tvDEN ekranlarında yayınlanan ve Hazal Bayık’ın sunduğu Sağlık Vakti programında bu hafta bel ve boyun fıtığı ile baş ağrısı ve migren masaya yatırıldı. Programın konukları Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İbrahim Köseoğlu ile Nöroloji Uzmanı Dr. Ozan Sagut oldu. Uzmanlar, toplumda en sık görülen iki şikâyetin bel ağrısı ve baş ağrısı olduğuna dikkat çekerek, “Ağrı kader değildir, doğru tanı ve uygun tedaviyle yaşam kalitesi artırılabilir” mesajı verdi.
BEL VE BOYUN FITIĞI NEDİR?
Op. Dr. İbrahim Köseoğlu, bel ve boyun fıtığının omurlar arasındaki disklerin taşarak sinirlere baskı yapması sonucu oluştuğunu belirtti. Bel ağrısının hastaneye başvurularda ikinci sırada yer aldığını ifade eden Köseoğlu, her bel ağrısının fıtık anlamına gelmediğini vurguladı.
Köseoğlu, bel fıtığında asıl önemli bulgunun ağrının bacağa vurması olduğunu dile getirerek, yalnızca bel bölgesinde hissedilen ağrıların çoğu zaman cerrahi gerektirmediğini söyledi. “Ne zaman ki ağrı belden kalçaya ve bacağa yayılır, uyuşma ve güç kaybı başlar; işte o zaman tabloyu daha ciddi değerlendiririz” ifadelerini kullandı.
Boyun fıtığında ise benzer şekilde kola yayılan ağrı ve uyuşmaların dikkate alınması gerektiğini belirtti.
HER FITIK AMELİYAT DEĞİLDİR
Toplumda fıtık tanısı alan her hastanın ameliyat olması gerektiğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Köseoğlu, hastaların yüzde 85-90’ının cerrahiye ihtiyaç duymadan iyileşebildiğini söyledi. Öncelikli yaklaşımın istirahat ve ilaç tedavisi olduğuna dikkat çekerek, basamak tedavisinin önemini vurguladı.
Manipülatif işlemlere karşı da uyarıda bulunan Köseoğlu, gerekli tetkikler yapılmadan yapılan müdahalelerin ciddi riskler taşıyabileceğini dile getirdi.
Cerrahi gerektiğinde ise en sık uyguladıkları yöntemin mikrocerrahi olduğunu belirten Köseoğlu, küçük bir kesiyle yapılan ameliyat sonrası hastaların aynı gün yürütülebildiğini ve kısa sürede günlük yaşama dönebildiğini anlattı. Uygun hastalarda uygulanan tam endoskopik yöntemlerin ise daha da konforlu bir iyileşme süreci sunduğunu kaydetti.
“Yaptığımız cerrahi, omurganın ana yapısını bozmaz. Doğru hasta seçimi ve doğru teknikle başarılı sonuçlar elde ediyoruz” dedi.
AMELİYAT SONRASI SÜREÇ VE TEKRAR RİSKİ
Ameliyat sonrası eğitimin en az operasyon kadar önemli olduğunu vurgulayan Köseoğlu, hastaların kontrollü hareket etmesi ve önerilere uyması halinde yaşamlarına sorunsuz devam edebileceğini belirtti.
Tekrar fıtık oluşma ihtimalinin yüzde 5-7 civarında olduğunu aktaran Köseoğlu, “Doğru bilgilendirme ve bilinçli hareketle bu risk azaltılabilir” dedi. Hastalarına uzun vadeli takip uyguladıklarını ve “yaptığımız işin arkasında duruyoruz” anlayışıyla çalıştıklarını ifade etti.
