Profesör Doktor Ethem Ruhi Fığlalı ile sohbetimizin dördüncü bölümünü aktarmadan bir bilgilendirme, bir de düzeltme yapmak istiyorum.
Röportaj sırasında Fığlalı’nın öğrencisi Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu, emekli Tüccar Mehmet Ali Acar, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu, emekli Din Bilgisi Öğretmeni Vedat Candaş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Mezunu, Sanayici-İşadamı Nevzat Şimşek de bizimle birlikteydi. Soruları ve hatırlatmaları ile röportaja büyük katkı sağladılar. Gazetemizin yazarı Faruk Özkan da bizimleydi...
RÖPORTAJ: EMİN AYDIN
DİN ADAMI DEĞİL, DİN BİLGİNİ
Sohbetimizin ilk bölümünü aktarırken yaptığım takdimde kullandığım, “Modern din adamı” ibaresi Fığlalı hocamızı rahatsız etmiş. Telefonlar arayıp “Ben ‘din adamı’ tanımına karşıyım. 50 yıldır bu uğurda mücadele veriyorum. Lütfen düzeltelim” dedi. “Hocam, ‘din alimi’ yazayım” dedim, buna da karşı çıktı. “Alim olmak kolay iş değil, ben daha talebeyim” yanıtını verince, “din bilgini” tanımlamasında karar kıldık. Düzeltiyor, sohbetimizin dördüncü bölümünde sizi Fığlalı’nın anlattıkları ile baş başa bırakıyorum.
- Muğla Üniversitesi’nin adının konuluşunu anlatabilir misiniz?
2000 yılından itibaren üniversitemizin adının “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” yapılması için çok uğraştım. Esasen ben Sıtkı Koçman Bey’i daha önce tanımıyordum. Daha sonra 1998’de bir gün rektörlükte makam odamda oturuyordum. Sekreter geldi, ‘Efendim Erman Şahin ziyarete gelmişler’ dedi. Ben de müsaittim, buyur ettim. O tarihte Erman Bey bakan değildi. Erman Bey, bana Alaittin Arpat’ı tanıttı ve ‘Size müjdeli bir haberi var’ dedi. Alaittin Arpat, Fethiye’de krom madeni çıkartırken Sıtkı Koçman’ın yanında çalışmış bir orman mühendisi. Sıtkı Bey’in oğlu Ali Koçman Amerika’ya böbrek yetmezliği hastalığını tedaviye giderken uçakta vefat etmiş. Alaittin Arpat , ‘Onun cenazesine gitmiştim, cenazeden sonra Sıtkı Bey’in odasına, yanına gittim, ağlıyordu’ dedi.
''İSTANBUL'UN HER ŞEYİ VAR, MUĞLA'YA YAPTIRALIM''
Sıtkı Koçman, ‘Ali’nin adına İstanbul’da sağlık ocağı, hastane yatırayım diye konuştu’ dedi. Ben de (Arpat) bunun üzerine; ‘İstanbul’a herkes her şeyi yaptırıyor, bizim Muğla’ya bir rektör geldi. 4-5 yıldır neredeyse her gün televizyona çıkıyor. Bizim Muğlalıları fırçalıyor, 'Öğrencileri kazıklamayın' diye bağırıyor, her çıktığı zaman bunları söylüyor, 'Buraya bir yurt yaptırın, hem Ali Bey’in hayrına yaptırmış oluruz’ teklifine, ‘Bunu bir düşünelim, projeleri gönderin’ demiş. İşte onun müjdesini vermeye gelmişler bana. ‘Hemen işe koyulalım’ dedim. 500 kişilik diye ağızdan çıkmış. O zaman da Yurt-Kur Yönetim Kurulu'ndaydım. Yurt-Kur’a telefon açtım. ‘Bana hemen 500 kişilik yurt projesi postalayın’ dedim. Projeler geldi. Muğla’nın sevilen ve sayılan usta mimar ve sanatçılarının ilk sıralarında yer alan, değerli dost ve candan arkadaş olan Taşkın Bilginer de sağ olsun sabah kadar bizimle çalıştı. Üç gün içinde dosyayı hazırlayıp, İstanbul’a gönderdik. Ben Sıtkı Bey’i aradım; kendisine teşekkür ettim. ‘Gelmek istiyorum’ dedim. ‘Hayır, gelmeyin’ dedi. ‘Tamam’ dedim. Çünkü daha cenazenin sıcaklığı var.
