• 17 Şubat 2016, Çarşamba 17:50

Aksu ve Yalova sürtüşmesinin kurbanı oldum

Hulisi Akşit

Hulisi Akşit ile röportajımızın ikinci bölümünde, Aydınspor’u, onu cezaevine taşıyan süreci ve cezaevini konuştuk. Aydınspor’un iyi yönetildiğinde hiçbir şekilde sorun yaşamayacağını belirten Akşit, aldığı cezada suçu bulunmadığını, dönemin Belediye Başkanı Hüseyin Aksu ile Devlet Bakanı Aydın Milletvekili Yüksel Yalova arasındaki sürtüşmenin kurbanı olduğunu söyledi. Cezaevinde pembe odayı kullanmadığını bildiren Akşit, Konya’da kaldığı dönemde çok kaba davranıldığını, Nazilli Cezaevi’nde durumun tam tersi olduğunu söyledi. Memurlar koğuşunda katillerle yattığını anlatan Akşit, ikinci gün koğuş başkanı olduğunu söyledi. Cezaevini ‘okul’ olarak nitelendiren Akşit, “Bu okulda öğrenci olmayı çok istedim, ama beni öğretmen yaptılar” dedi.

RÖPORTAJ: EMİN AYDIN

Aydınspor’da uzun yıllar başkanlık da yaptınız, orada neler yaşadınız, bugün Aydınspor’dan dolayı cezaevindesiniz, süreci sizden dinlemek isteriz. Anlatır mısınız?

Aydınspor doğru ellerde olduğunda hiçbir zaman sorun yaşamaz. Transferden sorumlu olduğum, ‘evet’ dediğim hiçbir futbolcu, on ikinci adam olarak yedek bile kalmamıştır. Mesela bundan önceki şampiyon olan kadroyu biz Abdurrahim Tikbaş, Fatih Dereli ile birlikte yapmıştık. Transfer bir sanattır. Transfer bittiği gün, biz sonraki yılın transfer çalışmalarına başlarız. Çok uzun yıllardır bu işin içindesiniz. Hoca çok önemlidir. Ben hocanın önerdiği, istediği hiç bir oyuncuyu almam. Bir kere dayanıklılık isterim, bir yılda kaç maç oynamış, istikrarına bakarım. 3-5 maç oynayan topçuyla işimiz olmaz. Yaşına bakarım, biz Aydınspor’a 30-40 yaş arası adam almadık. Son kurduğumuz, şampiyon olan takım, on numara bir kadroydu. O kaleci Ahmetler vs. çok zor alındılar ama çok kolay harcandılar. Benim bıraktığımda takımın 268 bin lira borcu vardı. O da o ay ödenecek paraydı. Şimdi 7 milyon lira borç olduğunu duyuyor, çok üzülüyorum.

Sizi cezaevine götüren süreç nasıl gelişti?

Aslında sorun benimle alakalı değil. Yüksel Yalova ile Hüseyin Aksu arasındaki bir sürtüşmeden kaynaklandı. 1996-97-98 yıllarında kulübün ihtiyacı olduğunda belli yerlerden para transfer ediyorduk. Belediye Başkanı Aksu veya Bakan Yalova bir şekilde katkı veriyorlardı. Ben kooperatif başkan vekiliydim, talimat verdiler, biz de kooperatif kasasından Aydınspor’a borç para verdik. Başıma bir iş geleceğini hiç tahmin etmiyordum. O zaman Hüseyin Bey, belediye başkanlığını bıraktı, milletvekili adayı oldu. Listeye giremedi, Yüksel Bey’in engellediği söylenir, kedisi bu iddiayı dile getirdi, bağımsız aday oldu, seçilemedi. Bu defe Yüksel Bey’e zarar vermek için böyle bir girişimde bulundu, ‘haberim yoktu’ diyerek işin içinden çıktı. Hüseyin Aksu ile çalışanlar iyi bilir, onun haberi olmadan hiç kimse bir kuruş bir yere veremez.

