Arjantin’den Türkiye’ye getirilen Serkan Kurtuluş’un yeniden yargı sürecine dahil olmasıyla “FETÖ Borsası” iddiaları yeniden gündeme geldi. Ahmet Kurtuluş ailesinin avukatı Özgür Senger, Özlem Çerçioğlu’nun adının geçtiği Aydın Atatürk Spor Kompleksi ihalesi, kamu görevlileriyle olduğu ileri sürülen ilişkiler, Serkan Kurtuluş’un yurt dışına çıkış süreci ve Ahmet Kurtuluş cinayetine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
İzmir ve çevre illerde yıllar önce gündeme gelen “FETÖ Borsası” iddiaları, kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş’un Arjantin’den Türkiye’ye getirilmesiyle yeniden tartışma konusu oldu. FETÖ Borsası sanıklarından Ahmet Kurtuluş'un avukatı Özgür Senger, geçmişte yaşanan sürece ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunurken bazı kamu görevlilerinin dosyadaki konumunu, Aydın’daki Atatürk Spor Kompleksi işletme ihalesini ve Ahmet Kurtuluş cinayetini anlattı. Senger, açıklamasında yıllardır yanıt bekleyen çok sayıda soru bulunduğunu belirterek, birkaç isim üzerinden yürütülen soruşturmaların arkasında daha geniş bir yapılanmanın bulunduğunu savundu.
"SUÇ NE KADAR GENİŞ BİR KESİM TARAFINDAN İŞLENİRSE ORTAYA ÇIKARILMASI ZORLAŞIYOR"
Özgür Senger, “FETÖ Borsası” olarak adlandırılan mekanizmayı ilk kimin kurduğunun kesin biçimde söylenmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Senger, "Tabii bu çarkı ilk kim kurdu, bunu söylemek pek mümkün değil. Ancak bu çarktan gelen suç konusu paralar nedeniyle Okan Bato 2 yıl 11 ay hapis cezası aldı ve bu suçtan kaynaklı gelirleriyle elde ettiği mal varlıklarının müsaderesine, yani mülkiyetinin devlete geçirilmesine karar verdi. Bu karar kesinleşti; yani Okan Bato’nun görevi sırasında, özellikle 2015-2017 dönemlerinde ciddi bir haksız mal ve servet edindiği iddiaları kesinleşti. Yine Kudret Dikmen isimli, dönemin İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü, Serkan Kurtuluş Silahlı Suç Örgütü’nün İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2017/490 E. sayılı dosyasında suç örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etme sıfatıyla yargılanıyor. Aynı dosyada, rahmetli müvekkilimiz Ahmet Kurtuluş da yargılanıyordu. Tabii hep bu isimler üzerinden bir süreç yürüdü ama ortaya çıkmayan çok büyük bir şema, bir suç örgütü var. Bir suç ne kadar geniş bir kesim tarafından işlenirse, ortaya çıkarılması da o kadar zorlaşıyor maalesef" dedi.
"EMNİYET BAHÇESİNİ MAFYA LİDERLERİNE AÇIYOR"
FETÖ borsasına Serkan Kurtuluş’un dahli, Serkan Kurtuluş ve çetesinin, hakkında yakalaması olan firari FETÖ’cüleri yasal olmayan yollarla bulup, FETÖ borsasını oluşturan şebekeye getirmesiyle başladığını kaydeden Senger, "Adliye ve Emniyetten gelen listeler Serkan Kurtuluş ile paylaşılıyor. Polisin henüz gitmediği veya gidip bulamadığı firari FETÖ’cüler, mafya yöntemleriyle bulunup ya zorla ya da telkinlerle FETÖ borsasını oluşturan şebekeye getiriliyor. Hatta bir firari FETÖ’cü, o dönem suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş’un şahsi cipiyle İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinden emniyete giriş yaptırılıyor, İstihbarat Şube’nin olduğu katta Kudret Dikmen ile görüştürülüp, hakkında yakalama olmasına rağmen elini kolunu sallaya sallaya emniyetten çıkmasına müsaade ediliyor. Anılan bu FETÖ borsasını oluşturan örgüt, devletin kendilerine tanıdığı imkânlarla, emniyet bahçesini mafya liderine açıyor, firarileri emniyete getirip elini kolunu sallaya sallaya gitmesine müsaade ediyor"
"TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ"
Senger, dönemin İzmir Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen, MİT İzmir Bölge Müdürü Gürbüz Yüksel ve İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato arasındaki ilişkinin nasıl oluştuğunun, aralarında bir hiyerarşi bulunup bulunmadığının ve temasların nasıl gerçekleştiğinin etkili biçimde soruşturulmadığını söyledi. Bu konularla ilgili şikâyet dilekçeleri verdiklerini belirten Senger, ancak dönemin bir savcısının konuyu “sulandırarak” takipsizlik kararı verdiğini iddia etti. Senger, söz konusu savcının çok kısa bir süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi’nde görevlendirildiğini de söyledi.
