Uğur ESER

BOZKIRIN TEZENESİ

1 Ekim 2017, Pazar

     

Neşet Ertaş türkü demek; binlerce yıldır söyleyen ve söylenecek olan… Neşet Ertaş bağlama demek; binlerce yıldır çalınan ve çalınacak olan… Yıllarca ismi türkü ve bağlama ile özdeşleşmiş Neşet Ertaş‘ın yoksulluk, gurbet ve ayrılıklarla dolu hayat hikayesi 1938'de Kırtıllar Köyünde başlar. Anası Keskin'in Hacelobası köyünden Döne, babası Yağmurlu Büyükoba'dan Muharrem Ertaş…

Baba Ertaş, orta Anadolu Türkmen/Abdal Müziği geleneğinin bilinen en güçlü temsilcilerinden biri ve gelmiş geçmiş en büyük bozlak ustası.

Çocukluk ve ilk gençlik yılları başta Kırşehir ve Yozgat'a ait köyler olmak üzere çevre iller ve ilçelerde babasıyla düğünlerde çalarak geçer... Derken bir gün elinde sazı cebinde iki buçuk lirayla ver elini Ankara diyerek Kırşehir'den ayrılır. Ankara, İstanbul, kısa bir süre için tekrar Kırşehir ve nihayet hiç bitmeyecek bir gurbet hayatına başlamak üzere tekrar Ankara. Gazinolar, pavyonlar, eğlence yerleri, düğünler, konserler ve turneler; Anadolu turneleri, Sarısözen'in tabiri ile "Kırşehirli mahalli sanatçısı" Neşet Ertaş, 1960'ların sonlarına doğru artık yurdun dört bir tarafında zevkle dinlenen ve herkesin sevdiği bir sanatçı olmuştur. O'nun türküleri orta Anadolu bozkırlarının bin yıllık hüznünü anlatır lisan-ı hal ile. İşte bunun için, "türkü" denince O'nun o gür, parlak ve bir o Kadar da içli ve duygulu sesiyle söylediği yürek burkan ezgiler gelir aklımıza. Bağlama denince de O'nun elinde adeta sihirli bir alet haline gelen bin yıllık sazımız akla gelir hemen.

Neşet Ertaş ilk plağını "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adı ile babası Muharrem Ertaş'a ait bir türküyle çıkarır. Halk tarafından çok beğenilen bu plağın ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gider.

Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri döner. Demirel zamanında kendisine sunulan 'devlet sanatçılığı' unvanını; 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi geri çevirmiştir. Fakat halk büyük destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur.

 

Neşet Ertaş hayatını anlattığı bir şiirinde şöyle der:

“Dizinde sızıydı anamın derdi

Tokacı saz yaptı elime verdi

Yeni bitirmiştim üç ile dördü

Baban gibi sazcı oldun dediler”

 

Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüştür. bir sanatçıyı tanımanın en iyi yolu hele de bu Neşet Ertaş gibi türkülerle kendini anlatan kendi ruh ve gönül macerasını saza söze döken bir ustaysa en iyi yolu sanatçının kendisini dinlemektir. Neşet Ertaş sazı türküye türküyü saza o kadar yakıştırır ve yakınlaştırırdı ki dinleyenlere derin bir iç çekmek kalırdı. şimdi onun sevenleri bozkır tezenesinin zamansız gidişine derin iç çekiyor...

 

Neşet Ertaş’ın Kendi Ağzından İstanbul’a Gelişi

'Cebimde iki buçuk liram vardı. Kırşehir’den Ankara’ya kadar da otobüs iki buçuk lira, ben İstanbul’a gidiyorum. Ankara’da otobüsten indim, çığırtkanın birine gittim dedim ki "ben İstanbul’a gideceğim, param yok". Elimde sazım var ya, "çal" dedi ben başladım çalmaya... Sırası gelince çığırmaya gidiyor, geri geldiği zaman çal demesine gerek yok, alıştım çalıyorum.

Ne zaman vardıysam, ta gece yarısına kadar saz çaldım. En son otobüsün arkasında şöyle bir oyuk yer vardı beni oraya verdi, İstanbul’a kadar ayakta geldim..'