“Kime ne dediysem onun belgesini gönderdim”

26 Kasım 2021, Cuma 12:49

     


Gazeteci Atilla Dağıstanlı, tvDEN'de Gazeteci Emin Aydın'ın hazırlayıp sunduğu Emin Aydın'la Baş Başa" programının konuğu oldu. CHP'den ihracı istenen Dağıstanlı, Yüksek Disiplin Kurulu süreciyle ilgili olarak, “Kime ne dediysem onun belgesini gönderdim” dedi.

(FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN)

Gazeteci Emin Aydın’ın, "Atilla abi öncelikle seni tebrik ederek başlamak istiyorum. Bugüne kadar yapılmayan Toplu Sözleşme işine el attın, yapıldı galiba. Nasıl oldu, ne oldu? Sendikayla Toplu Sözleşme yapıldı gibi haberler vardı" sorusuna Dağıstanlı, “Tabi Toplu Sözleşme yapılmış olması güzel bir şey emekçi adına. Benim duygulandıran olay da Toplu Sözleşmeden sonra birkaç arkadaş yani hiç tanımadığım insanlar telefon ederek Toplu Sözleşmelerin yapılmasında, hızlandırılmasında katkımız olduğunu, sade benim değil televizyon olarak senin de ilgilenmiş olmadan dolayı ortak çalışmamızın bu sorunu ortak olarak ele alıp değerlendirmemizin faydası olduğunu yoksa yine yılan hikayesine dönebileceğini söylediler. Bu da eski bir sendikacı olarak, sınıf mücadelesi vermiş basın emekçisi olarak benim hoşuma gitti. Ben meslek hayatım boyunca hep sendikayı savundum. Meslek hayatımda üç şeye değer verdim, bir emeğimi temsil eden Türkiye Gazeteciler Sendikasının üyesi olarak mücadele etmeyi, iki mesleğimi onurlu bir şekilde koruyan Gazeteciler Cemiyetini. Ben aynı zamanda Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin de üyesiyim. Üçüncüsü de kesin bilgi, belge edinmeden hiç kimsenin onuruyla oynamadım. Bu konularda yüreğim ve vicdanım rahat. Başım dik geziyorum” yanıtını verdi. 

“KİME NE DEDİYSEM ONUN BELGESİNİ GÖNDERDİM”

Dağıstanlı, “Yüksek Disiplin Kurulu’ndan (YDK) bana cevap gelmedi ama söylentiler ihraç edildiğim yönünde. Ankara’dan YDK’dan bana böyle bir açıklama gelmedi. Ben de merak edip kimseye sormadım. İstesem öğrenirim ama benim için önemli olan YDK’nın vereceği karar saygı duyarım çünkü partimin en üst disiplini. Merak ettiğim bir şey var. Ben YDK’ya savunmamı verdiğimde belgeler gönderdim. O belgeleri çürütecek, beni suçlayacak nasıl bir gerekçe hazırlanabilir? Ben Söke örgütünde falanca filanca eroin içtiler dedim ve bu gazetelere, ulusal basına yansıdı, satıcı değiliz içiciyiz dediler. Bunu ben uydurmadım. Bu onların kendi ifadesi. Bunu yazdım diye hangi gerekçeyle benim partiden buranın Disiplin Kurulu’nun ihracını onaylayacak YDK? Süha Bayırlı’nın bütün dökümanlarını gönderdim. Bir arkadaş dedi ki bana sonuçta sıkıştıkları zaman oranın Milletvekillerine sorarlar. Beni kime sorarlar? Bülent Tezcan’a sorarlar, Hüseyin Yıldız’a sorarlar, Süleyman Bülbül’e sorarlar, eski dönemde Metin Lütfü Baydar’a sorarlar. Şimdi Bülent Tezcan’a sorduklarını farzet. Ben Bülent Tezcan ile Ali Çankır’ın kaçak Fetöcülerle beraber fotoğrafını burada yayınladım, internette geziyor demedim mi. Buna nasıl bir gerekçe bulacak da sen Milletvekiline çamur attın diye ya da beni suçlu çıkaracak nasıl bir gerekçe bulunabilir? Hukukçu değilim ben ama sözümde durdum belge çıkardım ortaya. Kime ne dediysem onun belgesini gönderdim. Ben merak ediyorum buranın kararı onaylandığında bana gerekli karar ne gelecek?” dedi.

“PARAM DEĞER KAZANSIN İSTİYORUM”

Dağıstanlı, “Öyle bir trajikomik yaşam içindeyiz ki. Düşün şimdi araban var senin benzin istasyonuna girdin yakıt alacaksın. Benzinin litresi 10 lira. Sen iki adım atıyorsun 11 lira oluyor. Pompaya yaklaştıkça 11.5 oluyor. Böyle bir düzen var mı? Kurtuluş Savaşı’nda bile böyle zorluklar yaşanmamıştı. Simit 2.5 lira olmuş. Bugün sana maliyeti 5000 lirayı geçen bir çalışan basın emekçisi onu asgari ücret üzerinden fiyat arttığında karşılayabilecek misin? Reklam girdilerin var mı? Benim maaşıma 10 lira zaman geliyor her şeye 10 lira zaman geliyor. Param değer kazansın istiyorum. Emekli maaşımla ben geçinebilirim. Benim maaşımı arttırıp ekmeğin, etin, sütün fiyatını arttırdığın zaman olmuyor. Ben paranın peşinde koşmuyorum, hırsım yok benim. Ben elimden geldikçe yaşamı renklendirmeye çalışıyorum” dedi.