BAŞ AĞRISI: PRİMER VE SEKONDER AYRIMI
Dr. Ozan Sagut ise baş ağrısının toplumda son derece yaygın olduğunu belirterek, yaşam boyu baş ağrısı yaşama oranının yüzde 90’a ulaştığını söyledi. Baş ağrılarını primer ve sekonder olarak iki gruba ayırdıklarını ifade eden Sagut, migrenin primer baş ağrılarının en sık görüleni olduğunu dile getirdi.
Sekonder baş ağrılarında altta yatan başka bir hastalık bulunduğunu belirten Sagut; hipertansiyon, beyin tümörü ya da travma gibi durumların baş ağrısına yol açabileceğini kaydetti.
MİGREN: GENETİK YATKINLIK VE TETİKLEYİCİLER
Migrenin genetik yatkınlık zemininde geliştiğini söyleyen Sagut, toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 15-16 olduğunu belirtti. Migren ağrılarının genellikle tek taraflı, zonklayıcı ve 4 ila 72 saat sürebildiğini ifade etti.
Ağrıya çoğu zaman bulantı, kusma, ışık ve sese hassasiyetin eşlik ettiğini belirten Sagut, bazı hastalarda ağrıdan önce öncü belirtiler görülebildiğini aktardı.
Migreni tetikleyen faktörler arasında uykusuzluk, açlık, susuzluk, stres, hormonal değişimler ve bazı gıdaların bulunduğunu belirten Sagut; özellikle dinlendirilmiş peynirler, işlenmiş gıdalar ve bazı alkollü içeceklerin bazı hastalarda atakları artırabildiğini söyledi.
MİGREN TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜ?
Migren tedavisini akut atak tedavisi ve koruyucu tedavi olarak ikiye ayırdıklarını belirten Sagut, sık atak geçiren hastalarda önleyici ilaç tedavilerinin uygulanabildiğini söyledi.
Kronik migren hastalarında botoks tedavisinin de etkili bir seçenek olduğunu ifade eden Sagut, bu uygulamanın sinir uçlarından ağrıya yol açan maddelerin salınımını azalttığını belirtti.
Migrenin tamamen ortadan kaldırılamayabileceğini ancak kontrol altına alınabileceğini vurgulayan Sagut, “Migren hastanın kaderi değildir” diyerek düzenli takip ve yaşam tarzı düzenlemelerinin önemine dikkat çekti.
AĞRI KESİCİ KULLANIMINA DİKKAT
Uzmanlar, kontrolsüz ve sık ağrı kesici kullanımının yeni bir baş ağrısı tipine yol açabileceği uyarısında bulundu. Kronik ağrı kesici kullanımına bağlı baş ağrısının tedavisinin zor olduğunu belirten Sagut, hastaların bilinçli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti.
Köseoğlu da ilaçların basamaklı ve kontrollü kullanılmasının önemini vurgulayarak, “Her şeyin fazlası zarardır” değerlendirmesinde bulundu.
RAMAZAN VE NÖROLOJİK HASTALIKLAR
Ramazan ayında özellikle migren hastalarında açlık ve susuzluğun atakları tetikleyebileceğini belirten Sagut, hastaların kendi durumlarını gözlemleyerek karar vermeleri gerektiğini söyledi. İlaç kullanım saatleri sık olan Parkinson ve bazı diğer nörolojik hastalıklarda ise oruç tutmanın zor olabileceğini ifade etti.
“DOĞRU TANI, ORTAK ÇALIŞMA”
Programda iki uzman, nöroloji ve beyin cerrahisinin birçok noktada birlikte çalıştığını vurguladı. Belirtilerin doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde branşlar arası yönlendirme yapılmasının tedavi başarısını artırdığını belirttiler.
Program sonunda izleyicilere seslenen uzmanlar, ağrıyı kader olarak görmemek gerektiğini, doğru tanı ve uygun tedaviyle yaşam kalitesinin yükseltilebileceğini dile getirdi. Sağlık Vakti programı, “Ağrının kader olmadığı” mesajıyla sona erdi. (İREM AKCAN)























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.