Abdülmecit Yücel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1980’li yıllarda Refah Partisi teşkilatlanması sırasında tanıdığı ve yıllar boyunca “dava arkadaşım” olarak andığı isimlerden biri. Yücel’in hayatı, özellikle eşini doğum sırasında kaybetmesine rağmen teşkilattaki nöbetine gitmesiyle anlatılan fedakârlık hikâyesiyle siyasi hareketin hafızasında yer aldı. Yücel, 1992’de geçirdiği trafik kazasında 34 yaşında hayatını kaybetti. Erdoğan ise 14 Ağustos 2026’da AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programında Yücel’i yeniden anarak, ailesinin programa katıldığını belirtti ve onun “hareketlerindeki gönlünü ortaya koyuşunu” unutmalarının mümkün olmadığını söyledi.
Abdülmecit Yücel kimdir?
Abdülmecit Yücel, 1980'li yıllarda Refah Partisi'nin teşkilatlanma çalışmalarında görev alan, özellikle İstanbul ve daha sonra Isparta'daki siyasi yapılanmada aktif rol oynayan isimlerden biriydi.
Yücel, 1985 yılında Recep Tayyip Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde Şişli teşkilatındaki çalışmalarda yer aldı. O dönemde Refah Partisi'nin İstanbul'da henüz sınırlı sayıda ilçe teşkilatı bulunuyordu. Erdoğan'ın anlatımına göre parti yönetimi, İstanbul'un bütün ilçelerinde teşkilatlanmak amacıyla yoğun bir çalışma yürütüyordu.
Yücel'in adı, bu dönemde yaptığı çalışmalar nedeniyle zamanla parti teşkilatlarında sembolleşen isimlerden biri haline geldi.
Ancak onu Erdoğan'ın hafızasında ve siyasi hareketin anlatısında özel bir yere taşıyan olay, siyasi çalışmalarından çok özel hayatında yaşadığı büyük bir acıya rağmen teşkilat görevini sürdürmesi oldu.
Erdoğan ile Abdülmecit Yücel'in yolları nasıl kesişti?
1985 yılında Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olarak görev yapıyordu.
O dönemde İstanbul'daki teşkilatların akşam saatlerinde açık tutulması ve nöbet sistemi uygulanması kararlaştırılmıştı. Erdoğan, teşkilatların görevlerini yerine getirip getirmediğini telefonlarla kontrol ediyordu.
Bir akşam Şişli teşkilatına telefon edildiğinde cevap alınamadı.
Erdoğan bunun üzerine bizzat Şişli'ye gitti. Kapıyı açan kişinin gözlerinin yaşlı olduğunu gördü. Erdoğan'ın yıllar sonra anlattığına göre bu kişi Abdülmecit Yücel'di.
Yücel, Erdoğan'ın neden üzgün olduğunu sorması üzerine yalnızca “biraz kederlendim” diyerek geçiştirdi. Teşkilatın neden geç açıldığını soran Erdoğan'a da bir işi olduğunu ve bu nedenle yaklaşık yarım saat geciktiğini söyledi.
Erdoğan, Yücel'in yaşadığı asıl acıyı ertesi gün öğrendi.
Eşini doğum sırasında kaybetti, bebeğini ailesine bıraktı ve nöbete gitti
Abdülmecit Yücel'in hayatındaki en çarpıcı olay 1985 yılında yaşandı.
Yücel'in eşi doğum sırasında hayatını kaybetti. Dünyaya gelen bebeği ise Yücel'in ailesinden bir yakınına teslim edildi. Yücel, eşinin cenazesinin hastane morguna kaldırılmasının ardından teşkilattaki nöbet görevine gitti.
Dönemin Şişli teşkilatında görev yapan isimlerden Yalçın Özer ve Ekrem Erdem de olayın gerçekleştiğini anlatan kişiler arasında yer aldı. Özer, Yücel'in yaşanan büyük acıya rağmen teşkilata geldiğini ve kendisine “Benim nöbetim var” dediğini aktardı.
Yücel'in yengesi Cemile Yücel de yıllar sonra verdiği röportajda, doğumun ardından bebeğin kendisine verildiğini ve Abdülmecit Yücel'in göreve gitmek üzere ayrıldığını anlattı.
