• 18 Şubat 2016, Perşembe 16:50

“Akıllı adam esnaf odası başkanı olmaz”

Hulisi Akşit

Hulisi Akşit ile röportajımızın üçüncü gününde, Aydın’ı, esnaflığı konuştuk. Vali ile belediye başkanının halkın önünde, basın aracılığı ile kavga etmesinin yanlış olduğunu söyleyen Akşit, esnaflarla ilgili de önemli tespitler ortaya koydu. Bütün kazandığını toplumsal görevleri nedeniyle kaybettiğini belirten Akşit, “Akıllı adam esnaf odası başkanı olmaz” dese de kazandığı sevginin kaybettiklerinden çok daha fazla olduğuna dikkat çekti.

RÖPORTAJ: EMİN AYDIN

- 1973’ten bu yana Aydın’ı yakından takip ediyor, yön verenlerle beraber oluyor hatta yön veriyorsunuz. Aydın’ı nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce hak ettiği yerde mi?

Benim şahsi tespitlerim var. Aydın, Türkiye’de öncelikli olarak uçması gereken illerden biri. Özellikle turizm ve tarım açısından bunu başarması gerekir ama biz her ikisinde de başaramıyoruz. Avrupa’da 5 yıl kaldım, onun dışında her yıl ama konfederasyon yönetim kurulu üyesi olarak ama burada belediye başkanı ya da valilerle sık sık yurt dışına gidip geldim. Dünyada gezmediğim yer yok. Avrupa’da ormanda çöp yok, yaprak yok, şehrin içinde orman dairesi yok. Merak ediyorum; Aydın merkezdeki orman ya da ziraat dairesi ne iş yapar? Sen köylüsün; hayvanın hastalanıyor, kamyonete koyuyor, şehre getiriyorsun. Hayvancılıkta isyan ediyorsun. Veterinerin, ziraat mühendisinin şehrin göbeğinde ne işi var? Pamuk, buğday dikiyorsun, sana ilacı şehrin göbeğindeki daireden yazıyorlar. Araziyi görmeden, nemini, rüzgarını ölçmeden nasıl yazılır bu ilaç? Çıraklık okulu 7 yıldır. Doktor 6, avukat 5, mühendis 4 yılda oluyor. Berber, tamirci, tornacı, elektrikçi olabilmek için 7 sene okuyorsun, 7 yılın sonunda bana hala 'ilkokul mezunu' diyorlar. 7 sene okuyorum, usta olabiliyorum, yanımda birini çalıştırabilmek için bir sene daha usta eğitimine gidiyorum. Hala bize 'ilkokul mezunu' diyorlar. Türkiye için tehlikeli olan bir şey var, sanayide tornacı, tesviyeci, tamirci bulunamazsa hiç kimse şaşırmasın. Tıraş olacak berber bulamazlarsa şaşırmasınlar.

''OĞLUMA, KIZIMA İŞ BUL''

- Aydın neden hak ettiği yere gelemiyor?

1983’te Ankara’da TESK’in otelinde, Aydın’ın bütün eski, yeni milletvekillerini topladım, yemek verdim. ‘Aydın’a hizmet için sizlerden biraz daha gayret istiyoruz. Aydınlı bürokratların müdür olmaları, kaymakamların vali olmaları konularında katkı istiyorum’ dedim. Aydın’ın, esnafın tüm sorunlarını aktardım. İsmet Sezgin söz aldı. “Ben Aydınlılara elimden geldiğince sahip çıktım. Aydın’ın en önemli sorunu, ‘Oğluma, kızıma iş bul, bu müdürü buradan al’ talepleridir. Başka bir istek gelmez” dedi. Esas sorun Aydınlılarda. Temel sorunları ve ihtiyaçları kimse yukarı taşımıyor, talep etmiyor. Hepimiz uyumuşuz, herkes uyumuş. Kuşadası sahiline, o kadar uzun sahil bandına o binalar yapılırken herkes seyretmiş. 1969’da Fransa’ya gittim, ‘Türküm’ dedim. Türkiye’nin nerede olduğunu Fransızlar bilmiyor. Biz Fransa’nın başkentinin Paris olduğunu, ovalarını, göllerini, yüz ölçümlerini öğreniyoruz. Almanya’nın da öyle. Biz burada gereksiz derslere yükleniyoruz, onlar için Türkiye’yi bilmek gerekmiyor. İçlerinden biri, ‘Kusadasi’ dedi. ‘Evet oralıyım’ dedim. Türkiye’yi bilmiyor ama Kuşadası’nı biliyordu Fransızlar. O zaman turizm sadece Kuşadası’nda var. Antalya’nın esamesi yok. Bodrum, Marmaris, Çeşme hiç bilinmiyor, konuşulmuyor bile. Bir tek Kuşadası var, orayı da yok etmişiz. Sahillerin hepsine ikinci, üçüncü ev yapmışız. Asfalta kadar kaldırmış olsaydık, asfaltın arkasına ikinci üçüncü evleri yapsaydık, oraları turizme açsaydık şu an Kuşadası uçar, bölge zengin olurdu. Didim’de de aynı hatayı yaptık.

