Esra KOZBEK

Pembe saçlı şişko

8 Nisan 2019, Pazartesi

     

İnsanları sınıflandırmaya bayılırlar. Sen zenginsin, sen zayıfsın, sen üniversite mezunusun, sen çiftçisin, sen Şafi'sin, sen şusun busun işte. Niye? Bunun yapılması için hiçbir gerekçe görmüyorum ve bunun yapılmasındaki tüm gerekçeleri ben kabul etmiyorum.

Elinizi kalbinizin üzerine götürün ve kendinize odaklanın. Gözlerinizi kapayınca ne geliyor önünüze? Derin bir nefes alın kulaklarınızda kendi nefes sesiniz olacak kadar sessizlik olsun. Kendinizi sıkmadan sadece göğsünüzden bir kapı açıldığını ve içeriye girdiğinizi düşünün. Neler görüyorsunuz? Para hırsı, aşk, kin, aileniz, mutluluklar… Tanıştırayım bu gördüğünüz sizsiniz.

Bundan yaklaşık 4 yıl önce pembe ve mavi saçları olan yaklaşık 1.75 boylarında 90 kilodan fazla salaş bir kızdım. Resim çizer ve çok şarkı söylerdim, arkadaşlarımla buluşur akşama kadar şımarık davranışlarda bulunurduk. Büyük motosikletlere bir zaafım vardı ve nedense sürekli göz önünde olmaya herkesin ağzında ismimi duymaya bayılırdım. Bunun içinde elimden ne geliyorsa yaptım. Sosyal medyada ve sosyal çevremde konuşmamla, yaptıklarımla ‘’ Vay be Esra!’’ dedirtmeyi çok istedim, yaptım da. Sonra bu düzenin beni memnun etmediğini alelade keşfettim. O pembe saçlar, sert duruşlar, zincirli takılar, abartı makyajlar herkesle o kadar sıkı fıkı olmanın beni hiç ama hiç mutlu etmediğini gördüm.

Bir gün oturdum masaya kendime bunu yaptım. Gözlerimi kapattım ve kendimle tanıştım. İçeride çocuksu, neşeli ama biraz sulu göz, utangaç bir o kadar da asi bir kız gördüm. Sonra durup düşündüm kendime ilk sorum şu oldu; ‘’Madem ben böyle bir insandım niye bunca zaman olamadığım biri gibi davrandım?’’ Cevap çok açıktı; İnsan sınıflandırmasındaki havalı kız statüsüne girmek için. İkinci sorum; Eee… Ben şimdi nasıl mutlu olacağım? Mimar ev projesini dahi çizmeden eski evi yıkıp yeni ev yapılsın diye bekler gibi açıkta kaldım bende kendimce.

O boşluğun bir tarifi yok. Bir şey arıyorsun ama ne olduğunu bilmiyorsun kelimelerin tarif edemediği bir sancı. Aylarca ağladım, konuştum, yazdım yetmedi uyumadan gecelerce düşündüm. Yok, mutlu eden bir şey bulamadım. Ta ki bir şiiri okuyana kadar. Araştırıyorum mutsuzluk üzerine tezler yazmışlar okuyorum, sitelerde gezinirken Atilla İlhan- Belma Sebil şiirine denk geldim. O kuruyan kalbim yeşerdi bir anda, gülümsedim ve sadece şiire baktım.

Anladım ki insanları kontrol altında tutmak için kurdukları bu sınıflandırma statüsüne girmek için uğraşmışım. Her şeye sahipken bile mutlu olamıyorsam ne faydası var elimdekilerin… Bana kalırsa bir sınıflandırma yapılacaksa İyi ve kötü sınıflandırması olsun. Birinin gülümsemesine sebep oluyor ve sizde bundan tatmin oluyorsanız iyi insansınız ya da evinizin önünde sokak hayvanları için biraz su varsa… Dininiz, cinsiyetiniz, kültürünüz ne olursa olsun sadece iyi insan olmaya çalışın. Bu dünya çekilmez hale geldi ego ve nefret duygusundan. Neyle mutluysanız onunla kalın. O kişi sizi geriyorsa bırakın onu, o iş sizi mutsuz ediyorsa ayrılın, o müzik sizi üzüyorsa dinlemeyin. Mutluluğu yakalamak zor değil, mutlu olmak için büyük hareketler yapmanıza gerek yok ki. Sevgilinizi, eşinizi, hoşlandığınız o kişiye büyük sürprizler, pahalı ortamlar, olmadığınız kişilikteki karakter hareketleri yapmayın. Yapamazsınız zaten çünkü o heyecanla başladığınız ilişki maskelerle birbirinize güldüğünüz sahte ve temeli çatlak bir ilişkiye dönüşür. Önemli olan küçük şeyleri itina ile yapmaktır. Çiçekleri kopararak değil de toprağında saksıyla verin, o çiçek üç beş gün sonra solacak çünkü bırakın uzun zaman sizlerle kalsın beraber sulayın, yeşerince heyecanlanın. Durduk yere çay verin ona bu 'seni düşünüyorum' demenin en güzel yönü değil midir sizce de? Kendinize vakit ayırmasını bilin; Çizmeyi seviyorsanız çizin, başka insanları umursamayın, canınız o an ne istiyorsa onu yapın (Tabi çevreyi rahatsız etmeden) Siz siz olun… Efendim, Velhasıl kelam; Öz olun, mutlu olmak için paralar harcamanıza, diyetlere girmenize gerek yok. O kedinin başını bir okşayın, o tatlı kız çocuğuna bir çikolata alın, o dayının elini bir öpün bunları da mı yapıyorsunuz durduk yere hayal kurun ve kendi kendinize bir gülümseyin! Siz iyi insan olun Bir deneyin, göreceksiniz.

Mutluluklar…