tvDEN ekranlarında yayınlanan “Şehir ve İnsan” programında konuşan İnşaat Yüksek Mühendisi ve Şehir Plancısı Hüseyin Aksu, deprem gerçeği üzerinden Türkiye’nin şehircilik anlayışını sert sözlerle eleştirdi. Aksu, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen tartışmaların yine “siyasi kamplaşma” zeminine çekildiğini belirterek, asıl meselenin sağlam ve güvenli bir yapı sistemi kurulamaması olduğunu savundu. “Depreme karşı güvenli binaları yaptıracak, çürük yapıları tasfiye edecek bir sistemi kimse tartışmıyor” diyen Aksu, Türkiye’nin yüzeysel çözümlerle zaman kaybettiğini ifade etti.
“KONUT DAĞITMAK SORUNU ÇÖZMEZ”
İktidarın inşa edilen konutlarla övündüğünü, muhalefetin ise sahaya giderek eleştiriler yönelttiğini belirten Aksu, tartışmaların özden uzaklaştığını söyledi. 10 ili kapsayan büyük yıkımın ardından yalnızca konut üretimine odaklanılmasının yeterli olmadığını dile getiren Aksu, “Bu kadar büyük bir depremden sonra sadece konutları yenileyip dağıtmış olmak bu işi çözmez” görüşünü savundu.
1999 depremi döneminde Aydın Belediye Başkanı olduğunu hatırlatan Aksu, o süreçte şehircilik anlayışının sorgulanması gerektiğini söyledi ve dönemin Bayındırlık Bakanı Erkan Mumcu’nun “Bakanlar Kurulu enkazın altında kaldı” sözünü hatırlatarak, aslında enkaz altında kalan şeyin devletin şehircilik anlayışı olduğunu ifade etti.
“2,5 TRİLYON DOLAR TOPRAĞA GÖMÜLDÜ”
Cumhuriyet tarihi boyunca depremlerde yaşanan kaybın yaklaşık 2,5 trilyon dolar olduğunu öne süren Aksu, asıl israfın gösterişli harcamalar değil, sağlam şehirler kurulamaması olduğunu belirtti. “Depreme dayanıklı bir ülke yaratamadığımız için cebimizden trilyonlarca dolar gidiyor” diyen Aksu, devlet bütçesinde faiz giderlerinin yatırımların çok üzerine çıktığını, bunun temel nedenlerinden birinin de afetlerde kaybedilen kaynaklar olduğunu savundu.
Aksu, sık sık “yapıp yıkma” kültürünü eleştirerek, Avrupa şehirlerindeki tarihi dokunun korunmasını örnek gösterdi. Londra, Paris ve Barcelona’da yüzyıllardır ayakta duran yapıların bakım ve restorasyonla yaşatıldığını belirten Aksu, Türkiye’de ise her 30-40 yılda bir yık-yap anlayışının hakim olduğunu dile getirdi.
“DEVLET ELİYLE ÇÜRÜK BİNA YAPTIRILDI”
Programda çarpıcı örnekler paylaşan Aksu, geçmişte devlet tarafından yapılan bazı binaların yıllar sonra “çürük” raporuyla yıkıldığını hatırlatarak, “Devlet ihale etti, devlet kontrol etti, devlet teslim aldı; 30 yıl sonra çürük denildi” ifadelerini kullandı. Aydın’da yıkılan çok sayıda resmi binaya dikkat çeken Aksu, sağlam yapıların yıkılırken daha riskli yapıların ayakta bırakıldığını savundu.
Adana’da aynı site içinde bir binanın çöktüğünü, diğerinin ayakta kaldığını örnek gösteren Aksu, bunun sistemsel bir sorun olduğuna işaret etti.
“GÜNAH KEÇİSİ ARAMAK ÇÖZÜM DEĞİL”
Deprem sonrası müteahhitlerin, yapı denetimcilerin ve belediye görevlilerinin hedef gösterildiğini söyleyen Aksu, asıl sorumluluğun sistemde olduğunu vurguladı. “Sağlam bina yaptırmak devletin işidir” diyen Aksu, çözümün köklü bir model değişikliğinden geçtiğini ifade etti.
