Profesör Doktor Ethem Ruhi Fığlalı ile sohbetimizin üçüncü gününde Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'ne adaylığını ve Muğla Üniversitesi Rektörlüğü'nün nasıl olduğunu konuştuk.
RÖPORTAJ: EMİN AYDIN
- Rektör adaylığınız nasıl oldu?
Dokuz Eylül Üniversitesi'nde 1991 yılında rektörlük seçimi yapılacaktı. Arkadaşlar çok ısrar ettiler, Ankara’dan da adaylığımı koymam hususunda haberler geldi. Bunun üzerine Namık Çevik Hoca'ya karşı, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne rektör adaylığımı koydum. Bu bir seçim, siyaset işlerine karşı hevesim ve yeteneğim de yok. Mehmet Ali Acar değilim ki siyasetten anlayayım. (gülüyor) Tıp Fakültesi'nin salonunda konuşurken, Kalp Damar Cerrahı, Doç. Dr. Öztekin Oto, ‘Hocam biz sizi gayet yakından tanıyoruz, siz seçimlerde ikinci, üçüncü sırada olursanız, en yüksek oyu alamamış olmanıza rağmen görev kabul eder misiniz’ dedi. ‘Hayır, görev kabul etmem’ dedim. Bunun üzerine ertesi gün Ankara’dan telefon geldi. Mehmet Keçeçiler, ‘Turgut Özal’ın yanındayım, nasıl böyle bir şey söylersin’ dedi. Hürriyet Gazetesi’nde bu haber çıkmıştı. Böyle bir gaf yaptım ve bunun üzerine darıldı kendisi bana.
İLMİ ÇALIŞMALAR YAPTIM
Yardımcısı olmaktan büyük onur duyduğum merhum rektörüm Ömer Hoca emekli olunca, 1989’a kadar Rektör Prof. Dr. Namık Çevik’in yardımcısı olarak göreve devam ettim ve daha sonra ilmî çalışmalarımı hızlandırma gerekçesiyle 1982 Temmuz’undan bu yana yürüttüğüm İlahiyat Fakültesi dekanlığı ile yetindim.
- Muğla’ya nasıl geçtiniz?
Rektör yardımcılığından ayrılınca YÖK’e (Yükseköğretim Kurulu) üye olarak seçtiler. YÖK’ün huzur hakkı yoktu ancak biletinizi alıyorlardı. Toplantılara katılıyordum. Yeni üniversiteler kuruldu o ara. Mehmet Keçeciler, ‘Hocam rektörlüğe adaylığınızı koyun’ dedi. ‘Mehmet ben rektörlüğü düşünmüyorum, ama illaki olacaksa Denizli olabilir’ dedim. Kendi kendime, en azından Denizli’de eşimin evi var, diye düşünüyorum. Denizli, büyük de bir yer. YÖK’ten o tarihte başkanlar da ısrar etti. Demirel yine başbakan ya (gülüyor) Baha Akşit’in oğluna söz verilmiş daha önce, o oldu. Muğla’yı istemiyorum. Yorgun hissediyorum çünkü kendimi, bir de sosyal demokrat, zor bir yer. ‘Ben istemiyorum’ dedim.
