Cemre ŞAHİN KAZICI / Yüksek Mimar
cemresahin@cemresahin.com

YOLDA OLMAK

23 Ocak 2021, Cumartesi

     

Merhaba sevgili okur, bugün biraz yolculuk üzerine konuşalım istedim. Hayatının bir kısmını yolda geçiren bir insan olarak benim tutkulu olduğum bir durum bu yolda olma durumu. Pandemi sebebiyle kısıtlananlardan en çok özlediğim şeylerden biri sanırım bu; sürücüsü olmadığım bir araçta, otobüste ve hatta mümkünse trende şehirlerarası yolculuk yapmak. Camdan akıp giden insanları, ağaçları, şehirleri izlerken kulağınızda en sevdiğiniz müziklerle hayaller kurmak… Rhonda Byrne’nin The Secret kitabını okuduysanız, çekim yasasına temellenen büyük sırrı bilirsiniz. Olmasını istediğiniz bir şeyi tüm detaylarıyla düşünür ve hayal ederseniz, gerçekleşeceğini söyler bu sır. İşte yolculuk da size bu detaylarıyla hayal etme fırsatını sunar keyifli biçimde. Tabi bunun için en önemli gereklilik yalnız olmak. İlber Ortaylı da iyi düşünmek, iyi iş çıkarmak ve yaratıcı olmak için yalnız kalmak gerektiğini ama Türklerin böyle bir kabiliyeti olmadığını yazmıştı. Belki yalnız olmayı sevmiyoruz ama yolculuklar yalnız olmanın tam yeri.

*

Düşününce belki de bugün sahip olduğum maddi manevi pek çok şeyi, öğrenciyken ve hatta hala lisansüstü eğitimim ve işim gereği istisnasız her haftasonu İzmir-Aydın arası yaptığım yolculuklarıma borçluyumdur kim bilir. İtalya’da okuduğum yıl, Cagliari’deki evimden Aydında’daki evime ulaşabilmem için, 3 havayolu yolculuğu ve 1 karayolu yolculuğu yapmam gerekiyordu. Yurtdışı gezilerimi çıkarırsak sırf Aydın-Cagliari arası yaklaşık 20 uçuş gerçekleştirmiştim o yıl ve yolculuklarda yalnız kalmak için mükemmel bir taktik geliştirmem gerekmişti. Yan koltuktaki yabancı benimle konuşmaya çalışırsa ‘I don’t know English’ diyordum. Yan koltuktaki Türk konuşmaya çalışırsa ‘I don’t know Turkish’… Böylece bulutların üzerinden atlaya atlaya düşüncelere ve hayallere koşabiliyordum. :) Sizin de yolculuklarınızda keyifli bir rutininiz var mı? Bana yazabilirsiniz yukarıdaki mail adresimden.

*

Bir ‘mekanik kapsül’ içinde oturduğumuz yerden haritadaki başka bir yere taşınıyor olmamız eski zaman mantığıyla mucize gibi. Her şey aslında ‘hız’la ilgili, biraz daha ışık hızına yaklaşırsak adı ışınlanma olacak zaten ama geleceğin eski zaman mantıkları olan bize de bu durum mucize gibi geliyor. Gerçi dünyanın milyon yıllara varan tarihini düşündüğümüzde çok da ‘eski zaman’ diyemeyiz, daha sadece 200 yıl öncesinde trenle insanoğlunun hayatına giriyor bu mekanik yolculuklar. İnsanlar trene ilk bindiklerinde ne kadar heyecanlanmışlardır... Lunaparklardaki roller coastera binmek gibi hissetmişlerdir muhtemelen :) Tabi o zaman böyle konfor yok, vagonlar domates kasası gibi, oturaklar olmadığından ayakta yolculuk yapılıyor. Üstü açık olduğundan lokomotifin gürültüsü ve dumanı aşırı rahatsızlık verici. Bu yüzden trene binerken en eski kıyafetler giyilirmiş kirlenecek diye. Teknoloji de zamanla gelişiyor, ilk şehirler arası, ilk uluslararası yolculuklar derken insanoğlu kıtalararası yolculuk bile yapmaya başlıyor trenle. Tabi her şeyde olduğu gibi bu gelişimlerde de ana odakta malların taşınması, ticaret yani ekonomi var ama insanlar da nemalanıyor gibi bir şey. :)

*

Pek çok örnekten farklı olarak Rusya’da ilk demiryolu ticaret için değil sosyal hayat için inşa edilmiş. Çarlık Rusyası’nda 1837 yılında Petersburg ile 25 km mesafede olan Çar’ın sarayı arasında aristokratların eğlence mekanına gitmeleri için yapılmış, adına da “meyhane-meşk’ treni demişler. İlginç bir örnek. Sonra işleri büyütüyor Rusya ve benim en çok ilgimi çeken Trans-Sibirya demiryolunu inşa ediyorlar. Moskova-Vladivostok arasında önceden aylarca süren yolculuğu 1 haftaya indiren ve yedi farklı zaman diliminden geçen, 1916’da tamamlanmasına karşın hala günümüzün en uzun demiryolu. İnşallah bir gün nasip olur da yolcusu olurum o yolun. :)

*

Demiryolunun ilk zamanlarında mola verilecek mesafelerde gelişmiş tesisler olmadığından tüm haftanın trende geçmesi ve kraliyet ailelerinin taşınıyor olması sebebiyle gelişiyor vagonlar. Bugünün en lüks otellerinin suit odalarını aratmayacak altın varaklı mobilyaları ve konforlu yatakları ile suit vagonlar, restoran vagonları, piyano resitali eşliğinde içecekler dağıtılan bar vagonlar, hatta ibadet için özel vagonlar, tıbbi müdahale için sağlık vagonları dahi tasarlanıyor. Ayaklı bir kent adeta. İnternetten fotoğraflarına bakarsanız eminim çok şaşıracaksınız. Ama zamanla otomobillerin ve uçakların gelişmesi ile demiryolları eski önemini kaybediyor. Avrupa’da hala aktif olarak kullanılan bir toplu ulaşım çeşidi olsa da Türkiye ana yurdu dört baştan demir ağlarla örmek politikasını maalesef çoktan terketti. Neyse ki bu yazının konusu bu değil de dertlenmeyeceğiz şimdi bu köşede. (Pandemi bir an önce bitsin de) ağı demir de olsa, kara da olsa, hava da olsa, camından uzaklara bakın ve hedeflediğiniz şeyleri her detayıyla düşünerek hayallere dalın! Hoşçakalın :)