“İDARECİLİK YAPMAYAN KİMSEDEN BELEDİYE BAŞKANI OLMAZ”

Kimse alınganlık göstermesin, idarecilik yapmayan hiç kimseden belediye başkanı olmaz. Hayatında hiç kimseyi idare etmemişsin, belediyenin başına geçiyorsun. Emrinde sekiz yüz, bin personel, devasa bir bütçe, çevrendekiler ne diyorsa onu yapıyorsun, aklını koyamıyorsun. Belediye başkanın belediyede ne işi var? Sokakta olacak, yolu başkan kazmayacak, o ön görecek, emir verecek. Esnaf Odaları Birliği Başkanlığına ben okuldan mı geldim? Aydın’da ilk makam arabasını ben koydum. Ticaret odasında, sanayi odasında, borsada, baroda yoktu. Herkes dondu kaldı. ‘Hulisi Akşit bu binayı nasıl yaptı, parayı nereden buldu?’ diyorlar. Hiçbir şey yapmadım. Oturdum, gelir gider hesabını iyi yaptım. Sokağa attırmadım, yemedim, yedirmedim, içirtmedim. Kimsenin gırtlağından da geçirtmedim. Şu ana kadar belki 40’a yakın başkanı, 30’a yakın personeli görevden aldım. Kim boğazından geçirdiyse hiç affetmedim. Buralara kolay gelinmedi.

“VALİ İLE BAŞKAN BASIN ARACILIĞI İLE KAVGA ETMEMELİ”

Geçen cezaevine 4-5 arkadaş geldi, ‘Abiliğine, babalığına ihtiyaç var, vali ile belediye başkanın arası açık, sen olsan barıştırırdın, eskiden yapardın’ dediler. ‘Bunu herkes yapabilir’ dedim. ‘Sizin üslubunuz farklıydı, nedense o insanlar sizi kıramıyorlardı’ dedi. Hüseyin Avni Coş ile Özlem Çerçioğlu’nun arası açılmıştı. İkisine üçlü randevu verdim. ‘Biriniz vali, biriniz belediye başkanı, basın aracılığı ile birbirinize laf söylüyorsunuz, herkes gülüyor’ dedim. ‘Biriniz, diğerinizin yanına kahve içmeye gidin, kapalı kapı ardında ne konuşacaksanız konuşun, tartışın ama halkın önünde olmaz’ dedim. Aynı şeyleri tekrar söylüyorum. Toplum liderleriyiz biz. Sorunları çözücü konumda, makamdayız. Onları kaşıyan, daha da büyüten değiliz. Ne valinin ne belediye başkanının ne de bizlerin buna hakkı yok. Aydın'ın menfaati söz konusu olduktan sonra her türlü kavgaya ben girerim. Konu Aydın ise gerisi teferruattır. Bugüne kadar 22 vali ile çalıştım, biri desin ki, ‘Hulisi Akşit kötüdür...’ Bazı valiler daha Aydın’a gelmeden beni aramışlardır. Çünkü Aydın ile ilgili yaptıkları araştırmada, oturup kalkacağı, akıl danışacağı adam olarak karşılarına hep Hulisi Akşit adı çıkmıştır.

