Cemre ŞAHİN KAZICI / Yüksek Mimar
cemresahin@cemresahin.com

MİLLET KIRAATHANESİ & KİTAP KAFE

6 Şubat 2021, Cumartesi

     

İlk yazımda acizane kendi ürettiğim bir kavram olan ‘kamusal geometri’den bahsetmiştim. Toplumumuz içinde neredeyse her birey, birilerinin sabit değerlerle tanımladığı geometrileri giyiniyor ve kamusal alanda diğer bireyler ile arasına bu geometrilerin görünmez sınırlarını koyuyor. Her şeye bu geometriler içerisinden bakıyor (ya da bakmak zorunda kalıyor) ve ben her seferinde şaşırıyorum. Bugün de bu kamusal geometriyi siyaset üzerinden somutlaştırarak günümüzdeki ideolojik mekânsal üretimleri olan ‘millet kıraathanesi’ ve ‘kitap kafe’ üzerinden değerlendirmek ve bu mekânlar üzerinden genel bir açılım yapmak istedim.

*

Biliyorsunuz AKP’nin 2019 seçim vaatleri arasında yer alan ve muhalifleri tarafından çokça eleştirilen ‘Millet Kıraathanesi’nin Aydın’daki ilk örneği, Haziran 2020’de Aydın Valiliği tarafından hizmete açıldı. Yaklaşık 7 ay sonra ve sadece 800 metre ilerisinde ise CHP’nin yönetiminde olan Efeler Belediyesi tarafından ‘Kitap Kafe’ hizmete açıldı. Açılış konuşmalarındaki ifadelere dayanarak ve ikisinde de birer saat zaman geçirmiş bir mimar olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, hizmet açısından birbirlerinden farkı yok. Temelde, bağlı oldukları kurumları tarafından ücretsiz çay-kahve ikramları yapılan, kullanıcılarının raflardan kitap alarak okudukları, sohbet edebildikleri ve sosyal, kültürel etkinlikler gerçekleştirebildikleri mekânlar. (Not olarak da eklemek isterim ki millet kıraathanesinin kütüphane sistemi, kitap kafenin ise iç mekân tasarımı takdiri hak ediyor.)

*

Ancak hiçbir CHP’linin millet kıraathanelerini öven bir cümlesini duyamayacağımızdan hepimiz eminiz. Hiçbir AKP’li de kitap kafeyi yüceltmeyecek şüphesiz. İşte tüm bunlar siyasi geometrik sınırların verdiği tutsaklıktan kaynaklanıyor. Oysa bu örnekte belli ki CHP’li başkan, millet kıraathanesi projesini içten içe takdir etmiş ki vatandaşına aynı konseptte hizmet vermeyi gerekli görmüş. Aynı şekilde, AKP yöneticileri bu projeden memnun olmuş olmalı çünkü vatandaş için gerekli gördükleri bir hizmet örnek alınarak ‘kitap kafe’ adıyla da sağlanmış. İnsani değerler açısından; Aydın’daki temsilcileriyle, CHP’nin AKP’yi böyle bir proje ortaya koyduğu için takdir etmesi, AKP’nin ise CHP’ye projelerine böyle bir katkı koyduğu için teşekkür etmesi gerekiyor. Ancak biliyoruz ki özgürlüğü savunmalarına karşın hiçbirinin bu düşüncelerini kamusal ortamda dile getirme özgürlükleri yok. Toplum kutuplaşmalar üzerinden yönetildiğinden bunun gerçekleşmesi mümkün de görünmüyor. Daha üzücü olanı; bu durum artık normal karşılanıyor.