"SÖYLEDİKLERİ İÇİN DEĞİL SÖYLEYEBİLECEKLERİ İÇİN ÖLDÜRÜLÜDÜ"
Senger, Ahmet Kurtuluş cinayetinin, pek çok yürütülecek soruşturmayı da engellediğini ifade ederek, "Çünkü o soruşturmaların şüphelileri, Ahmet Kurtuluş ile yüzleştirilseler veya onların üstüne etkili şekilde gidilse, anılan şebeke çok daha etkin şekilde ortaya çıkarılır, işledikleri suçlar gün yüzüne çıkardı. O günlerde “Ahmet Kurtuluş söyledikleri için değil, söyleyebilecekleri için öldürüldü” diyerek özetlemiştik meseleyi; çünkü savcılık ifadeleri, aslında bu şebekenin yaptıklarının çok ufak bir bölümünü yansıtıyordu" diye ekledi.
"ÇERÇİOĞLU BİR GÜZELLİK YAPMIŞ OLABİLİR"
Dosyanın Aydın ayağında en dikkat çekici başlıklardan biri Atatürk Spor Kompleksi’nin işletme ihalesi oldu. Senger, Ahmet Kurtuluş’un ifadelerine göre Kurtuluş’un bizzat Özlem Çerçioğlu ile masaya oturmadığını söyledi. Senger’in aktardığına göre Ahmet Kurtuluş, ifadelerinde, Özlem Çerçioğlu’nun dönemin MİT yöneticilerinden Gürbüz Yüksel ile, hakkında bulunan FETÖ dosyasının tüm verileriyle halledilmesinin ardından kendisine Atatürk Spor Kompleksi işletmesinin verilmesi konusunda anlaştığını iddia etti. Senger, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: "Gürbüz Yüksel’in ise Ahmet Kurtuluş’a gelerek, anılan spor kompleksini, Ahmet Kurtuluş’un kendi veya bulacakları kişi adına ama Gürbüz Yüksel hesabına işletmesini teklif ettiğini, bu itibarla, Ahmet Kurtuluş’un bu işletmeyi işletecek şirketler kurmaya başladığı, burada bir açılış tertip ettiği ve çok sayıda şirket kurarak burayı işletmeye başladığını anlatıyor. Ancak bu pazarlığın, Özlem Çerçioğlu ile Gürbüz Yüksel arasında döndüğünü ve Özlem Çerçioğlu’nun, Gürbüz Yüksel’e “bir güzellik yapmış olabileceğini” ifade ediyor" şeklinde konuştu.
Senger, “FETÖ Borsası”nı kurduğu ileri sürülen şebekenin suçlarının gizlenemeyecek ve örtbas edilemeyecek boyuta ulaşmasıyla birlikte suçların birilerinin üzerine yıkılması gerektiğini savundu. Senger’e göre şebeke, en zayıf halka olarak Ahmet Kurtuluş’u seçerek onu kurban etmeye karar verdi. Ahmet Kurtuluş’un cezaevindeyken kendisine sürekli haber ileten bu yapının kendisini oyaladığını fark ettiğini belirten Senger, Kurtuluş’un şebekenin tüm meseleleri kendi üzerine yıkarak kendisini aklamaya çalıştığını anladığını söyledi. Senger, Ahmet Kurtuluş’un “günah keçisi” yapılmaya çalışılmasına tepki göstererek söz konusu yapının yaptıklarını ortaya çıkarmak için bir süreç başlattığını anlattı.
"MAHKEMEDE ORTAYA ÇIKACAK"
Serkan Kurtuluş’un ilk yurt dışına çıkış sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Senger, Dönemin İzmir Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’e atılı suçlardan birinin de bu konu olduğunu belirtti. Ayrıca Senger, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına neden olan iddialardan birinin, Serkan Kurtuluş’un yurt dışına çıkması gerektiği ve yakında hukuki bir problem yaşayabileceği yönünde kendisine telkinlerde bulunulması olduğunu söyledi. Senger, Serkan Kurtuluş’un bu iddialara vereceği cevabın mahkemede ortaya çıkacağını belirtti.
"TÜRKİYE'NİN FAİLLERİ BELLİ EN CİDDİ FAİLİ MECHUL CİNAYETİDİR"
Senger, Ahmet Kurtuluş cinayetini, "Türkiye’nin failleri belli en ciddi FAİLİ MECHUL cinayetidir" sözleriyle özetleyerek, "Tetiği çeken, getiren götüren tespit edilmiş, ama talimatı veren gizlenmiştir. Bu hususu ısrarla söyledik, umarız cinayeti bizzat organize eden katil şebekesinin başı olan Serkan Kurtuluş, kendine bu ihaleyi kimin, nasıl, ne karşılığında verdiğini anlatır. Bu cinayet yalnızca Ahmet Kurtuluş’u susturmadı. Bu suç örgütünün üstüne gitmek isteyen adli yargıyı, polisi, bir kısım basını ve aydını da susturdu" ifadelerine yer verdi.