- Sizi cazip kılan nedir, neden çok güveniyorlar, inanıyor, seviyor, bağlanıyorlar?

Ne konuştuysak aramızda kalır. Bizim birçok valiyle sırlarımız vardır, bende kalır. Bazı söylenmeyecek şeyler vardır. Onlar benimle birlikte ölüme gider. 'Aydın için ne yapılabilir' konusunda ben onlara yüklendim, elimden geldiği ölçüde de katkı verdim. Onlar da bana hep inandı, güvendi. Bir tane yalan söylemedim. Onlar da devlet idare ettikleri için benim söylediklerimi etüt ettikten sonra harekete geçtiler, gördüler ki her seferinde haklı çıktım, doğru söyledim. Ben Aydın’da bir tane bile gazeteciyle kötü olmadım, bana hep ‘abi’ derler, niye acaba? Herkes işin içine girecek, mücadele verecek. Benim en çok kızdığım şey şu; kimse fikir ortaya atmıyor. Herkes, ‘Sen bilirsin’ diyor. Ben ne bilirim, nereden bilirim.

''BAŞIMI SOKACAK EVİM YOK''

- Toplum adamı olmak size ne kazandırdı, ne kaybettirdi?

Ekonomik olarak her şeyimi kaybettim. PTT’nin karşısındaki işyerimi bugün 1 milyon liraya alamam, otogar lokantasını alamam, Didim’deki Özel İdare Tesisleri gitti elimden. Bu makamlar para kazandıran değil para harcanan yerlerdir. Aydınspor’da 30 yıl hizmet etmişim, kaç paralar verdim. Kuşadası’ndaki evim de gitmiştir, buradaki evim de gitmiştir. Şu an benim başımı sokacak bir evim yok. Bankada bir kuruş paramı bulsunlar, vursunlar beni. Türkiye’nin ya da dünyanın herhangi bir yerinde bir metrekare arsamı bulsunlar yine vursunlar.

- O zaman siz kötü esnafsınız, değil mi?

Esnaflık yapamadım ki ben.

- Esnafın başkanı değil misiniz?

Akıllı adam esnaf odası başkanı olmaz. Kaybedersin. Selahattin Çetindoğan, Aydın’ın bir numaralı kuaförüydü. İşten başını kaşıyamazdı, ne zaman oda başkanı oldu, gitti. Kuşadası’nda yazlığı, burada evi vardı, hepsi gitti. Oda başkanlarının hepsine sorun, hepsi batmıştır. Bir berberin vardır, bir gidersin bulamazsın, ikincide yine yoktur, üçüncüde gitmezsin, başka yere gidersin, hoşuna gider orada takılırsın. İşinin başında olmayan esnaf kaybeder.

- Başka ne gibi kayıplar yaşadınız?

Ailede çok sorunlar oldu. ‘Bize zaman ayırmıyorsun’ sorunlarını çok yaşadık. Haftanın 7 günü buradayım, cumartesi-pazar buradayım. Bir ayın 15 günü Ankara’da, 15 günü burada geçerdi. Sürekli bir yerlerdeki toplantılara yetişmek zorunda kalıyorsun. Burada valinin, belediye başkanın verdiği görevler var, Ankara’da federasyon genel başkanlığım, orada yönetim kurulu üyeliklerim var. Aldığın maaşlar yetmez, hep daha fazlasını harcarsın. Burada 5 bin lira kazansan ne olur, ayın 15’inde biter. Bana desin ki birisi; ‘Hulisi Akşit’in sofrasında para ödedim, ona yemek yedirdim ve ya bir duble rakı içirdim...’ Fırıncılara ekmek almaya giderim, ‘Başkanım para almam’ derler. ‘O zaman bir daha gelmem’ derim. Çorba içmeye gittiğimde para almadılar mı, bir daha uğramam oraya. O farklı döner bana. Çünkü ben tarife veren bir kurumum. Çaydan, yemekten tut, bütün ürün ve hizmetlere kadar tüm Aydın'a tarifeyi biz veririz. Şu an tiyatro oynuyorlar, bir ekmeğin maliyetini hesaplamaya kalkıyorlar. Yok öyle bir şey bulamazsınız. Bir çayın maliyeti çıkmaz. Bir kilo çaydan ne kadar çay çıkar onu bilirsin, kolaydır ama maliyet koyamazsın. Sabah 6’da açıyorsun kahveyi gece 1’de kapatıyorsun. Ocak devamlı yanıyor, günde kaç çay satacaksın bilmiyorum. Biri üç yüz çıkarıyor, diğeri beş yüz. Aynı mı maliyet, değil. Biri 5 bin ekmek çıkarır, diğeri on bin. Bir çuval undan kaç ekmek çıkacağı kolay, basit işlem. Ekmeğin maliyetini bulmak çok zor. Federasyon başkanı, ‘Bu yıl ekmek zammı yok’ diye bağırıyor. Sen kimsin. Federasyonların böyle bir yetkisi yoktur. Türkiye’deki 81 ilin birlik başkanları karar verir. Başka kimse veremez. Bu yasa gereğidir. Turgut Özal verdi bize o yetkiyi.