*

Bu örnekte mekânların isimlerinin neden farklılaştıklarını hepimiz anlıyoruz ama ismine ne koyarsanız koyun bu mekânlar içerik ve kurgulanış biçimi bakımından kahvehane kültürünün devamı olarak varlığını sürdüren eş mekânlar. Etimolojik olarak baktığımızda da; kıraathane, ‘kıraat’ yani ‘okuma’ eyleminin gerçekleştirildiği yer anlamına gelmektedir. TDK’da da “….gazete, dergi ve kitap bulunduran geniş, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane” olarak yer almaktadır. Kafe ise fransızcada kahve, kahvehane anlamına gelen ‘café’ kelimesinden alınmıştır. Aslında bir içecek olan kahve, Yemen’de keşfedilerek, İstanbul’a ve oradan da Avrupaya; sırayla kahwa, kahve ve café kelimeleri ile aktarılmıştır. Ancak biz, kendi ‘kahve’ kelimemiz yerine, zaten kahve’den türetilen fransızca ‘café’yi kullanmayı tercih ediyoruz (bir garibiz biz de.) İçinde kitap sunulanlarına ise son yıllardaki isimlendirmesiyle ‘kitap kafe’ deniyor. Tamlama olarak anlamsız aslında. Aynı anlama gelen kıraathane kelimesini kullanmamak için türkçeyi bu kadar bükmeye gerek var mıydı bilmiyorum.

*

Neden bir kahvehane türü olan ‘kıraathane’ kelimesini kullanmak bizi ürkütüyor anlatayım. Aslında kahvehaneler, Anadolunun ilk kamusal mekânı olarak Türk kültüründe önemli bir rol oynuyor. İlk kahvehane 1555’te İstanbulda açılarak, o zamana kadar sadece cami ve hamam gibi kamusal alanlarda gelişen toplumsal ilişkileri yeni bir mekâna taşıyor ve bu mekan yüzyıllarca kullanılacak özgün bir yapı tipolojisi ortaya koyuyor. Bir dönem, ticaret, eğitim ve sanat üzerine fikir akışının olduğu, orta oyunu, Karagöz ile Hacivat ve kukla gösterilerinin gerçekleştirildiği kentin sosyal kültürel alanları olarak ön plana çıkıyorlar. Gazetelerin girmesi ile okuma eyleminin başat etkinlik haline geldiği bir kahvehane türü olarak kıraathaneler ise 1857 yılında hayatlarımıza girmeye başlıyor. Ancak ne var ki kültürümüzde böylesine önemli yer tutan kahvehane ve kıraathaneler zaman içerisinde ‘sosyal sapma davranışlarının merkezleri’ olarak algılanır hale geldiler. Bunun en büyük sebebi, İlk yıllarında toplumsal yaşamda bütünleşmeyi sağlarlarken zamanla farklı toplumsal grupların kendi kahvehanesini kıraathanesini açmaya başlamasıyla (yeniçerilerin kahvehanesi, hemşehri kahvehanesi vs.) toplumsal ayrışmayı beraberinde getirmeleri oldu. Bu türden bir bölünme ile kendi içine kapanan mekânlar haline geldiler. Paylaşımların tektipleştiği, boş zamanların geçirildiği, ‘öteki’lerin konuşulduğu, aylaklık yapılan yerlere dönüştüler. Dama, satranç, tavla gibi mücadeleci oyunlar yerini kumara bırakmaya başladı. Böylece kahvehane ve kıraathaneler mekânsal algımızda olumsuz bir yer edindiler ve bu algıyı değiştirmek yerine kelimeleri, dahası kültürümüzü terketmeyi düşündük belki de…

*

Oysa Atatürk de 1931 yılında Aydın’a ziyaretinde kahvehanede oyun oynayanları görünce “kahvehaneler kıraathanedir, kumarhane değildir. Aydın'da kahvehanelerde oyun oynanmasını yasaklıyorum.” diyerek kıraathane kültürünü, ‘kıraathane’ kelimesiyle korumaya çalışmıştır. Mimarlık dünyasında da kıraathane kültürünün çeşitli mekânsal üretimlerle korunmaya çalıştığı pek çok örnek geliştiriliyor. Nihayetinde Atatürk’ün izinde; Aydın’daki Millet Kıraathanesi de Kitap Kafe de isimleri farklılaşmasına karşın kıraathane kültürünü günümüz gereklilikleri ile güncelleyerek korumaya çalışan aynı mimari mekânlar. Ancak kültürümüzü eriten tarihimizdeki o hatayı yine yapıyorlar; farklı ideolojilerin ürettiği dip dibe aynı mekânlar olarak toplumsal yaşamda bütünleşmeyi değil, ayrışmayı getiriyorlar. Ve ne yazık ki, AKP’li; Millet Kıraathanesine, CHP’li; Kitap Kafeye gidiyor (gitmek zorunda kalıyor)….