Bu olay daha sonra Refah Partisi teşkilatlarında yıllarca anlatılan bir fedakârlık hikâyesine dönüştü.
Erdoğan bu olay hakkında ne dedi?
Recep Tayyip Erdoğan, Yücel'in yaşadığı olayı ilk olarak 1993 yılında Refah Partisi Isparta İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada anlattı.
Yıllar sonra yeniden gündeme gelen kayıtta Erdoğan, Yücel'in eşini hastanede bırakıp yeni doğan çocuğunu bir yakınına teslim ettikten sonra “nöbetim var” diyerek teşkilata gittiğini anlattı.
Erdoğan, bu olay üzerinden Refah Partisi'nin o dönemki teşkilat anlayışını ve fedakârlık kültürünü değerlendirdi. Yücel'i, siyasi hareketin zor şartlarda çalışan kadrolarının sembol isimlerinden biri olarak gösterdi.
Erdoğan'ın bu anlatısı 2017 yılında sosyal medyada yeniden yayıldığında da geniş yankı bulmuştu. O dönem yapılan haberlerde Yücel'in ailesi ve eski teşkilat arkadaşlarıyla görüşülerek hikâyenin ayrıntıları aktarılmıştı.
Yücel'in hayatı İstanbul ile sınırlı kalmadı
Abdülmecit Yücel'in siyasi faaliyetleri yalnızca İstanbul'daki teşkilat çalışmalarıyla sınırlı değildi.
Yücel daha sonra Isparta'ya yerleşti. Dönemin arkadaşlarının aktardığına göre Yücel'in amacı, Süleyman Demirel'in siyasi açıdan güçlü olduğu Isparta'da Refah Partisi'nin teşkilatlanmasını sağlamaktı.
Bu amaçla Isparta'da yoğun bir çalışma yürüttü ve Refah Partisi Isparta İl Teşkilatı'nın kurulmasında önemli rol oynadı. Daha sonra partinin Ege Bölge Müfettişi olarak da görev yaptığı aktarılıyor.
Yücel'in yakın çevresinin anlatımına göre İstanbul'daki teşkilatlanma modelini Isparta'ya taşımaya çalışıyordu.
“Demirel'in kalesini düşüreceğim”
Yücel'in Isparta dönemine ilişkin anlatılan en dikkat çekici sözlerinden biri de Süleyman Demirel'in siyasi açıdan güçlü olduğu Isparta için kullandığı ifade.
Yakın arkadaşlarının aktardığına göre Yücel, İstanbul'daki arkadaşlarına “Isparta'ya yerleşmek istiyorum. Süleyman Demirel'in kalesini düşürmek istiyorum” diyordu.
Bu hedef doğrultusunda Isparta'da yoğun biçimde teşkilat çalışması yürüttüğü ve dönemin Isparta Belediye Başkanı Altan Raşit Civan'ın DYP'den ayrılarak Refah Partisi'ne geçmesinde siyasi çalışmalarının etkili olduğu anlatılıyor.
Bu nedenle Yücel'in siyasi hareket içerisindeki rolü yalnızca “teşkilat çalışanı” olarak değil, özellikle Isparta'daki örgütlenmenin önemli isimlerinden biri olarak anlatılıyor.
34 yıllık hayatına neler sığdırdı?
Abdülmecit Yücel'in ailesinin verdiği bilgilere göre Yücel, hayatını oldukça genç yaşta kaybetti.
Kızı Betül Yücel, babasının 34 yaşına anne, baba, eş ve evlat acısının yanı sıra siyasi mücadeleye ilişkin sorumlulukları sığdırdığını anlatıyor. Aile üyeleri, Yücel'in hem siyasi çalışmalarına hem de çocuklarına önem veren bir baba olduğunu ifade ediyor.
Bu ayrıntı, Yücel'in hikâyesinin neden yalnızca siyasi çevrelerde değil, ailesi açısından da güçlü bir hatıra olarak kaldığını gösteriyor.
Abdülmecit Yücel nasıl hayatını kaybetti?
Abdülmecit Yücel'in hayatı uzun sürmedi.
1992 yılında İstanbul'daki bir parti çalışmasına katılmak üzere Isparta'dan yola çıktı. Yanında beş dava arkadaşı bulunuyordu.
