Esra KOZBEK

satın aldığın mutluluk değil!

2 Temmuz 2019, Salı

     

İnsan duygusal bir canlı her ne kadar ben sertim hissetmem boşvermişlik düşüncesiyle olanı biteni izlese de duygusaldır. Kendinizi değersiz hissettiğiniz anlarda neler olduğunu hatırlayın… Üzüldünüz, ağladınız belki hırçınlaştınız. Bu duyguyu yenmek için bir şeyler yediniz ya da satın aldınız, kişiye göre değişir bu tepki gösterisi.

İnsan öz güven istiyor, aksiyon istiyor, saygı istiyor. Firmaların şöyle bir oyunu vardır ‘’Algı Yönetimi’’. Size diyorlar ki ‘’Bak bu kırmızı topuklu ayakkabıyı alırsan herkes seni sexy bulacak, bu parfümü kullanırsan herkes size bayılacak, bu son model telefonu alırsan ve kocaman saati alırsan havalı olacaksın, karizmatik olacaksın, bu makyaj malzemelerinin tümünü yüzünü sürersen çok ama çok güzel olacaksın, erkek arkadaşın seni çok beğenecek!’’ Ve gariptir ki insan buna inanıyor. İnsan beyni çok güçlü bir organ.

Alıyorsun, alıyorsun, alıyorsun bir bakıyorsun bir sürü eşya hareket alanı kalmıyor artık ve ilk gün ki gibi seni mutlu etmiyorlar. 2 ay 3 ay kullanıyorsun atıyorsun… Bende böyle bir hataya düştüm. Gitar çalmayı çok isterdim çok havalı gözükürdü bende çalayım diye yırtınırdım, aldım. Gitar hala evde yatıyor toplasan elime 4-5 kere almışımdır. Bakıyor bana ‘çal beni’ diye. Elime geçti ya o gitar bütün hevesim kaçtı.

Moral bozuk, mutsuzluk çöküntüyü iyileştirmek için satın alıyoruz. Etrafta ne gördüysek alıyoruz, bir süre iyi hissediyoruz para akıyor gidiyor. Buna devam ediyoruz sınırlı maaşı mutlu hissetmek için belki de sevmediğiniz bir işte saatlerce mesaiye kalıyoruz. Nereye kadar çalışacaksın ki, sıkılmayacak mısın? Sonra gelsin depresyon…

Bu modern zamanın en büyük yanılgısı bu sanırım bazı insan kalıplarına sıkıştırılan eşyalar. Evinizde 2 tane bilgisayar olmalı biri masaüstü diğeri dizüstü, o bol parçalı tencere, tabak takımı, 5 yıldızlı otellerde tatiller. Başkalarının reçetelerini kendimize uyarlarken aslında başkalaşıyoruz. Sonra diyoruz ki ‘Ah ben çok yorgunum çünkü sevmediğim bir işte çok çalışıyorum’ Ee gitme tatile paran cebinde kalsın, alma o pahalı telefonu var zaten, olmayıversin 30 çatal kaşıklı bıçak seti, olmasın pahalı saatler. Bir şeyleri satın alarak mutlu olunmaz ki kardeşim.

Hızlı hareket etmek her zaman sorunludur. İnternetten hızlı alışveriş yapıyoruz limon sıkacağı harika gözüküyor mükemmel bir icat ya. Geliyor kargo ‘Of üşendim sıkacakla uğraşamam hiç elimde sıkacağım…’’ Bak, tezatlığı sezebildiniz mi?

İlişkilerde de böyle değil mi? Çok havalı bir adam uzun boylu, yakışıklı vs. Alıyorsun getiriyorsun ‘Ee ne yapacağım şimdi ben bu adamı!’ Yavaş yavaş sindire sindire yapalım her şeyi.

Yüzleşmeden bundan kurtulamayız. Minimalist yaşamayı öğrenmeliyiz. Nedir minimalislik; Az eşya ama az eşya deyip gözünüzü korkutmayayım. İhtiyacın olduğu kadar eşya.

Sabah evden çıkarken ihtiyacınız olduğu bir şeyi düşününün sonra ona ihtiyacınız olduğu anlarda kendinizi gözlemleyin. O eşya yokken gayet iyi işi götürüyor musunuz? Götürüyorsunuz, demek ki ihtiyacınız yok! Gelecekte geçmişte değil şuan ihtiyacınız varsa alınız.

Evde ki eşyalarınıza şunu sorun ‘Sen olmasan günlük hayatımı idare ettirebilir miyim?’ Size ‘Evet’ cevabını aldığınız eşyaları atınız! Bunu hayatınızın her alanında uygulayın. Göreceksiniz kaliteli bir hayat süreceksiniz, var olduğunuzu anlayacak, tutkunuz alevlenecek…