Uğur ESER

UZAKLAŞMAK...

10 Temmuz 2017, Pazartesi

     

UZAKLAŞMAK...

 

Daha dün gibi hatırlarız sokaklarda koşturmayı, yapma denilenleri yapmayı kısacası haylazlığı. Hani komşu Ayşe Teyzenin bahçesinden eriklerini çaldık diye 'Anne terliği'nin tadına baktığımız zamanları...

              Ah ile Vah arasında ki ince çizgide devam ederiz yaşamaya. 'Her ne olursa olsun yaşamalısın' demiştir annemiz, babamız, arkadaşımız... Yaşarız içimizdeki çocuğu öldürmeden, her fırsatta yaramazlıklarına devam ederiz, etmeliyiz. Tek amacımız çalışmak olmuştur çünkü, çalışıp hayatımızı devam ettirmek. 'Yeni çağın eski adamı' oluvermişizdir fark etmeden. Her ne kadar yeni jenerasyon tabirine aşina olsak da bize uzak olan tabire sarılmışızdır.

              “Hiçbir şey bir anda değişmez. Derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan haşlana haşlana ölürsünüz.”[1]

Uzaklaşmışızdır. Uzun zamandır ısısı yükselen bir küvetin içinde sonumuzun gelmesini bekliyoruz aslında.  Yani diyebiliriz ki; ölümümüzü bile romantikleştirmeyi ve keyfe keder bir siluete büründürmeyi başarıyoruz. Etrafımızda olup bitenleri büyük bir kayıtsızlıkla izliyor ve her koyun kendi bacağından asılır atasözünün hakkını son damlasına kadar veriyoruz. Git gide uzaklaşıyoruz herkesten, kendimizden bile... Başka öyküler arasında kendimize alan yaratmaya çalışırken, bazen ezip geçiyor bazen ise başka hayatların kalıntılarıyla avunmaya çalışıyoruz. Alışkanlıklar… Tüm o günlük rutin safsatası bir anda çevremize ördüğümüz korunaklı duvarımız oluveriyor. Üstelik kendi ördüğümüz duvarı aşmaktan korkar hale geliyoruz. Peki ya rutinden alınması gereken teselli mi bizi buna bağımlı yapıyor yoksa ‘yaşamak’ kavramı insan vücuduna bir beden büyük mü geliyor? Sınırlamalardan hoşlanmayan bizler yoksa kurallar olmadan hayatta kalma becerimizi kayıp mı ediyoruz? Her ne olursa olsun, siz 'Eski çağın yeni adamı' olun...

[1] Margaret Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü – The Handmaid’s Tale