YER TESLİMİ YAPILDI
Aradan 15 gün geçti, geçmedi. Sıtkı Bey’in yakın dostları olan Ceylan Grubu geldi. Geldiler; yer teslimi yaptık ve hemen başladılar inşaata. O istememesine rağmen, atlayıp İstanbul’a gittim. Tanıştık, Sıtkı Bey ile yanımda bir çanta dolusu klasör var. Üniversitenin ihtiyaçları olan 25 ayrı proje var. Onunla konuşurken yanımızda, daha sonra bizim vakfın başkan yardımcılığı görevini de üstlenen ve kendisini çok değerli, liyakatli ve dirayetli yüksek makine mühendisi ve aynı zamanda eskilerin, “Hâzâ adam gibi adam”, (işte adamın hası) dedikleri insan tipine örnek olacak bir müstesna şahsiyet olarak tanıdığım dostum ve arkadaşım Ziya Özkan vardı ve o da kuruluşunda BMC’nin genel müdürüymüş; tâ o zamandan arkadaşı.
VAKIF KONUSU GÜNDEME GELDİ
Sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Maliye Bakanı Adnan Beşer Kafaoğlu da geldi. Sıtkı Bey, ‘Ben bir vakıf kurmak için faaliyete geçtim’ dedi. ‘Efendim, bizim üniversitenin bir vakfı var, onu da ben bilginize sunuyorum’ dedim. ‘Teşekkür ederiz, minnettarız ancak bu yurt yeterli değil, şu anda yeterli gibi görünüyor fakat bizim üniversite hızla büyüyecek gibi, bu yurt kapısını açık tutsanız iyi olur’ dedim. Ben yanına gitmeden önce Sıtkı Bey’e güzel edebi bir mektup yazmıştım. Sonradan mektubu okuyunca beğenmiştim. Sıtkı Bey ‘Bu gece ne yapacaksın’ dedi. ‘Dönüyorum efendim’ dedim. ‘Bu akşam kalsana, hemen otelden yer ayarlarız, yarın gidin, var mı bir mahsuru?’ diye sordu. ‘Yok, bir sıkıntı’ dedim. Beni oradan arabayla otele gönderdi. Ben ayrıldıktan sonra onlar oturup, kendi aralarında bir istişarede bulunmuşlar. ‘Bu adama inanılır’ demişler. ‘Biz bu vakıf sevdasından vazgeçip hocanın vakfını alalım’ demişler. Benim klasörü Ziya Bey’e vermiş, ‘Şu projelere bak’ demiş. Ertesi gün sabahleyin bir telefon geldi Sıtkı Bey’in ofisinden. ‘Sıtkı Bey saat 11 civarında geliyor, burada olursanız memnun oluruz’ dediler. ‘Tamam’ dedim. ’Biz araba gönderelim mi?’ sorusuna ‘Hayır, gerek yok’ cevabı verdim. Oraya gittim, Ziya Bey de geldi. Üçümüz orada öğle yemeği yedik. Sıtkı Bey ‘ Rektör Hoca, biz arkadaşlarla konuştuk, vakıf kurmaktan vazgeçtik. Sizin vakfa müzahir olalım’ dedi. ‘Efendim, müzahir olmayın, onun sahibi olun. Sıtkı Koçman Muğla Üniversitesi Geliştirme Vakfı adını verelim’ dedim.
VERGİSİ ÖDENMİŞ 30 MİLYON DOLARIM VAR
Sıtkı Bey, ‘Ziya benim çok yakın arkadaşım, ondan gizlim yok. Benim bankada, vergisi ödenmiş 30 milyon dolar param var, o tüm projeler için bütün para yetiyorsa hepsini yaptıralım’ dedi. ‘Hayır, efendim ben bu işte yokum’ dedim. Hem heyecanlandım hem de 'Bunu kaçırır mıyım' diye düşünüyorum içimden. ‘Nasıl yani’ dedi. ‘Ben böyle para işlerine giremem, anlamam da zaten. Bu işleri resmi ve benim güvendiğim kişiler takip eder’ dedim. ‘Benim müteahhittim ne olacak’ dedi. ‘Ben size sunayım, siz müteahhidinize verin, benim adamlarım sizin emrinizde koştursunlar’ dedim. İkincisi, bu meselelerde güven çok önemlidir. Benim hesaplarım ve istediklerim ortada, siz de ayda bir fırsatınız oldukça üniversiteye gelip, gelişmeleri yerinde göreceksiniz, bu işi birlikte yürüteceğiz’ dedim. ‘Ben bu yaştayım, neden yoruyorsun sen beni?’ dedi. ‘Hayır, yorulmazsınız, gençleşeceksiniz göreceksiniz’ dedim. Ve o yürümekte zorlandığı zamanlarda bile Sıtkı Bey’i ben Muğla’ya getirdim. Çünkü 90 yaşındaki bir adam binlerce öğrenciyi gördüğü zaman ona ayrı bir hayat gelir.