“VAR MI BİR KADIN SIĞINMA EVİ AYDIN’DA?”

Dağıstanlı, “Aydın’da kadınlarla ilgili çok dernek var. Elle tutulur bir eylem var mı? Yok. Meydanda kurulan platformda Özlem Hanımın sesini duydum. Kadına yapılan şiddete karşıyız, İstanbul Sözleşmesinin arkasındayız diyordu. Ben de buradan Özlem Hanıma soruyorum. 2009’dan beri kadın Belediye Başkanımızsınız ve ben sizin yüzünüze karşı sizin kadın olarak seçilmiş olmanız bir devrimdir demişim. Siz bu devrimi hemcinslerinizi korumak ve sahip çıkmak adına neler yaptınız? Var mı bir Kadın Sığınma Evi Aydın’da? Kadınlar psikolojik depresyonlarından arınmaları için belediyenin böyle bir ünitesi var mı? Peki o zaman İstanbul Sözleşmesinin arkasındayız kadına şiddete karşıyız söylemlerin slogan olmaktan öteye ne anlam taşıyor? Benim bildiğim bir şey var bu meslek hayatımda bunu çok iyi öğrendim. Kadının kadına yaptığı kötülüğü bir erkek yapmıyor. Kadınlar hep ön plana çıkmak isterler. Özlem Hanım istese kadınla ilgili birçok şey yapabilir. Mesela Fatih Başkan Hanımevi diye bir yer açtı. Bir erkek yapıyor bunu demek istediğim o. Özlem Hanım bunları daha önce yapamaz mıydı? İki yöneticimizde Milletvekili olarak meclisteydiler. Abi kardeş gibiydiler” ifadesini kullandı.

“TİYATRODA İSTANBUL TÜRKÇESİNİ KONUŞMAK ZORUNDASIN”

Gazeteci Emin Aydın’ın, "Adnan Menderes Üniversite’sinde bir etkinlik yapılmış. O etkinliğe katılan bir bilim adamını yazmışsın. Orada yaşanılanları yazmışsın, Atsız Karaduman’dan bahsetmişsin o konu nedir?" sorusuna Dağıstanlı, “Atsız Karaduman’la tiyatro üzerine konulu bir etkinlik var. Bunu ADÜ’nün iletişim fakültesinin yeni dekanı Profesör Doktor Yüksel Yalova bey düzenlemiş. Ben de gittim. Orada konuşulacak konu Türkçe ile tiyatro. İkisini de çok seviyorum. Bu konularda da eğitim almış bir insanım. Ben 2008- 2009’da ADÜ’de sınav zorlukları ile ilgili seminerler vermiştim öğrencilere. Koskoca Türkçe 2 saatlik bir süreçte anlatılabilir mi? Olanaksız. Sadece İstanbul Türkçesi ile giriş yaptı. Yıllar önce Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dildir kalıbını kırmaya çalıştı adamcağız. Mesela yapacağım yazarsın yapıcam dersin. Türk alfabesinde bizde yumuşak g (ğ) okunmaz. Çok güzel anlattı bunu. Bunu yapmak üniversitelere düşer dedi. Gramer, konuşma, diksiyon bunlar üniversitenin görevi dedi. Ben de hocam Türk Dil Kurumu’nun görevi değil midir bu dedim. Değil üniversitelerin yapması lazım dedi. Siyasal iktidara karşı koyabilecek üniversite var mı Türkiye’de dedim. Aslında Yüksel Yalova’ın soyunduğu olay ihtiyaç olan bir olay. Ben orada seminer verirken öğretim üyesi olan yardımcı doçent bir arkadaş ben bu gözlüğü aldım beğenmedim götürdüm iade ettim dedi. Ben de Türkçeyi de öldürdün dedim. Niye dedi, ya geri verirsin ya da iade edersin dedim. Geri iade ettim diye bir cümle bir tümce yok dedim. Peki bu arkadaş öğrenci yetiştiriyor nasıl olacak bu iş? Ben oraya gittim bunları yazdım köşemde. Yazmamın sebebi de, Aydın’da Türkçe ve tiyatro adına neler oluyor onu göstermekti. Tiyatroda İstanbul Türkçesini konuşmak zorundasın. Bunu yaptığın zaman Türkçeyi güzel konuşmuş oluyorsun” dedi. (ELİF DUMANOGLU)


HABER VİDEOLARI






 
Son Eklenen Haberler