Takip Et

Arif Ali UYGUÇ

Mısır

24 Mart 2016, Perşembe

     

Genç adam köy kahvesine gelen satıcıdan, dokuz pazarlık yaparak bir radyo aldı. 750 liraya biten pazarlık için peşinat olarak 250 lira verdi. Kalan 500 liranın yarısını pamuk, kalan yarısını da zeytin vadeli ödeyecekti. Koltuğunun altına zor sığan radyoyu kucakladığı gibi evinin yolunu tuttu. Radyoyu aldığına en çok çocukları sevinecekti. Çünkü köyde birkaç kişinin radyosu vardı ve çocukları ona sürekli bir radyo alması için söylenip duruyordu.

Eve vardığında çocuklarının sevincini göremeden babası tüm büyüyü yok etti.

“Kaça aldın bu şeytan işini” diye sordu babası.

“750 elli” dedi genç adam.

“Sen adam olmazsın oğlum” dedi yaşlı babası.

“Üstüne 250 daha denkleştirip eve bir alca inek getirsen olmaz mıydı?”

Alca inek dediği Hollanda ırkı inekti. Yeni başlayan bir furyaydı o günlerde alca inek. Yerli inekler günde en fazla 3, 4 kilo süt veriyordu. Hollanda inek ise iyi bakımla günde 10, 12 kilodan fazla süt verebiliyordu.

 

AMAÇ DAHA ÇOK KAZANMAK

Her şey o günlerde başladı. Amaç daha çok üretim, daha çok kazançtı.

Bu furya MISIR sözcüğünü de günlük konuşmaya soktu.

Mısır ineği, mısır darısı, mısır tavuğu, vs… vs…

Mısır sözcüğü; geniyle oynanmış sözcüğünün tam karşılığıdır.

Daha fazla süt, daha fazla darı, daha fazla yumurta, daha fazla sebze, daha fazla, daha fazla…

Bu furyanın sonrasında, tüfeğin icat olmasıyla bozulan mertlik devede kulak kaldı.

Ne etin, ne sütün, ne darının, ne karpuzun, kavunun, biberin, patlıcanın tadı kaldı ne de sofraların.

Bu MISIR yiyeceklerini üretenler de farkındaydı, sofralarda tadın kalmadığının. Onun da çaresini bulmaya çalıştılar ve buldular: Yeni yetiştirilen mısır türlerine, eskiden var olanların tadını, aromasını, rengini aşılamaya başladılar. Böylece tüketicinin damak tadını geri getireceklerini düşündüler.

 

KENDİLERİNİ UZAK TUTUYORLAR

Oysa…

Bu türleri üretenler, ailece eski, mısır türü olmayan gıdaları tüketmeyi sürdürüyorlardı. Nasıl, Silikon Vadisi patronları çocuklarını sanal teknolojiden uzak tutuyorsa, onlar da geniyle oynanmış, geniyle oynadıkları gıdalardan uzak tuttular, tutuyorlar. Daha ucuz ve daha fazla tüketim, az geliri olan milyarların sofra doldurucusu. Tüketilenin sağlıksız olduğunu düşünen çok küçük bir kesim, hala eskiden üretilenleri üretip, ürettirip tüketiyorlar; Pahalı olmasına rağmen.

Bir dönüm tarladan, 5 tondan fazla geniyle oynanmış domates üretebiliyorlar ama genine dokunulmamış domates aynı arazide 800 kilodan fazla vermiyor. Diğeri bir liradan satılıyor, eskisini 5 liradan satsan anca kurtaracak. Kimsenin de işine gelmiyor bu durum.

Geçtiğimiz günlerde Gazetemiz Denge’de “Çine etinin özelliği kalmadı” başlığıyla bir haber yayınlandı. Kasaplık da yapan Ahmet Özen, yanlış devlet politikalarının ve hazır yem kullanımının Çine’de yetişen hayvanların et kalitesini düşürdüğünden bahsediyordu.

Sevgili Ahmet kardeşim; GÜNAYDIN… 



Yazarın Tüm Yazıları

Çine arkeoloji müzesi

12 Mayıs 2016, Perşembe

Fanatizm

15 Nisan 2016, Cuma

Mısır

24 Mart 2016, Perşembe

Felaket tellallığı

17 Mart 2016, Perşembe

Naylondan dünyalar

10 Mart 2016, Perşembe

Ucuz dansözlükler

3 Mart 2016, Perşembe

Başıboşluk

4 Şubat 2016, Perşembe

Bilinip tutuklanmayan katiller

14 Ocak 2016, Perşembe

Aydın Çevre Kurultayı

7 Ocak 2016, Perşembe

"Zeytin Sütü"

31 Aralık 2015, Perşembe

"Biz büyüdük ve kirlendi dünya"

24 Aralık 2015, Perşembe

Gerga diye bir yer

17 Aralık 2015, Perşembe

Çok Gezen mi Çok Okuyan mı?

10 Aralık 2015, Perşembe

Hayvan hikayeleri

3 Aralık 2015, Perşembe

“Çine'de kan arıyorum”

26 Kasım 2015, Perşembe

Şaka gibi vaatler

19 Kasım 2015, Perşembe

“Zeytinyağı 30 lira olacak” mı?

12 Kasım 2015, Perşembe

Okumakla öğrenilmiyormuş hayat

5 Kasım 2015, Perşembe

“Sen de haklısın”

29 Ekim 2015, Perşembe

Tarih tekerrür etmesin

22 Ekim 2015, Perşembe