca, tarım dışı amaçlar için kullanılmaya devam edilmesi durumunda, gelecek nesillere olan insanlık borcumuzu ödeyemeyeceğiz. Mirasçılarına borç bırakan insanlar konumuna düşeceğiz.

 

Kaldı ki, bunun acısını bugün biz bile çekmeye başladık. Tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki artışın bir nedeninin de, tarım yapılabilecek arazilerdeki azalışlar olmadığını kim söyleyebilir?

 

Değerli Dostlarım,

 

Zararın neresinden dönülürse dönülsün, kardır. Tarım arazilerinin yok olmasını önlemek adına elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Karar mercilerinde bulunan bürokrat, yönetici ve siyasilerin doğru kararlar alması için kamuoyu oluşturmak bunlardan biridir.

 

Para ve rant için geleceğimize beton dökmeyelim.

 

Bir Kızılderili atasözünü hatırlatarak bu haftaki yazıma son veriyorum;

 

"Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık tutulduğunda, beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak."

 

Muhabbetle Kalın Dostlarım... 



Yazarın Tüm Yazıları
HER MÜZİK GIDA DEĞİLDİR...
YOK, DEVE...
AKBABALAR...
SİLAHSIZ TERÖRİSTLER...
HIRSIZLIKTAN DA ÖTE...
ŞEYTANIN OYUNU..
ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR...
NE GÜNLERE KALDIK EY GAZİ HÜNKAR...
ZAMAN TÜNELİ...
BAZEN DİKİZ AYNASINA BAKMAK GEREKİR..
BİR KÜLTÜR EKONOMİSİ ÖRNEĞİ OLARAK EGE İLLERİ TANITIM GÜNLERİ...
HAD BİLDİRME HADSİZLİĞİ...
ÇAKIRBEYLİ ORGANİK KÖY PAZARI...
HERŞEY ZIDDIYLA KAİMDİR...
BİR BOZKIR KASABASINDAN BAŞKENTE...
ASLA PES ETME...
EVDEKİ ÖTEKİ ODA...
KAHPE İÇERDEN OLUNCA...
MUTLULUĞUN ANAHTARI; KANAAT..
BİLMEK YETMEZ, SÖYLEMEK LAZIM...
BAŞKASI OLMA KENDİN OL...
KİRPİ OKU MESAFESİNDE SEVGİ...
EYLÜL'DE GEL...
ÖN YARGI YA DA YARGISIZ İNFAZ...
Yaz sıcağında kar keyfi...
Duyarsızlık mı, hoşgörü mü...
KURBANLA ALLAH'A YAKLAŞMAK...
PİZZACI MUSTİ...
MAKAMLAR MİHENK TAŞIDIR...
YERYÜZÜNDEKİ MELEKLER...
"KEŞKE"LERE TAKILMADAN "İYİ Kİ"LERLE YAŞAMAK...
Küllerinden doğan ülke; Polonya
SABIR OLGUNLAŞTIRIR, ŞÜKÜR TATLANDIRIR...
KELEBEK ETKİSİ; GÜL Kİ DÜNYA GÜLSÜN...
GENCER; YOK OLMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR GELENEK...
HER GECEYİ KADİR BİL...
ORUCA FARKLI BİR BAKIŞ; OTOFAJİ...
HIRSIZ VAR !!!
YENİ BİR KURTLA KUZU HİKAYESİ: VENEZUELA...
ÖNCE KADINLAR VE ÇOCUKLAR...
BAZI ÖLÜMLER İTİBARLIDIR...
DİNİME KÜFREDEN BARİ MÜSLÜMAN OLSA...
SENİN OY KAÇA GİTTİ...
BİR BELEDİYEYE BAŞKAN OLMAK...
