Arif Ali UYGUÇ

Felaket tellallığı

17 Mart 2016, Perşembe

     

Ankara’ya yapılan son terörist saldırının ardından, Hükümet internette olayın paylaşımını engellemek için yasak getirdi. Amaç terörist saldırının, olaya tanık olan insanlar tarafından ülkenin diğer yerlerindeki insanlara duyurulmasını engellemek miydi?

Hiç de değil. Amaç, olaya tanık olan insanların, olay anı fotoğraflarının paylaşımını engellemekti. Değilse olaya tanık olanlar anında ellerindeki telefonlarla tanıdıklarına anında ulaşmış ve gördüklerini, duyduklarını ayrıntılı olarak aktarmışlardı.

Burada amaç, olan LANET saldırının manzarasının paylaşımına engel olmaktı; Hükümet bu yasağı koyarken sonuna kadar haklı.

ABD’nin Irak’a girme bahanesi üretmek için düzenlediği 11 Eylül saldırısını hatırlıyor musunuz? İki tane yolcu uçağı Dünya Ticaret Merkezi binalarını bıçak gibi keserek geçiyordu. O, 11 Eylül saldırısından, o binalara çarpan iki uçağın videosundan başka sosyal medyada paylaşılan başka fotoğraf ya da video hatırlıyor musunuz? Ölen binlerce insanın bir tekinin bile fotoğrafını görmedik medyada.

Olay olmuş ve bitmiş; o andan sonra yapılacak olan, olaydan etkilenenlere yardım etmek ve yarayı sarmak; olay yerinin fotoğraflarını ya da videosunun çekip ortalık yere salıp FELAKET TELLALLIĞI yapmak değil. Biz toplum olarak bunu yapıyoruz.

Bunu neden yapıyoruz?

Olaya müdahale etmeyeceğiz, izleyip bizden sonrakilere şahit olduğumuz acı, çirkin, çirkef manzarayı ballandırarak aktaracağız; halt edeceğiz. Elimizin altında teknolojinin tüm olanakları olacak ve biz bu teknolojiyi tellallık içgüdümüzle kullanacağız. Orada acı çeken, can savaşı veren insanların içinde bulundukları durum hiç önemli değil.

Tamam; MİT, Amerikalıların uyarıları da dâhil, olayı ES GEÇMİŞ. İçişleri Bakanlığı her zamanki gibi UYUMUŞ. Hükümet, elini kolunu bağlayıp, gelişmeleri izleme gibi bir ZAAF içerisinde.

Ama burada vatandaşa düşen; bombalama sırasında bacağı, kolu kopanların fotoğraflarını çekip insanlarla paylaşmak mı? Felaket tellallığı mı yapılacak olan.

Bence değil.

Kimse Ankara’da olan o (adını koyamadığımız ve asla koyamayacağımız) saldırıda ölenlerin ölüm sonraki durumunu merak etmiyor. Merak edilen, o ölenlerin kimler tarafından ve neden öldürüldüğü.

On yıl, on beş, elli yıl sonra kimse kol nasıl kopmuş, bacak nereye kadar fırlamış merak etmeyecek. Bu yüz karası olayı KİM, NEDEN YAPTI onu merak edecek.

Biz şimdiden merak ediyoruz.

 

* * *

 

Pazar günü üniversite sınavı vardı. Bir kız öğrencinin hayatı nasıl karartıldı ona şahit olduk.

Cumartesi günü akşamüzeri eşi ve iki kızı ile evine doğru gelen adamı polis durdurdu ve kimlik kontrolü yaptı. Kontrol sırasında adamın borcu yüzünden arandığı tespit edildi. Apar topar karakola götürüldü. Kadın iki kızını da alıp eve gitmedi elbette. Saatlerce karakolun kapısının önünde kocasının durumunu öğrenmek için bekledi. Bir gelişme olmayınca kızlarını alıp evin yolunun tuttu.

Sabah büyük kız yaşamı boyunca hazırlandığı üniversite sınavına gidecekti ama babası karakolda gözaltındaydı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.

Baba, kızını sınava gitmeye ikna etti ama kız o moral bozukluğu ile girdiği sınavda iki soruyu bile doğru dürüst yapamadan çıkıp geldi. Oysa lise döneminde bu kız beş karnenin 3’ünde takdir almış bir öğrenciydi.

Bu ara baba, 5 ay kadar önce ödediği borç yüzünden gözaltında olduğunu öğrendi. Parayı teslim ettiği avukat karakola çağırıldı.

Avukat, borcun ödendiğini, kendisinin ödenen borcu resmi makamlara bildirmediği için aramanın kalkmadığını söyledi ve babadan özür diledi.

Anne avukata o kadar çok beddua etti ki duyunca yüreklerim parçalandı.

Anne gözyaşları içinde, O avukatı İlahi Adalete havale etti.