GÜRHAN KARAŞAHAN

BU KADAR BASİT Mİ

12 Şubat 2019, Salı

     

Merhaba değerli Denge Gazetesi okurları,

Sizlere mesleğe başladığım ilk günlerinde yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. "Bu olay neden beni etkiledi" diye sorarsanız, orada bulunma sebebimi sorguladım.

23 Ağustos 2000 tarihinde ilk görev yerim olan İstanbul-Beykoz İlçe Jandarma Komutanlığı'na (10) arkadaşım ile birlikte göreve başladık. Birliğimize katıldığımızda, İlçe Jandarma Komutanlığı personeli çok yoğun bir çalışma içerisindeydi. Bu görev, Çavuşbaşı Beldesi'nde bulunan (2B) olarak bilinen kaçak yapılaşma ile ilgili yıkım göreviydi. Tabi ki yıkım işlemleri resmi kurum personeli tarafından yapılacaktı. Bizim görevimiz, yıkım işlemi yapacak kurum personelini güvenliğini sağlamaktı.

2B arazi nedir?

Eskiden orman bölgesi durumunda olan ve artık orman olma vasfını yitirmiş araziler, 2B arazi olarak adlandırılıyor ve bu araziler için 2B arazi tapusu çıkartılıyor. Bu arazilerin durumu, Orman Kanunu’nun 2. maddesinin ilk fıkrası B bendinde açıkça belirtildiği için araziler, ilgili maddenin kısaltması olan 2b arazi olarak isimlendiriliyor. Kaydı hazinenin üzerinde görülen, fakat orman alanının sınırlarının dışına çıkmış ya da kadastro tarafından orman sınırları dışına çıkarılacak olan araziler, 2B araziler kapsamında değerlendiriliyor.

25 Ağustos 2000 günü sabah erkenden kalkıp Çavuşbaşı Beldesi'ne doğru yola çıktık. Çavuşbaşı Beldesi'ne geldiğimizde kalabalık bir ortam vardı. İnsanlar kızgın ve bir o kadar da çaresiz. Bizim de içerisinde bulunduğumuz yaklaşık (100) kişilik bir kuvvet, ağaçlık arazilerin yakınında bulunan evlerin olduğu bölgeye görevlendirildik.

Görev yerimizi aldıktan sonra, yıkımı yapacak personelin güvenliğini sağladık. Yıkım araçları evleri tek tek yıkıyordu. Bu evlerin bazıları (5) katlı bina, bazıları ise tek katlı müstakil evlerdi. Bu bölgedeki evler büyük hilti ve dozer araçlarıyla tek tek yıkılıyordu. İnsanın içi parçalanıyordu. O zamanlarda bu bir suç muydu? Evet tabii ki suçtu. Kanun neyse onun yapılması gerekir.

Ancak, olayın iç yüzü daha farklıydı. Önümde duran ve yaklaşık (55) yaşlarında bulunan bir hanımefendi, şu sözleri sarf etti. "Ben eşimi (8) sene önce kaybettim. Çocuklarıma hem anne hem de baba oldum. Temizlik işlerine gittim, hasta baktım, yapmadığım iş kalmadı. Bu evi yapabilmek için, şu memur (eliyle gösterdiği memur) benden (20) sene önce para talep etti. Ben de mecburen verdim. Bugün evimi yıkmaya gelmiş" diyerek ağlamaya başladı. Bu ağlayan hanımefendi, daha sonra bana ve bir kaç arkadaşıma dönerek, "oğlum siz de sabah erkenden göreve geldiniz, aç mısınız? Susardınız mı evladım" diyerek daha da ağlamaya başladı. Evi yıkılan hanımefendi o halde bile bizleri evladı yerine koyuyordu. Ne söyleyeceğimi şaşırdım. Kendimi, o hanımefendi yerine koydum, o halde olsam öyle iyi niyetli olabilir miydim? İnanın bilmiyorum. Evi yıkılan hanımefendi, o durumda bile, bizi aşabilmek için herhangi bir güç kullanmadı.

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Yazılanlar ne olursa olsun, ben ve hiç bir kimse, bir kaç suçlu ve kendini bilmez kişi ya da kişiler yüzünden, kurumları, mezhepleri, bölgeyi ya da toplulukları suçlamaya ve küçük düşürmeye hakkımız yok. Bu tür suçlar, bireysel olarak işlenir. Bu yüzden din, dil, ırk ve kurum ayrımı yapamayız.

Çok insan evsiz kaldı. Maddi durumu olan kişilerin, bu tür olayları atlatması kolay olur. Ama olmayan insanlar...

Böyle bir ortamda ne kadar katı yürekli olabiliriz ki? Ağlamamak için kendimi zor tuttum. O halde bile hanımefendi, benim açlığımı ve susuzluğumu düşünüyor. Ben çok utandım. Ben, kimin tarafında olmalıyım ve asıl olmam gereken yer neresi?

Bu olayda asıl suçlu kim? Yasa dışı para aldığı kişinin evini nasıl oluyor da yıkabiliyorsun? Yıllardır bu soruların cevaplarını almak istiyorum. Vicdanını kaybetmiş bir kişi, karda aç kalmış bir kurda benzer. Yüzlerce insan, bir kaç insanın aç gözlülüğü yüzünden evsiz kaldı.

Resmi kurum görevlileri yıkım işlemlerini bitirdi ve bizlerde toparlanarak, evsiz bıraktığımız insanların yanından evlerimize doğru yola çıktık. Bu olayda anlatmak istediklerim çok karışık.

Hiç bir kimseye müdahale etmeden evlerimize geldik. Sizlere bir sonraki yazımda, yukarıda anlattığım olaydan bir kaç ay sonra, aynı yerde görev yaptığım arkadaşımın hayatını kaybetmesi olayını anlatmak istiyorum.

Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, şimdilik hoşça kalın.