Timur Selçuk ÇİFTCİ

Dişi Geyik

21 Haziran 2014, Cumartesi

     

Seni bana sorsunlar...

Katran geceyi ışığa boğan gözlerini anlatayım önce. Yakın menzilden cana kasteden bakışlarını...

Sonra kirpiklerin, her seferinde bir kıymık gibi batar göğüs kafesime. Saçlarından başlarım olmazsa.

Omuzlarından aşağıya döküldüğünde, ömrümün en orta yerinde çocuklar gibi şenim mesela.

Dar bir sokakta, yokuş aşağı hızlanan bir el arabasında bulurum kendimi. 'Köşe başında seni sevmelerim başlar',

sonra tebeşirle ismini çizdiğim kaldırımlarda düşürürüm, yüzümün en sevdalı, en küskün ve en senli hallerini.

 

Seni bana sorsunlar...

Çorak toprakları pamuk tarlasına çeviren ellerini anlatayım onlara. Uzağındayken bile aşka salıveren gülüşlerini...

Sonra dudakların işte, mülteci ruhumu alıp, memleket ateşi gibi yakar her seferinde. Koynundan başlarım hiç olmadı.

Gerdanından aşağıya süzüldüğümde, düşlerimin en açık seçik yerinde hayaller kadar özgürüm mesela.

Yağmurun ıslattığı bir şehirde, son otobüsünü kaçırmış bir yalnızlıkta bulurum kendimi. 'Her durakta seni isteyişlerim başlar',

sonra resmini çizdiğim buğulu vitrinlerde yitiririm, dudaklarının en kırmızı, en öpülesi ve en ıslanmış hallerini.

 

Seni bana sorsunlar da...

Kurşun öldüren sözlerini de anlatayım en sonunda. Arkanı döndüğünde içimde büyüttüğün çaresizliği...

Sonra yokluğun, bir urgan gibi dolanır boynuma her seferinde. Boğazım düğümlenir. Kan değerlerim düşer sen gittiğinde.

Ağır kanamalı geçtiğimde kayıtlara, sevdamın en uzun nöbetinde ölüm gibi soğuğum mesela.

Kırmızının yakıştırılmadığı bir ülkede, hiç kimsenin sana benzemediği bir kuytuda bulurum kendimi. 'Her nefeste seni özleyişlerim başlar',

Sonra yolunu gözlediğim pencerelerde kaybederim, umutlarımın en güzel, en renkli ve en yaşanası hallerini.