“DEPREM DEVRİMİ” VE 40 BİN SAYFALIK ÇALIŞMA
Yaklaşık 30 yıldır üzerinde çalıştıklarını belirttiği “deprem devrimi” başlıklı model kapsamında 6 kanun tasarısı ve 132 yönetmelik hazırladıklarını açıklayan Aksu, toplamda 40 bin sayfalık bir külliyat oluşturduklarını söyledi. Ancak bu çalışmaların kamu kurumlarından yeterli ilgi görmediğini dile getirdi.
FAY KANUNU ÇAĞRISI
Türkiye’de fay hatlarının dahi net biçimde belirlenmediğini savunan Aksu, bir “Fay Kanunu” çıkarılması gerektiğini söyledi. Fay hatlarının kesin biçimde tespit edilmesi ve bu alanların yapılaşmadan arındırılması gerektiğini belirten Aksu, Hatay’da fay hattı üzerine inşa edildiğini öne sürdüğü bir hastane örneğini hatırlattı.
YAPI PLAKA, TESCİL VE MUAYENE SİSTEMİ
Aksu’nun çözüm önerisinin merkezinde “Yapı Plaka, Tescil ve Muayene Sistemi” yer aldı. Buna göre Türkiye’deki tüm binalara kimlik verilecek, her yapı için sicil dosyası açılacak ve ayrıntılı bir karne düzenlenecek.
Binalara; Beyaz plaka (güvenli), Mor plaka (afet riski var), Kırmızı plaka (ruhsatsız), Haki plaka (ruhsata aykırı), Mavi plaka (kırsal yapı) verileceğini anlatan Aksu, “Sığırların bile kimliği var, binaların yok” sözleriyle sistemin önemini vurguladı.
19 BAŞLIKTA BİNA KARNESİ
Her bina için deprem dayanıklılığı başta olmak üzere sel, heyelan, çığ, fırtına ve yangın risklerine ayrı ayrı not verileceğini belirten Aksu, ayrıca ısı yalıtımı, asansör güvenliği, çatı, dış cephe, kaçak kat, su yalıtımı ve otopark gibi başlıkların da değerlendirileceğini söyledi.
Deprem notunun 1’den 10’a kadar belirleneceğini ifade eden Aksu, “Notu 1 olan bina derhal boşaltılmalı, notu 2 olanlar birinci öncelikli dönüşmeli” dedi. Türkiye’de yaklaşık 8 milyon yapının dönüşüme ihtiyaç duyduğunu savunan Aksu, öncelik sırasına göre devlet eliyle bir planlama yapılması gerektiğini dile getirdi.
“VATANDAŞTAN 5 KURUŞ ALINMAMALI”
Kentsel dönüşümün ranta dayalı ilerlediğini savunan Aksu, mevcut sistemin mülkiyet hakkı tartışmalarına yol açtığını belirtti. Önerdiği modelde dönüşümün devlet eliyle ve kentsel rantın kamu yararına kullanılmasıyla finanse edileceğini söyledi. “Çürük yapıya göz yuman sistem vatandaştan para isteyemez” diyen Aksu, finansmanın doğru planlama ile sağlanabileceğini ifade etti.
“ÇÖZÜM AKILDA VE BİLİMDE”
Programın sonunda depremi yalnızca bir doğal afet değil, şehircilik zihniyetinin sonucu olarak değerlendiren Aksu, Türkiye’nin ancak bilimsel ve köklü bir sistem değişikliğiyle depremlerde can ve mal kaybını sıfıra yaklaştırabileceğini söyledi.
“Depremde emeğimizi, alın terimizi toprağa gömmeyelim” çağrısında bulunan Aksu, Japonya örneğini vererek, “Sallanırız, tutunuruz ve hayat devam eder” anlayışının mümkün olduğunu dile getirdi. (İREM DELİCE)























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.