Ancak yolculuk sırasında Kütahya civarında trafik kazası meydana geldi.
Yücel, kazada 34 yaşında hayatını kaybetti.
Erdoğan'ın 1993 yılında Isparta İl Kongresi'ndeki konuşmasına da Yücel'i anarak başlaması, ölümünün ardından siyasi çevresindeki yerinin ne kadar güçlü olduğunu gösteren önemli ayrıntılardan biri oldu.
Abdülmecit Yücel neden bugün yeniden gündemde?
Yücel'in adı 14 Ağustos 2026'da AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü programında yeniden gündeme geldi.
Başkent Millet Bahçesi'nde düzenlenen programda konuşan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 yıllık siyasi hareket içerisinde kendisiyle birlikte yol yürüyen isimleri andı.
Bu sırada Abdülmecit Yücel'e de özel olarak değindi.
Erdoğan, “kendisiyle mesaide bulunan ve ailesi programa katılan Abdülmecit Yücel'in, hareketlerindeki gönlünü ortaya koyuşunu unutmalarının mümkün olmadığını” ifade etti.
Yani Yücel'in 2026'da yeniden gündeme gelmesinin nedeni yeni bir siyasi görev, yeni bir açıklama veya yeni bir olay değil.
Erdoğan'ın, AK Parti'nin 25 yıllık siyasi geçmişini anlatırken geçmişteki dava ve yol arkadaşlarını hatırlaması.
Bu kapsamda Yücel'in hikâyesi de yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Erdoğan'ın 2026'daki mesajı ne anlama geliyor?
Erdoğan'ın 14 Ağustos 2026'daki konuşmasının ana ekseni AK Parti'nin 25 yıllık siyasi geçmişiydi.
Erdoğan, 14 Ağustos 2001'de kurulan AK Parti'nin 25 yıl içerisinde yaşadığı siyasi süreci ve partinin kuruluş dönemindeki kadroları anlattı. Konuşmasında kadın kollarından gençlere, il ve ilçe teşkilatlarından belediye başkanlarına kadar çok sayıda teşkilat mensubuna teşekkür etti.
Yücel'in anılması da bu tarihsel çerçevede gerçekleşti.
Erdoğan açısından Abdülmecit Yücel, siyasi hareketin iktidara ulaşmasından çok önce, teşkilatların henüz yeni kurulduğu dönemde fedakârlık yapan kadroların sembollerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu nedenle Yücel'in hikâyesi AK Parti'nin kuruluşundan önceki Refah Partisi dönemine kadar uzanan siyasi hafızanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.
“94 ruhu” ile Abdülmecit Yücel arasındaki bağlantı
Yücel'in hikâyesi, AK Parti ve Refah Partisi çevrelerinde zaman zaman “94 ruhu” olarak ifade edilen teşkilat anlayışıyla da ilişkilendiriliyor.
1994 yerel seçimleri, Refah Partisi'nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere önemli belediyeleri kazanması nedeniyle Milli Görüş hareketi açısından kritik bir dönüm noktasıydı.
Yücel'in 1980'li yıllarda yaptığı teşkilatlanma çalışmalarının da bu döneme giden sürecin bir parçası olarak anlatıldığı görülüyor. Dönemin arkadaşları, teşkilatların henüz küçük olduğu ve iktidar hedefinin uzak göründüğü yıllarda yapılan çalışmaların daha sonraki başarıların altyapısını oluşturduğunu savunuyor.
Bu nedenle Yücel'in adı, yalnızca kişisel bir fedakârlık hikâyesi olarak değil, Milli Görüş çizgisinin teşkilatlanma tarihinin bir parçası olarak da ele alınıyor.
Erdoğan'ın Yücel hakkında söylediği sözlerin özeti
Erdoğan'ın Yücel hakkındaki anlatımlarında üç temel vurgu öne çıkıyor:
1. Fedakârlık:
Yücel'in kişisel acısına rağmen teşkilattaki görevini sürdürmesi.
2. Teşkilatçılık:
1980'li yıllarda Refah Partisi'nin İstanbul'daki teşkilatlanma çalışmalarına aktif katılması.
3. Adanmışlık:
Isparta'ya giderek siyasi hareketin güçlü olmadığı bir bölgede teşkilat kurma mücadelesi vermesi.