TELEFONDA ÖZAL VARDI
Malûm kurucu rektör adaylarını hükümet öneriyor, YÖK’ten seçilip cumhurbaşkanına gidiyor. O akşam bir telefon geldi. Yine Mehmet Keçeçiler, ‘Harbiye Orduevi'ndeyiz, Turgut Özal da burada, kendisine veriyorum’ dedi. ‘Alo ben Turgut, iyi akşamlar, bu defa da komşuluğumu mu istemiyorsun?’ dedi. Tek söylediği cümle buydu. Bir keresinde bir yaz İzmir’e telefon açtı, ben İzmir’den fakülteden çıkıp oraya gittim. Beni İzmir’den aldılar ve Marmaris/Okluk Koyu’na götürmüşlerdi. Birkaç defa da ben ve Ankara’dan bazı akademisyen ilâhiyatçı arkadaşlarımızla birlikte Çankaya Köşkü’ne çağırılır ve orada Sayın Özal ile sohbet ederdik. Özal çok zeki bir adamdı. Aklına bir şey takıldığında hemen sorardı. Bana da bu kurcalamalarımdan dolayı değer verir ve vazgeçemezdi. Bir sohbetimizde Fukoyama’nın “Tarihin Sonu” eseri üzerine konuşuyorduk. Ben de 'Bu zat kitabını yazdığı zaman efendim şu noktaları eksik bırakmıştır o’ dedim. ‘Sen bu eseri nerede gördün?’ dedi, bana. Olacak bu ya ben de İzmir’de dekan iken, Hindistan’da Ebulkelam Azad’ın bininci doğum yılı dolayısıyla bir toplantı yapılmıştı. Türkiye’den Dışişleri Bakanlığı bu toplantıya beni gönderdi. Ben Hindistan’a gittim orada dolaşırken, bu kitabı gördüm, aldım. 70-80 sayfalık bir kitaptı uçakta gelirken okumuştum. Kendisine bu durumu arz ettim. Bunun üzerine o da o zaman Diyanet İşleri başkanı olan Prof. Dr. Mustafa Sait Yazıcıoğlu’na, ‘Başkan bundan bir şey saklanmıyor, ona göre tetikte ol’ diyerek latife etti. Uzun lafın kısası Özal ‘Benim komşuluğumu istemiyor musun?’ deyince ‘Efendim bu aklımın köşesine bile gelmedi, siz nasıl emrederseniz öyle olsun’ dedim.
MUĞLA'YA KURUCU REKTÖR OLARAK ATANDIM
O gece kararname değişti, ertesi günü 10 Kasım 1992 sabahı kararnamede resmi gazetenin mükerrer (defalarca yapılan, yinelenen) sayısında benim Muğla Üniversitesi’ne Kurucu Rektör olarak atandığım tescil edildi. Benim hiçbir şeyden haberim yok. 10 Kasım sabahı İzmir Atatürk Meydanı'nda tören için toplandığımızda, Rektörümüz Prof. Dr. Namık Çevik Hoca, ‘Tebrik ederim Sayın Rektörüm şöyle buyurun’ deyince, meseleyi o zaman anladım. Böyle dostlukların çok kalıcı olmakla beraber üzücü yanları da var. Biz Özal ile Muğla’da bir gün bile komşuluk yapamadık. 17 Mart 1993 tarihinde Ankara Hilton Otel’de Ramazan ayının herhalde onuncu günüydü. “Değişim Sürecinde İslâm” konulu bizzat Özal’ın direktifleri ile tertip edilen bir paneldeyiz. Moderatörümüz rahmetli Turgut Özal’dı. Bizim aylık yaptığımız toplantılar sonucunda ulaştığımız raporlar doğrultusunda İslam Dünyası’nda yapılması gereken, mümkün ve muhtemel olan ya da elzem olan fikir hareketleriyle ilgili bir toplantıydı. Orada ben konuştum, Prof. Dr. Mehmet Aydın ve Prof. Dr. Mehmet Sait Hatipoğlu konuştu. Prof. Dr. Mustafa Sait Yazıcıoğlu da Diyanet İşleri Başkanı olarak onur konuğu idi. Çok güzel bir toplantı gerçekleşti. Rahmetli Özal kalktı, ‘Bugün burada çok mühim bir toplantı yaptık. Bu toplantı için bir aydır hazırlanıyorum, bu hocalar benim söyleyeceklerimin hepsini söylediler, bana ne kaldı şimdi’ dedi.