GÖNLÜM EGE'DE KALDI...
BİZE ÇOK AYIP ETTİLER(!)
SEÇİM AHLAKI, AHLAKIN SEÇİMİ...
MODERN YÖNETİMİN DEĞİŞEN KODLARI...
İNGİLİZCEYE NEDEN FRANSIZIZ...
EĞİTİME MUHTAÇ EĞİTİMCİLER...
ZEHİRLİ EKMEK...
HER YASAL HAK, HELAL DEĞİLDİR...
KUTSALLARI SÖMÜRMEK...
DEVLET BABADIR...
SEÇMEN NELERDEN ETKİLENİR...
TOPLUMUN SİNİR UÇLARINA DOKUNMAK...
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM ...
HAD BİLMEK VE HAD BİLDİRMEK...
ÖNYARGI VE YARGISIZ İNFAZ...
SAATLER MİDİR ZAMANI BELİRLEYEN, YOKSA BİZ Mİ?
SARMAŞIK OLMA, KAVAK OL...
Merhamet edin ki merhamet bulasınız...
İnsanlara liderlik etmek istiyorsanız onlarla birlikte yürüyün...
ŞEYTAN İŞ BULAMAYINCA KÜLÜ KARIŞTIRIRMIŞ...
AHLAK CAN ÇEKİŞİYOR...
ANDIMIZ ÜZERİNE BİRKAÇ TAHLİL...
FARKEDİLMEK İÇİN DEĞİL, FARK YARATMAK İÇİN ÇALIŞIN...
PATLAMAYA HAZIR BOMBA: BALKANLAR...
GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN İNSANLARI...
BOYLARI KÜÇÜK, KALPLERİ BÜYÜK İNSANLAR ÜLKESİ: VİETNAM... (Aydın Kırobalı - Perşembe)
FARKLI İNSANLAR VE FARKLI BİR KÜLTÜR: TAYLAND
ÖNCE ŞÜKÜR BİTTİ...
ÇİNE'NİN YOLLARI TAŞTAN...
BARDAĞI ARADA BİR YERE BIRAKIN...
AYAKLAR GİDER, YÜREK KALIR...
İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR...
HERKES BİRGÜN HESAP VERECEK...
EŞİTLİK Mİ, ADALET Mİ...
YENİ YÖNETİM SİSTEMİMİZİN BİRKAÇ TEMEL UNSURU...
SİYASETTE ÖNCELİK MESELESİ...
BAZEN SUSMAK DA VEBALDİR...
ŞİMDİ HESAP KİTAP ZAMANI...
GERÇEK KANDIRILANLAR...
ÖNCE DUYGULAR BİTTİ, SONRA BAYRAMLAR GİTTİ...
BEN PARTİ TUTMAM, PARTİ BENİ TUTAR...
(Bir Kısım Ülkücüler) DÜŞMANA YAKIN, DOSTA IRAK...
ORUÇ: KARNI AÇ, KALBİ TOK TUTMAK...
SİYASETTE KATAKULLİ..
SPORDAN ÖTE BİR ŞEY; FUTBOL...
BALKANLARDAKİ TÜRK İZLERİ...
ACİLEN ERKEN SEÇİM...
TUTARSIZLIKTA İSTİKRAR...
ARTIK, İPİN UCU BİZDE...
NE SÖMÜRDÜK, NE DE SÖMÜRÜLDÜK...
DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR...
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...
SAVAŞIN DA BİR AHLAKI VAR...
GELECEĞİMİZE BETON DÖKTÜK...
HİÇBİRİMİZ MASUM DEĞİLİZ...
SERVET VE ŞÖHRET DÜŞKÜNLÜĞÜ...
HELVA YAPACAK USTA YOK...
FETÖ TEHLİKESİ GEÇTİ Mİ?
ZEYTİN DALI GEVREK OLUR...
Ege'de ve Egeli olmak...
İRAN OLAYLARI ÜZERİNE BİR TAHLİL...
TÜRKİYE NERE, SEVAKİN NERE...
PİDE KUYRUĞUNDA BEKLEYEN HRİSTİYAN...
BİR KRİPTO HİKAYESİ...
REAKSİYON MU, AKSİYON MU? (KUDÜS)
EMPATİ, SEMPATİ VE HOŞGÖRÜ...
Başkalarının gözünden Aydın...
O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler...