Timur Selçuk ÇİFTCİ

Acı yok

7 Haziran 2014, Cumartesi

     

- 'Acıyor' dedi genç çocuk.

küçüklüğünden kalma bir hareketti karnını tutmak.Ağrıyan yerini bilemediğinde yapardı bunu.

- '.......' sustu kız.

Odanın ikisine de dar geldiğini farketti. Ayaklandı, hafifçe sendeledi. İşin gerçeği 'sevmiyorum artık' demeyi arzuluyordu.

Ama gizledi. Sustu sadece. Aylar önce aşık olduğu gence acıyarak.

- 'Susmasan olmaz mı? ya da dur! Sus sen en iyisi'

İlk sorusunu sorar sormaz, midesinden kalbine doğru müthiş bir sıcaklık hissetti. Hep gözlerinin önüne serilse de,

ilk defa o an fark ediyordu bazı şeyleri. Ama ısrarla bilincini kapattı. Farketmeyi bile göze alamazdı.

Kızın bitirmek istiyorum demesinden öylesine korktu ki, ellerinin arasına aldığı başı uyuşmuş, saç tellerinin kökleri bir volkan gibi kaynıyordu.

- 'Sakın kötü şeyler düşünme. Bu aralar biraz canım sıkkın, tamam mı?'

Kız bir uçurumun tam kenarına gelmiş gibi, adımını tekrar geriye doğru attı. Oysa içinden geçen, kendini boşluğa bırakıp kurtulmak, daha önemlisi ise, arkasında ne bıraktığını bilmek istememekti. Saçındaki tokalardan birini çıkarıp dişlerinin arasına aldı.Konuşmak istemiyordu. Bu yersiz hareketin tek sebebi buydu. Elleriyle saçlarını düzeltirken, bir yandan genç çocuğa kaçamak bakışlar attı.

- 'Ben mi canını sıktım? geçen çok kıskançlık yaptım.Eğer onu diyosan...'

Gitgide daha çok farkına varıyordu çocuk.Sevdiği kızın dibinde durduğu uçurumu artık o da farkediyordu. Ama ona o an yardımcı olmayı,kalbinin kaldıramayacağını düşündü.O yüzden,önceden umursamadığı tüm hatalarını tek bir nefeste saymak istedi. Özür dilemek, söz vermek, onu biraz daha özgürleştirmek hiç sorun değildi. Hatta o istemiyordu ya, sigarayı bile bırakırım dedi kendi kendine. Bunu içinden geçirdiğinde gülümsedi. Acınacak kıvama gelmişti.

- 'Hayırrr...seninle bir alakası yok' genç çocuğun cümlesini bitirmesine dahi izin vermemişti.

Bu kez ses tonu biraz sinirli çıkmış,sesini ayarlayamamıştı. Aylar önce sevdiğini söylemeyi hep erteleyen kız, şimdi sevmediğini söylemenin, daha zor bir durum olduğunu kabullendi. Ama çocuğun,karşısında her geçen saniye daha acınası hale gelmesine de kızıyordu. Bu oyunun uzaması,dürüstlükten verilen tavizler, biliyordu ki daha güçlü sıkıntıları beraberinde getirecekti. Şimdi onu üzemem düşüncesi,ilerde onu kurtulunması çok daha zor çukurlara hapsedecekti. Çünkü onu oyalarken, kendisine böyle bir engel koyamazdı. Hayat onun için sadece saklı ilerliyordu.

İki genç aynı odanın içinde sessizce oturuyorlar,ama aralarındaki mesafenin her saniye nasıl da uzadığına şahit oluyorlardı. Odanın sessizliğini bozan, kızın cep telefonuna gelen mesaj sesiydi. Genç çocuk irkildi. Önceden olsa -kimmiş o- diye ayaklanır, telefona bakmak isterdi. Bu kez sorusu değişmişti.

- 'Gidecek misin? arkadaşın mı çağırıyor?' kendinden tiksindi. Kıskanan erkek bir anda dünyanın en anlayışlısı oluvermişti.

- 'Evet malesef. Pınarlar yemeği hazırlamışlar. Gitmesem ayıp olacak şimdi. Sen de kalk hadi birşeyler ye. Sabahtır birşey yememişsin' son söyledikleri acımaktan başka hiç bir şeyle tarif edilemezdi. Ya da örtbas etmekten. Gelen kutusunu açtı kız. Kendinden birazcık utandı. Gönderen Pınar'dı. Kısacık ama, odada ki iki insan için ağır bir mesaj veriyordu... 'filmimizi seçtim. İçim kıpır kıpır. Özledim. Saat kaçta geliyorsun?'

Nasıl birşeydi bu? Biri kendinden tiksinmeye, diğeri utanmaya başlamıştı. Oyunun uzaması kime yaramıştı? Kimseye. Hatta mesajı atana bile...

- 'Çıkıyorum' dedi kız. Tamamen hayatından diye eklemek istedi. Çocuğa hüzünlü bir bakış attı. Her zamanki gibi gidip öpmedi. Çünkü bu artık utancın da fazlası olurdu. Kapı kapandığında genç çocuk perdeyi araladı. Tebessüm etti kendi kendine. Bugün de onsuz kalmadım dedi. Ama çok yanılıyordu. Artık 3 kişiydiler...

Ne sevdiğinizi saklayın, ne de artık sevmediğinizi. "Acıtmayın ki, kimseye de acımak zorunda kalmazsınız!"