“BASIN ‘AKŞİT KURDULDU’ DİYE YAZDI”

Aradan iki yıl geçmiş, ‘haberim yok’ diyor. Dava, 15 yıl sürdü. Önce karar lehime çıktı. Yargıtay, bozdu, dosya geri geldi. O zaman Aydın basını, ‘Akşit kurtuldu’ diye yazdı. Yine itiraz oldu, ikincisi de lehime çıktı geldi. İki gün kala Yargıtay Başsavcı Vekilinin biri itiraz etti, dosya genel kurula gitti. Genel kurulda 16-14 aleyhime bir oylama çıkıyor ki sonra Aydın Spor Kulüp Başkanlığı tekrar teklif edildiğinde, ‘Kasada 60 bin lira para var, bu işi yapmıyor, bırakıyoruz’ dedik. 10 gün sonra Valilik’te bir yemek 70 kişiye bir yemek verildi. Oraya davet ettiler, gittik. Konun ne olduğunu hiç kimse söylemiyor. Valinin olduğu masaya sürekli birileri gidip geliyor ama kimse bir şey demiyor. En son ben çağrıldım. Özlem Çerçioğlu ile Kerem Al oturuyorlar masada, vali bana ‘Koca başkan, arkadaşlardan duymuşsundur, konunun ne olduğunu biliyorsundur, konu Aydınspor’ dedi. ‘Biz on gün önce geldik, durumu arz ettik, yeni bir kadro gelsin, diye kararımızı bildirdik’ dedim. Buradaki 69 kişi, ‘Ancak Hulisi Baba bu işi götürür’ dedi. Bütün kurullara beni yazarlardı. Sanki memlekette başka adam yokmuş gibi her yere beni yazarlar, görevlendirirlerdi. O toplantıda Aydın Cumhuriyet Başsavcısı Yargıtay Genel Kurulu’nun lehimdeki kararda direneceği öngörüsünü paylaştı. ‘Hulisi Bey bu işten ceza almaz’ dedi. Ama 16-14 geldi. 15-15 gelse sorun yoktu.

“KAÇMAYI DÜŞÜNMEMİŞTİM”

Önce, ‘Karar geldiğinde çıkar, aslan gibi yatarım’ diye düşünmüştüm. Çünkü yemedim, içmedim bir suçum yoktu ve bunu bütün Aydın biliyordu. Çevremdeki dostlar, “Af çıkacak” diye baskıladılar. Benim de aklım biraz yattı. Çünkü adaletsiz bir ceza, benimle beraber imza atanlar itiraz etti, raporlar lehlerine geldi, bir tek ben ‘imza bana ait’ dedim. İddianın bir bölümünde, ‘Adresini saklamak için birlik adresini verdi’ diyor. Sabah 8’den akşam 5’e kadar buradayım, Cumartesi ve Pazar günleri de buradayız, nasıl adres saklamak olur bu? Bütün bankalara ve resmi kurumlara verdiğim adres de budur.

“TELEFONLA ÇOK KONUŞTUĞUM İÇİN YAKALANDIM”

Kaçtığınız süreç nasıl oldu, ne kadar kaçak kaldınız, neler yaptınız?

Bir buçuk yıl kaçtım. Yurt dışına gittim, yapamadım, sıkıldım geri geldim. İstanbul’da, Ankara’da durdum. Değişik illeri gezdim, Konya’da yakalandım. İstesem yine yakalanmazdım, eşim dostumla çok telefonla konuştuğum için buldular beni. Almaya gelen polisler, ‘Burada olduğunuzu telefondan tespit ettik’ dediler. Eşyalarımı, aldım, birlikte çıktık, gittik.

“UZUNIRMAK YANIMA GELDİ”

Cezaevi nasıl gidiyor?

Gece aldılar beni, cezaevine girdim, sabah çıktık, bine adliyeye götürecekler oranın MHP ilçe başkanı gelmiş. ‘Ali Uzunırmak uçakla geliyor, size selamı var, bir ihtiyacınız var mı diye sormaya geldim’ dedi. Sağ olsun, sonra Ali Bey de geldi, gitti. Cezaevine girdim, yirmi ikinci gün Nazilli’ye nakil oldum. On ay Nazilli Kapalı Cezaevinde kaldıktan sonar açığa geçtik. Her üç ayda bir yedi gün iznim var. İlk çıktığımda bir hak verdiler, o hafta kayınvalidem vefat etti, 3 gün onun için çıktım. Bu iznimde de İstanbul’a gittim, torunlarımı gördüm.

