GÜRHAN KARAŞAHAN

NEDEN?

22 Ocak 2019, Salı

     

Merhaba değerli Denge Gazetesi okurları,

Bugün sizlerle, beni çok etkileyen bir anımı paylaşmak istiyorum.

Kadına karşı şiddetle ilgili haberleri her gün okuyor ve duyuyoruz. Kadınlar darp ediliyor, sözlü şiddete maruz kalıyor veya telafisi mümkün olmayan izleri taşımak zorunda kalıyorlar. Tabii ki bu, her kadın için geçerli değil, ancak hayat herkese adil davranmıyor.

İstanbul'da görev yaptığım esnada, Aile Mahkemesi tarafından gönderilen bir evrakı infaz etmek için devriyeye çıktım. Evrak üzerinde yazan adresi, mahalle sakinlerinin yardımı ile bulabildim. Çünkü, belirtilen adres, yıkık ve kullanılamaz haldeydi. Kapıyı genç bir kadın açtı. Kadın hakkında, mahkeme tarafından mali ve sosyal durumunun araştırılması isteniyordu. Davayı açan kendisini terk eden kocasıydı.

Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor. Ama değildi. Kadın, 1996 yılında geçirmiş olduğu bir hastalık sonucu görme yeteneğini kaybetmiş, kocası da bu nedenle onu terk etmiş, (8) yıl boyunca hiç görüşmemişler.

Evlenirken, iyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta sözü veriyoruz, ama tutmuyoruz. Peki merak ettiğim bir konu var. Madalyonu tersine çevirelim. Aynı durum, kadın için değil de, erkek için geçerli olsaydı, kadın ne yapardı. Eski kocasını terk eder miydi?

Bence kadın, eski kocası kadar acımasız davranmazdı. Bu acımasızlığın, bu kötülüğün sebebi neden? Bir türlü anlayamıyorum. Her zaman iyi olanlar paylaşılır, kötü olduğunda kaçar mıyız? Neden, aile kavramının kutsallığını bu kadar hafife alıyoruz? Üç günlük dünyada değer mi? Usta şair Cemal SÜREYA'nın şiirinde yazdığı gibi, "Hayat Kısa, Kuşlar Uçuyor."

Tabii biz de kadınla ilgili bir kaç girişimde bulunduk. O zamanlarda Türkiye genelinde bulunun bir yardım kuruluşuna müracaat ettik. Yardım kuruluşu tarafından, kadının evine ilk etapta, gıda ve giyecek yardımı, daha sonra eşya yardımı yapıldı. Ben ve arkadaşlarım da, aileye eşya yardımında bulunduk.

Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, şimdilik hoşçakalın.