CHP’li sosyolog ve çevre aktivisti Yavuz Abrinç, Aydın Büyükşehir Belediyesi ile Söke Belediyesi’nin hizmete açtığı şehir lokantası üzerinden Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan ile Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu hedef aldı. Abrinç, sosyal belediyecilik söylemiyle sunulan uygulamanın ardındaki siyasal çelişkilere dikkat çekti.
Söke’de açılan şehir lokantası kamuoyunda sosyal belediyecilik örneği olarak sunulurken, Cumhuriyet Halk Partili (CHP) sosyolog Yavuz Abrinç’ten dikkat çeken eleştiriler geldi. Abrinç, özellikle Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan ile Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu hedef alarak, uygulamanın yalnızca bir hizmet değil, aynı zamanda ciddi bir siyasal tutarsızlığın göstergesi olduğunu savundu.
Abrinç’e göre yaşananlar, basit bir belediye projesi olmanın çok ötesinde. Türkiye’de uzun süredir inşa edilen yönetme anlayışının yereldeki yansıması olan bu uygulama, yoksulluğun nedenlerini değil, sonuçlarını görünür kılıyor.
"BU İHTİYACI DOĞURAN KOŞULLARI KİM YARATTI?"
Tartışmayı “Kent lokantası mı, şehir lokantası mı?” sorusuyla özetleyen Abrinç, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Söke’de yaşananları yalnızca bir belediye uygulaması ya da partiler arası geçiş meselesi olarak göremeyiz. Burada, Türkiye’de siyasal iktidarın uzun süredir inşa ettiği çelişkili yönetme pratiğinin küçük ama son derece görünür bir örneğiyle karşı karşıyayız. Kent lokantaları, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal koşullarda gerekli ve yerinde uygulamalardır. İnsanların uygun fiyatla, sağlıklı yemeğe erişimini sağlamak kamusal bir sorumluluktur. Bu açıdan bakıldığında, hangi belediye açarsa açsın kent lokantalarının varlığı olumludur. Buna itiraz etmek değil, desteklemek ve tebrik etmek gerekir. Ancak bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu ihtiyacı doğuran koşulları kim yarattı? Kent lokantaları bir refah toplumunun değil, derinleşmiş yoksulluğun ürünüdür. Emeklilerin, öğrencilerin, asgari ücretlilerin ve hatta tam zamanlı çalışanların piyasa koşullarında karnını doyuramadığı bir ülkede, bu tür uygulamalar bir ‘başarı’ olarak sunulamaz. Aksine, bu durum yapısal bir çöküşün kamusal alandaki görünümüdür” dedi.
"AYNI UYGULAMA İKTİDAR ELİYLE SAHİPLENİLMİŞTİR"
Kent lokantalarının, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yıllardır dile getirdiği ve İstanbul’da Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu öncülüğünde somutlaştırdığı bir sosyal politika modeli olduğunu hatırlatan Abrinç, şu ifadeleri kullandı:
“Bu model hayata geçirilirken ‘popülizm’, ‘belediyecilik değil yardımcılık’ gibi söylemlerle küçümsenmiş, hatta iktidar yanlıları tarafından itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Bugün ise aynı uygulamaların iktidar eliyle sahiplenildiğini ve yalnızca isim değiştirilerek önümüze getirildiğini görüyoruz. Sorun, bir projenin yaygınlaşması değildir. Sorun, o projeyi üreten siyasal aklın sistematik biçimde baskı altına alınmasıdır. Bir yandan Ekrem İmamoğlu ve muhalefet temsilcileri hakkında siyasi yasaklar, davalar ve kriminalizasyon süreçleri işletilirken; diğer yandan onların ürettiği sosyal politikaların ‘bizim de projemiz’ denilerek uygulanması ciddi bir etik ve siyasal tutarsızlık yaratmaktadır"
"ÇARPICI OLAN CHP'DEN SEÇİLEN BAŞKANIN AK PARTİLİ KİMLİĞİ İLE BU PROJEYİ HAYATA GEÇİRMESİDİR"
Açıklamasında, Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilerek AK Parti’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı ve Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan’a yönelik eleştirilerini de dile getiren Abrinç, şunları söyledi:
“Daha da çarpıcı olan, CHP’den seçilip AK Parti'ye geçen bir belediye başkanının bugün AK Parti kimliğiyle bu projeyi hayata geçirmesidir. Bu durum yalnızca bireysel bir tercih meselesi değildir; seçmenin iradesi, siyasal aidiyet ve temsil ilişkisi açısından da sorunludur. Çünkü seçmen, sosyal belediyecilik vaadiyle oy verdiği bir ismin, yoksulluğu yaratan siyasal çizginin içine geçmesini sorgulamakta haklıdır. Sosyolojik olarak baktığımızda burada bir başka tehlike daha vardır: Yoksulluğun kurumsallaştırılması ve normalleştirilmesi. Kent lokantaları, eğer yapısal sorunlar çözülmeden yalnızca vitrin politikası haline gelirse, yoksulluğun kalıcılaşmasına hizmet eder. İnsanların ucuz yemeğe erişebilmesi bir hak olmaktan çıkıp bir ‘lütuf’ gibi sunulmaya başlanır. Benim itirazım tam da buradadır. Kent lokantaları açılsın, insanlar aç kalmasın. Ama aynı zamanda şunu da yüksek sesle söyleyelim: Bu ülkenin insanları kent lokantalarına mecbur bırakılmamalıydı" ifadelerini kullandı.
Abrinç açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı:
“23 yıldır iktidarda olan bir siyasal yapının, bugün yoksulluğun sonuçlarını ‘sosyal proje’ adı altında yönetmeye çalışması; nedenlerini görmezden gelmesi kabul edilemez. Sosyal politikalar, yoksulluğu gizlemek için değil, onu ortadan kaldırmak için vardır.Bu çelişkiyi konuşmak muhalefet etmek değil, toplumsal sorumluluktur" diye ekledi. (İREM DELİCE)























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.