Erdoğan'ın 1993'teki konuşmasında Yücel'in hikâyesini anlatırken kullandığı ana fikir, hareketin yalnızca liderlerden değil, yerel teşkilatlarda büyük fedakârlıklarla çalışan kişilerden oluştuğu yönündeydi.
2026'da yaptığı konuşmada Yücel'i yeniden anması da aynı siyasi hafızanın devamı niteliğinde.
Ailesi bugün ne anlatıyor?
Yücel'in ailesi, onun hayatını yalnızca siyasi çalışmalar üzerinden değerlendirmiyor.
Kızı Betül Yücel, babasının geride bıraktığı toplantı konuşmaları ve vefatından sonra yapılan kongre kaydının aile için önemli hatıralar olduğunu anlatıyor.
Aile üyeleri, Yücel'in teşkilat çalışmalarına yoğun zaman ayırmasına rağmen çocuklarıyla geçirdiği zamanın da önemli olduğunu belirtiyor. Isparta döneminde Yücel'in Refah Partisi Isparta İl Teşkilatı'nda gençlik kolları başkanı olarak görev yaptığı aktarılıyor.
Dolayısıyla Yücel'in hayatını sadece “siyaset uğruna ailesini ihmal eden kişi” şeklinde değerlendirmek, ailesinin anlattığı tabloyu eksik bırakır. Aile anlatımlarında onun hem yoğun siyasi faaliyet yürüttüğü hem de çocuklarıyla ilgilenmeye çalıştığı görülüyor.
Abdülmecit Yücel'in hikâyesi neden yıllar sonra bile anlatılıyor?
Yücel'in hikâyesinin siyasi hafızada kalmasının birkaç nedeni bulunuyor.
İlk olarak, yaşadığı kişisel acının büyüklüğü dikkat çekiyor.
İkinci olarak, bu acının hemen ardından teşkilat görevine dönmesi, onu dönemin arkadaşları açısından fedakârlığın sembolü haline getirmiş durumda.
Üçüncü olarak, Yücel'in yalnızca İstanbul'da kalmayıp Isparta'ya giderek teşkilatlanma çalışmalarını sürdürmesi, onun siyasi mücadeleye olan bağlılığının başka bir göstergesi olarak anlatılıyor.
Son olarak ise Erdoğan'ın bu hikâyeyi farklı dönemlerde tekrar anlatması, Yücel'in adının siyasi hareketin hafızasında canlı kalmasını sağladı.
Sonuç: Abdülmecit Yücel neden önemli?
Abdülmecit Yücel, kamuoyunda çok tanınan bir siyasetçi veya milletvekili değildi. Ancak Refah Partisi'nin 1980'li yıllardaki teşkilatlanma sürecinde görev alan ve daha sonra Isparta'da siyasi yapılanmaya katkı sağlayan bir teşkilatçı olarak hareketin tarihsel hafızasında özel bir yer edindi.
34 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen geride bıraktığı hikâye, yıllar boyunca teşkilatlarda anlatıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 1993'te Isparta'da yaptığı konuşmada Yücel'i anması, 2017'de bu konuşmanın sosyal medyada yeniden gündeme gelmesi ve son olarak 14 Ağustos 2026'da AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü programında ailesiyle birlikte anılması, bu hikâyenin siyasi hafızadaki sürekliliğini gösteriyor.
Bugün Abdülmecit Yücel'in adının yeniden gündeme gelmesinin temel nedeni de budur: Erdoğan, AK Parti'nin 25 yıllık geçmişini anlatırken, siyasi hareketin iktidardan çok önceki döneminde büyük fedakârlıklarla çalışan yol arkadaşlarından biri olarak Yücel'i yeniden hatırlattı.
Bu yönüyle Abdülmecit Yücel'in hikâyesi, yalnızca bir kişinin hayat öyküsü değil; 1980'li yıllardan 1990'lara uzanan Refah Partisi teşkilatlanmasının ve daha sonra AK Parti'ye uzanan siyasi kadroların hafızasında yer etmiş bir fedakârlık anlatısı olarak karşımıza çıkıyor. (SELMA AYDIN)























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.