Timur Selçuk ÇİFTCİ

İçimdeki ateş

23 Mayıs 2014, Cuma

     

Tutuşmak mı gerekir illa? Yanmak için gidişini düşünmek bile kafiyken üstelik.

Sen içerdeydin. Yandı mı tenin bilmem. Bir toz bulutu boğazını tıkadı belki. Sigaranı içerken bazen, elini ağzına götürüp

öksürdüğünü fark ederdim. Gözümün önüne geldi şimdi. O kadar kısa sürdü mü sahi? Yoksa seni benden alan şey,

bir volkan gibi oturdu mu göz kapaklarına?

Sen içerdeydin ya. Canın ne kadar yandı bilmem. İlk gülüşüm gözlerine indi belki. Ben uyurken bazen,

dokunup saçlarıma yutkunduğunu fark ederdim. Diz kapaklarıma kadar hissettim şimdi. Bu kadar erken mi gidecektin sahi?

Yoksa doyamadığım ter kokun, bir karanlık gibi sindi mi duvarlara?

Hala içerdesin. Çocuk musun sen baba? Çıksana. Geçen hafta ekmek almaya gönderdik oysa. İstemiyorum bir şey gel.

Sen bir gülersin biz ısınırız. Kömüre hacet yok. Acıkırsa karnımız, bıyıklarını sürtersin olur biter. Kızdığını anımsıyorum.

Ağlamayacağım bir daha. Her çocukta bisiklet olmak zorunda değil ya.

Geceleri uyuyamıyorum derdin. Şimdi nasıl uyuyacaksın betonların ötesinde. Asıl bu tarafta zifiriyiz baba.

"Sen içerde tutuştun ölümle, biz dışarda ayrıldık küllerimize". Söyleyecek çok şey var daha. Şimdi ben her sıcakta, daha fazla yanacağım örneğin.

Yedi uyuyanlar masalı var bilir misin baba? Yedi nesil bunu anlatacağım artık. Bir gün ya sen uyanacaksın, ya ben geleceğim koynuna.

Çare yok.

Yağma yok baba.