RİYAKARLIĞIN DELİLİ
Ertesi sabah Türkiye Gazetesi manşet attı. ‘Özal ne güzel ihya etti’ yazıyor. Altında yine bir manşet ‘Fığlalı, her zamanki hainliği ile İslam’ı yıkmak için konuştu’ diye yazıyor. Aynı gazetedeki bu iki başlık, Müslüman olduğunu söyleyen bir topluluğun zihniyetini ve riyakârlığını gösteren çok açık ve kesin bir delildir. Ama ben, her şeyin bir bedelinin olduğunu düşünen bir insanım.
“MUĞLA’DA SIFIRDAN BAŞLADIK”
Türkiye’de ayağı yere basan projeyle devam ettiğiniz sürece kaynakları buluyorsunuz. Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Bakanlığı hiçbiri de bana Turgut Özal’ın ya da Süleyman Demirel’in ismiyle imkân tanımadı. Bir tek Necmettin Erbakan ile yıldızlarımız barışmamıştı. (gülüyor) Biz Muğla’da benim yaşım ve tecrübelerim gereği orada yapılması lazım gelenleri en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Yokluk zamanındayız, herkes sarayda yaşamak ister, arzu eder. Ben bedavaya sarayı nasıl elde edebilirim diye düşündüm, aklımı çalıştırdım. Türkiye’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ), ama asıl olarak Malatya İnönü Üniversitesi’nin bütün kampus projesini ve sonra da bizim Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk ve İktisadî-İdarî Bilimler fakültelerinin projelerini çizen arkadaşım Sezar Aygen aklıma geldi. O tarihlerde İmar Kanunu’nda bir projenin üçüncü defa uygulanması söz konusu olursa proje bedelinin ancak çok az bir kısmını öderdiniz. Dolayısıyla ben, Muğla Üniversitesi kampus projelerini Sezar Aygen’e yaptırmakla henüz bütçesi ve proje bedeli bulunmayan bir üniversitenin en kısa sürede geliştirilmesi için atılması gerekli adımı atmış oluyordum. Nitekim Merhum Demirel de daha ilk yılımızdaki temel atma törenini teşriflerinde, bu işten dolayı beni alenen şımartmıştı. 24 Kasım 1992 tarihinde Muğla’da rektör olarak işe başladım. 1993 başında Süleyman Demirel’in kapısına gittim. Tecrübe burada işte. Gerçi başka bir aksaklıktan dolayı bir sene sonra oldu bu iş. Devlet Planlama Teşkilatı, o tarihte benim başvurumu görünce ‘Yeni kurulan bir üniversitede bütçe yok, adam projeye yatırım bütçesi için geliyor’ diye şaşırmışlardı. Yani bu meselede Muğla’nın şansı benim kanaatimce bana sahip olmaları.
ÖZEL TALEPLERE TEPKİ VERİRDİM
O dönemde Muğla Muğla Milletvekili Erman Şahin, Şehircilik ve Belediyelerden Sorumlu Devlet Bakanlığı yapıyor. Erman Şahin SHP’li; ama bugün, Muğla’da benim en yakın dostlarımdan, sevdiğim saydığım isimlerin başında yer alan bir arkadaşımdır, Muğla sevdalısı, milliyetçi ve vatanperver, yiğit bir adamdır. Benim tayinimi görünce hepsi karalar bağlamış. Vali Lale Ataman da dâhil. Ben buralarda dostluklarımı kullanarak işleri gerçekleştirdim. Hem tecrübelerinizin hem de yapacağınızın önemini anlamakla alakalı. Erman Şahin de Lale Hanım da Muğlalılar da bir süre sonra beni anladılar, korkulacak bir şeyin olmadığını gördüler. Bugün bile hala iftiharla söylerim; benim üniversitelerime, Muğla ve İzmir’e, bunca siyasetçi ziyaretime geldi; yedi içti ama üniversiteyle alakalı herhangi bir tayindir vs. talep olduğu zaman, ben o arkadaşlara tepkimi gösterdim. DEVAM EDECEK
Örnek bir yönetici modern bir din adamı
























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.