“ESKİDEN DERT DİNLERDİM ŞİMDİ ANLATIYORUM”

Cezaevi ortamı nasıl?

Cezaevi bir okul ama ben orada şunu gördüm; namuslu giren, namussuz çıkar. İnsanlar içeride kaşarlanıyor. Birçok şeyin değiştirilmesi lazım. Mesela, beni niye yatırıyorsunuz, kaç yıl yatarım var; 3 yıl, bunu çevir para cezasına. Ben 69 yaşındayım, orada yatırarak beni nasıl uslandıracaksınız? Devamlı suiistimalim vardır, uyuşturucu kullanıyor, zimmetime para geçiriyor, yüz kızartıcı suç işliyorumdur, tut beni içeride. Ceza kanunlarının değişmesi gerekiyor. Denetimli serbestlikle yüzde 96 netice alındı. Avrupa’da başlayalı 105 yıl olmuş. Bizde 2005 yılında başladı. Ben Aydın’da kurul üyesiydim. O zamanlar cezaevine gidiyor, dertleri dinliyorduk, şimdi dert anlatıyoruz. Bir yıl sonra ben de denetimli serbestlikten çıkacağım. Emekli olduğum için yaşım gereği çalışmam da gerekmiyor. Cezaevinde hiçbir sorun yok, yatıyor, kalkıyoruz. Çim sahası var orada futbol oynuyor, geziyoruz. Sabah 7.30’da, öğleyin 13.00’da, akşam 19.30’da sayım var. Pazar günleri görüş var. Eski Aydın valilerinden, üst düzey yöneticilerden dostlarım da gelip gidiyorlar.

PEMBE ODAYI KULLANMIYOR

Magazinsel bir soru yöneltmek istiyorum, pembe odayı kullanıyor musunuz?

Hayır kullanmadım. Öyle bir uygulama var. Eşi geldiğinde o odaya gitmek herkesin harcı değil, ben yapamam. Tasvip ettiğim bir şey değil. Örf ve adetlerimizden gelen önemli anlayışlarımız var, onlara ters bir durum. Uygun değil. Daha özel bir uygulama olması lazım.

İKİNCİ GÜN KOĞUŞ BAŞKANI OLDU

Cezaevinin okul olduğunu söylediniz, bu okulda öğretmen misiniz, öğrenci mi?

Öğrenci olmaya çalıştım ama beni öğretmen yaptılar. Girdiğimin hemen ertesi günü koğuşun başkanı yaptılar. ‘Memur koğuşu’ diye adlandırılıyor bizimkisi. İki astsubay, iki polis vardı. Bir de doktor vardı. Bunların hepsi katildi. Bir gardiyan vardı, yaralamadan girmiş. Bir gardiyan daha vardı o da uyuşturucudan girmiş, Bir de ben vardım. Orası iki kattı. Sekiz kişiydik, yukarıda yatıyor, aşağıda televizyonumuz, Digitürk ve Dsmart vardı, parasını kalanlar olarak biz ödüyorduk, maçları izliyorduk. Dışarıda bir alanımız var, çıkıp orada yürüyüş yapıyorduk. Voleybol oynuyorduk. Konya’da da 22 gün kaldım, Nazilli Cezaevi’nin başta müdür olmak üzere, tüm personelin mahkûmlara insanca muamele ettiklerini söyleyebilirim. Konya’da ‘disiplin’ diyorlar, ama biraz daha kötü muamele vardı. Soldan saymaya başlayınca sesin yavaş çıkıyorsa; ‘Ağzına bilmem ne mi kaçtı?’ diyorlardı. Burada o yok, daha insancıl yaklaşılıyor. Bir de şunu gördüm personelin yüzde 90’ına yakını üniversite mezunu.

Denetimli serbestlik sürecinde kamusal bir görev yürütebilecek misiniz?

Ben artık yoruldum, biraz dinlenmek istiyorum. Hayatımı dinleyeyim. 3 torunum var, ikizlerim var. DEVAM EDECEK

Baba dayağı ile evden kaçtı, çöpten bulduğu ekmeği yedi

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.