MUĞLA'YA, ÜNİVERSİTEYE GELMEKTEN KEYİF ALDI
Nitekim ondan sonra bana telefon açıp ‘Hoca ne zaman geliyoruz’ demeye başladı. Sıtkı Bey 30 milyon dolar dedi ama 59 milyon dolara yakın para harcadı. Benim Sıtkı Bey adına çok takdir ettiğim, bir ilâhiyatçı olarak hayranlıkla ve gıpta ile sözünü ettiğim bir vasfı şudur: Hepsini takdirle andığımız Sakıp Sabancı, Vehbi Koç, Kadir Has gibi hayırseverlerimizin hepsi şirketlerinin bilançosunda kendilerinin hissesine isabet eden brüt payı üniversitelere, hayır işlerine aktarmış kişilerdir. Ben Sıtkı Bey’e ‘Efendim siz de böyle yaparsanız, devlete vergi vermek zorunda kalmazsınız’ dedim. ‘O zaman bu bağış olmuş olur mu? Bağış, devlete ödenmesi gereken vergiler ödendikten sonra insanın kendi cebinden çıkarıp verebildiği şeydir.’ dedi. Bu adam oruç tutmaz, namaz kılmaz, dinle pek işi olan ya da bazı Müslüman varlıklıların yaptıkları gibi dinden menfaat uman çıkarcı bir kişi değildi. Ama benim kanaatimce İslam’ın ruhuna, özüne ve Kur’an’ın emrine göre amel etti ve ihtiyaçtan fazlasını tamamen infak etti. Bana göre, Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla başka bir örneği daha yok, varsa da çok az..
ÜNİVERSİTEYE ADININ VERİLMESİ İÇİN ÇOK MÜCADELE ETTİK
Sorunuza döneyim. Ben rektörlük yaptığım dönemde, maalesef üniversiteye Sıtkı Koçman’ın ismini verdiremedik. Her şey hazırlanmış ve üçlü koalisyonun liderlerinden, Merhum Ecevit, Sayın Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’den bizzat müspet söz almıştım ve talimatları üzerine kanun teklifi ile ilgili kararname Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmıştı. Ancak ne büyük şanssızlık ki kararname, imzalanıp Meclis’e gitme şansını elde edemeden Bahçeli’nin “meşhur” erken seçim restine kurban verildi. AK Parti hükümetleri zamanında da taleplerimizi sürdürdük. Benden sonraki arkadaşların da talepleri oldu. Şahsen Millî Eğitim Bakanlığı zamanında Hüseyin Çelik’e bir mektup yazarak konudaki ısrarlarımızın ve taleplerimizin ciddiyetini arz ettim. Ricalarımız ve taleplerimiz kabul edildi ve neticede başarılı olduk.
Ayrıca 2000 yılında Sıtkı Koçman Bey’in sağlığında, kendisine üniversitemiz senatosu tarafından “Fahrî Doktora” unvanı verilmiştir ve Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e müracaatla Sıtkı Koçman Beyefendi’nin “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile taltif edilmesi yolundaki talebimiz olumlu karşılanmış ve beratı, biraz gecikmeli olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından İstanbul’da takdim edilmiştir.
İLAHİYAT FAKÜLTELERİNDE EĞİTİMİN KALİTESİ YÜKSELTİLMELİ
- Muğla’da İlâhiyat fakültesi var mı?
Şimdi var, ancak benim dönemimde yoktu. Bana bıraksalar Türkiye’de şu anda tam sayıyı bilmiyorum, ama duyduğuma göre 80’leri bulmuş olan İlâhiyat fakültelerinin sayısını taş çatlasa 6’ya indiririm; İlâhiyat fakültelerinin gerçekten ilâhiyat olabilmesi için. Bugün Muğla’da benim bağışladığım İslami kitapların dışında başka kitap yok. Türkiye’de iyi yetişmiş ilâhiyat hocası da yok. Esas sorun burada. Dışarıdan, liselerden veya başka kurumlardan derlediğiniz amatör hocalarla bu işi yürütemezsiniz. Mevcut şartlarda yetersiz öğretim elemanlarına dayalı bir eğitim-öğretim yapan ilâhiyat fakültelerinde, din araştırıcısı, yani ilâhiyatçı değil sadece ve sadece ilm-i hal bilgisine sahip ve “Elif”i “mertek” sanan cahiller yetiştirirsiniz. Aklın en emin ve sağlam ürünü demek olan ilim, bir edep, bir ehliyet ve bir liyakat işidir. O yüzden bana göre, şu zamanda, küreselleşmenin insanlığı savurduğu bu dönemde, bilgi çağının bile sancılarla kıvrandığı bir süreçte, eğitim düzenimizin, hele ilâhiyat eğitim ve öğretim sisteminin yeniden ve bütünüyle düzenlenmesi, Türk Müslümanlığı için hayatî bir meseledir; “Türk milletinin ölüm kalım savaşıdır” dense yeridir. DEVAM EDECEK
























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.