"DEVLET KURUMLARI İDDİALARIN ÜZERİNE HASSASİYETLE GİTMEDİ"
Özlem Çerçioğlu hakkındaki iddialara savcılık tarafından “somut delil yok, varsayım” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi ancak belediye kanadına dokunulmadı. Bu konu ile ilgili de konuşan Senger, Ahmet Kurtuluş cinayetinin işlendiği günlerde başvurdukları kurumların önemli bölümünde kapıların yüzlerine kapandığını ifade etti. Bunun üzerine mücadele ettiklerini belirten Senger, "Biz bu duruma isyan ederek, Ahmet Kurtuluş’un kanı üzerinden ahlaksızca bir barış anlaşması yapıldığını, bu anlaşmayı kabul etmediğimizi ve bu duruma azıcık namusu olan herkesin isyan etmesi gerektiğini anlattık. Üstümüze kapanan tüm kapıları, zorlaya zorlaya açtık; ciddi bir kamuoyu oluşturduk. Ancak birkaç avukatın, birkaç namuslu gazeteci ve aydının baskılarıyla, bu süreç ancak buraya kadar gelebildi. Maalesef, devlet kurumları, bu eylemlerin ve iddiaların üzerine hassasiyetle gitmedi. Çünkü maalesef, gerek tahminimiz, gerekse de bildiğimiz kadarıyla, anılan bu FETÖ borsası eylemlerini organize edenler, gerçekten çok büyük bir organizasyon teşkil etmiş, birçok insanı da eylemlerine katmış, menfaat temini sağlamış. Suç kalabalıklaştıkça, gerçekten suçun tarafı olmamış, namuslu birilerinin, adli süreçleri hukukun verdiği yetkiler çerçevesinde sonuna kadar götürmesi zorlaşıyor" şeklinde konuştu.
Senger, 14 Ağustos’ta Arjantin’den getirilen Serkan Kurtuluş’un 11 Eylül’deki duruşmada, Ahmet Kurtuluş’un yarım bıraktığı Aydın bağlantılarını anlatıp anlatmayacağına ilişkin de önemli bir değerlendirme yaptı. Senger, sorulara cevap verirken Ahmet Kurtuluş ailesinin avukatlığını yapan bir meslektaşlarının mahkemeyle görüştüğünü söyledi. Buna göre Ahmet Kurtuluş cinayeti dosyası ile Serkan Kurtuluş suç örgütü dosyası, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde iki ayrı dosya olarak bulunuyor.
"SERKAN KURTULUŞ’UN TUTUKLANMASINA GEREK OLMADIĞI ŞEKLİNDE SÖZLÜ BİR GÖRÜŞ BİLDİRMİŞ"
Senger, Ahmet Kurtuluş cinayeti dosyasında Serkan Kurtuluş hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı bulunmasına rağmen mahkemenin, Serkan Kurtuluş hakkında bu dosyadan ayrıca tutuklama incelemesi yapmayacağını bildirdiğini aktardı. Senger açıklamasında, "Ahmet Kurtuluş cinayeti öncesinde mahkemenin, tehditler alan Ahmet Kurtuluş’un mahkeme kararıyla gizlenmiş adres verilerinin, bizzat suç örgütünün duruşmasının yapıldığı mahkemede açıklanması, cinayet sonrasında yaşanan, Ahmet Kurtuluş’un telefon kayıtlarının silinmesi gibi birçok rezaletin ardından, isterdik ki bu olayla ilgilenen yargı görevlilerinin biraz olsun özenli davranmasını beklerdik; ancak mahkeme AHMET KURTULUŞ CİNAYETİ DOSYASINDA SERKAN KURTULUŞ’UN TUTUKLANMASINA GEREK OLMADIĞI ŞEKLİNDE SÖZLÜ BİR GÖRÜŞ BİLDİRMİŞ"
"BASİT BİR MAFYA BABASI DEĞİL"
Senger, Serkan Kurtuluş’u değerlendirirken dikkat çeken ifadeler kullandı. Serkan Kurtuluş’un “basit bir mafya babası” olmadığını savunan Senger, Kurtuluş’un çok sayıda devlet görevlisiyle içli dışlı olduğunu, manipülasyon yeteneğinin yüksek bulunduğunu ve kendi menfaati için “1 tane doğruyu 99 tane yalanın arasına gizleyebilecek” biri olduğunu ileri sürdü. Senger’e göre Serkan Kurtuluş’un bildiklerini paylaşması, ancak devletin dirayetli, tutarlı ve iradeli bir tutum ortaya koymasıyla mümkün olabilir. Serkan Kurtuluş’un iade sürecinin 6 yıl sürmesinin, sürecin etkili biçimde aydınlatılabileceğine ilişkin güvenlerini azalttığını belirten Senger, buna rağmen adli yargının bu kez kendilerini yanıltmasını umduğunu söyledi.
Senger, hem Serkan Kurtuluş hem de onunla birlikte hareket ettiği ileri sürülen tüm kişilerin yaptıklarının hesabını vermesini ve bu hesabın hukuk insanları tarafından hukukun sınırları içerisinde sorulmasını istedi. (İREM DELİCE)





















ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.