Bağkur’u kurarken herkes güldü. ‘Esnafın emeklisi mi olur?' dediler. Bugün o karneyle Türkiye’nin her yerinde sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar ve emekli maaşlarını alıyorlar. Benim bunların hepsinde katkım var. İster beğenirler, ister beğenmezler. Ben çok mutluyum. Ben de şu an emekliyim. O karne sayesinde beş kuruş harcamadan hastaneye gidiyor, tedavi oluyor, ilaçlarımı alıyorum. Nereden buraya geldim, okusam ne olurdum, ben de bilmiyorum. Geldiğim noktadan şikayetçi değilim.

''VEKİLLİK TEKLİFLERİNİ REDDETTİM''

Toplum adamı olmak bana aklınızın alamayacağı kadar sevgi kazandırdı. Defalarca kez bana siyasi partilerin birinci sıralarından milletvekili adaylığı teklif edildi. Hep reddettim. Çünkü benim işim siyaset değil. Ben siyasete gireceğim, söz veriyorum. Öyle bir parti olacak ki milletvekilini genel başkan değil, delegeler de değil, üyeleri seçecek. Adaylar adını yazdıracak, üyeler belirleyecek. Belediye başkanı da bu yöntemle belirlenecek. Meclis üyelerini de. O zaman ben o partiye kaydolur, siyasete girerim. Genel başkanın iki dudağı arasında olursa bu iş olmaz. Öyle olunca hiç kimse, serbest, özgür değildir. Dünyada lider var mı? Almanya’da yok. Belçika’ya gittim, makam arabası yok. Almanya’da, Fransa’da da yok. Bizde makam arabası saltanatı var.

- Sizin de yok muydu?

Bizde de var. Ben onu bile bile yaptım. Sıfırdan bir teşkilatın nereye gittiğini göstermek için. Ye kürküm ye döneminin bitmesi, bir çok şeyin değişmesi lazım. Benden önce 36 yıl bir abim görev yaptı. Ona hiç kimse hesap sormadı. Ben de sormadım, beni ilgilendirmez. Genel kurul aklamış onu. ‘Araba da biniyor, saltanat da sürüyor, bizim arabamızla yapıyor’ diyenleri duyuyorum. Hangi paranızla, ne zaman paranıza sahip çıktınız? Mühendisler geldi Ankara’dan ‘Binayı 522 bin TL’ye bitirdim’ diyorum, inanmıyorlar. Türkiye’de tektir Aydın Birliği. Karacasu’da sicil kaydı yapılıyor. Buharkent’te, Nazilli’de, tüm ilçelerde yapılıyor. Türkiye’de bunu başaran tek ildir. Mesela insanlar Selçuk’tan İzmir’e sicil yaptırmaya giderler. Tire’den, Ödemiş’ten de giderler. Bende yok, ben esnafın ayağına götürdüm hizmeti.

''ALLAH BEREKET VERSİN, DİYECEKSİN''

- Esnafın durumu nasıl?

Esnaf ve sanatkar diye ikiye ayırırız. Sanatkar aç kalmaz işinin başında olur, işini takip ederse aç kalmaz. ‘Allah bereket versin’ anlayışından uzaklaşırsa aç kalır. Sabah 8’de tıraş olacak berber bulamıyorsun. Sanayiye gidiyorsun memursun sabah arabayı bırakıp öğlen alacaksın, açık tamirci yok. Bunlar üzücü şeyler. Şoför büyükşehir belediyesi otobüs koyduğu için rahatsız. Bundan 15 yıl önce topladım, ‘Minibüsü kaldıralım, bu taşımacılık dünyanın hiçbir yerinde kalmadı’ dedim. O zaman Aydın genelinde bin 841 tane minibüs vardı. Bunların hepsini devreden çıkaralım, satalım. Paramızın yettiği kadar, otobüs alalım. Saat başı bir tane Buharkent’ten Kuşadası’na sefer yapalım ve buna benzer değişik güzergahlar önerdim. ‘Otobüsler çalışsın, siz evinizde, kahvehanede oturun para yiyin. Aydın, Nazilli ve Söke’de 3 tane petrol istasyonu kuralım, yanına da yedek parça ve tamirhane de koyalım, tüm sorunlarınız bitsin. Bir gün birileri gelip bu minibüsleri kaldırdığında isyan etmeyin’ dedim. Toplantıdan, ‘küçük olsun, benim olsun’ kararı çıktı. Çünkü o zamanlar, bazılarının değeri 500 bin TL, bazılarının 300 bin TL idi. Göze alamadılar.

- Esnaf ve sanatkârın kötü durumda olmasının sebebi kendileri mi?

Evet, aynen öyle. Dışarda suçlu aramaya gerek yok, suçlu içerde. Aydın’da ne Forum vardı ne de Migros. Hüseyin Aksu ile konuştum, bize üç tane arazi tahsis ettiğinde bakkallarla ‘Temin Tevzi Kooperatifi’ kurduk. Üç tane yere AVM’yi bu kooperatifle Aydın esnafı yapacaktı. 44 kişi üye oldu. O arada Yüksel Yalova bakan oldu, telefonla beni aradı, ‘Evraklarını topla, Ankara’ya gel, nedenini sorma’ dedi. Ankara’ya vardım, ‘Aydın’da Tekel bayiliğini sana verdim abi’ dedi. O zaman Türkiye’de Tekel bayilikleri dağıtılıyormuş. Anlamamış gibi tekrar sorunca, ‘Abi sen toplum işleri ile uğraşmaktan işini gücünü kaybetmedin mi, bu senin hakkın’ dedi. ‘Yüksel, milleti bana küfrettirme, sen bunu bakkallarla kurduğumuz kooperatife ver’ dedim. Sağ olsun, onlara verdi. Ben dedikoduyu sevmem. Aramız o kadar iyi olmasını rağmen bakanlığı süresince Yüksel Yalova’nın yanına 4 kere gitmişimdir, onu da rica ettiği için. Herkes koşmuş gitmiştir, ben gitmem. Bakkallar Temin Tevzi Kooperatifi o projeleri gerçekleştirseydi, AVM’lerin hiçbiri Aydın’a giremezdi. Onların hepsini biz kendimiz getirdik. Hala söylüyorum, kaybedilmiş bir şey yok. Hala Kuşadası’nda kaybedilmiş bir şey yok. Kuşadası’ndaki bütün kooperatif başkanlarını ve ev sahiplerini toplayalım, oraları tatil köyüne dönüştürelim. Buyurun, gelin, dünyanın turizmini oraya taşıyalım. Yazın evinde 1 ay sen otur, kalan üç ay para kazan. İmkân var. Aynı şeyi Didim’de de yapalım. İddia ediyorum Antalya’dan çok daha fazla turist toplarız. Antalya’da nem elinize yapışıyor, klimalı yerde duruyor, dışarı çıkamıyorsun. Bizim Kuşadası aksine bir cennet. Bunları değerlendirmek gerekir. Didim’de de aynı şey geçerli. Tutmuşlar, denize nazır cezaevi yapacaklarmış. Yapmayın kardeşim, güldürmeyin millete kendinizi. DEVAM EDECEK

Baba dayağı ile evden kaçtı, çöpten bulduğu ekmeği yedi

Aksu ve Yalova sürtüşmesinin kurbanı oldum

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.