Cemre ŞAHİN KAZICI / Yüksek Mimar
cemresahin@cemresahin.com

"TORPİLİN DİYORUM, KİM?"

12 Aralık 2020, Cumartesi

     

‘+ Belediyenizde mimar olarak çalışmak istiyorum.

- Referansın kim?

+ Cv’min altına iletişim bilgileriyle ekledim hepsini efendim.

- (Cv’ye bakar) Referansın kim referansın?

+ İşte, Prof. Dr. X Y, Mimar Y Z.

-Onu sormuyorum evladım referansını soruyorum.

+ ?? Anlamadım

- (Gülerek) Torpilin diyorum, kim? ‘

*

Aydın’da bir belediyede yaşanmış diyalog. Mesleğim gereği mimarlık üzerinden örneklendirebildiğim ama düzenin ve zihniyetin aynılığını artık tecrübe ettiğim için çoğu belediye ve tüm mesleklerde yaşandığından emin olduğum bir sohbet. Bu diyaloğa şahit olduğumda yeni mezundum; daha gözlerimde sabahlara kadar proje çizmiş olmaktan kalan kızarıklıklar geçmemişti, ellerimde maket yaparken uykusuzluktan açtığım falçata yaralarım kapanmamıştı, ama yıllardır biriktirdiğim hevesim bir anlığına oracıkta sönüvermişti.

**

Yine yeni mezunken bir başka belediyede, imar müdürü yapılmış birinin, mimarlıkla uzaktan yakından alakası olmadığı halde, bir işverene projelerini çizen mimarı için “mimarlar projede alt katı üst kata kopyala yapıştır yapıp geçiyorlar, fazla para istemiş senden” dediğini öğrenmiştim. Sonraki aşamada işverene daha ucuza iş yapacak bir ortağını mı önerecekti düşünmeden, hızla mimarlığa bakışın ve meslek onurunun bu kadar alçaltılmasından duyduğum rahatsızlığı Belediye Başkan Yardımcısına ilettiğimde: “Ne yapalım kulağını mı çekelim keh keh” demişti.

*

Kentlerimizi ve dolayısıyla yaşamlarımızı emanet ettiğimiz belediye kadrolarında mimarlık özelinde ama genele yayılmış böyle zihniyetlerin olması inanılmaz derecede şaşırtıyor beni. E çoğunlukla kendinden olanlar yani kendi deyişleriyle ‘torpilliler’ görevlendirildikçe de bu zihniyetin değişmeyeceği aşikar. Bu duruma bağlı olarak her yönetim değişimlerinde yaşanan kaos vardır bilirsiniz:

 

Yeni başkan gelir, diktatörlüğünü ilan eder, kendinden öncekileri hemen işten çıkarır, kendi ‘torpillilerini’ getirir. Davalar açılır, geri gelebilenlere mobbingler uygulanır, önceki yönetimin eksikleri aranır, siyasi şovlarla hesaplaşılır vs derken kilitlenir belediye işleri bu süreçte. Belediyeden geçmesi gereken işler durur, vatandaşa olur olan. Sonra bir bakmışsın yeni seçim dönemi gelmiş yine aynı senaryo; mesleki donanımlarıyla, alın teriyle iş üreten, az ama öz personele de olur olan. Ben canım tabi yine meslekte ilk kez seçim dönemiyle karşılaştığım için şaşkındım ama tecrübeliler alışmış; ‘oluyor hep böyle ya’ diyor herkes. Ben alışmayacağım. Aklı selim biri bana anlatabilir mi, bunlar yıllardır yaşandığı halde belediyelerde neden merkezi atamayla görevlendirme yapılmıyor? Neden liyakata olan güvenin, geneli yereli farketmeksizin her yönetim kadrosu tarafından sarsılmasına müsaade ediliyor?

*

İlkokul 1’den beri, sınıfının en çalışkanlarından, lise ve üniversite sınavlarında Türkiye’nin en başarılı öğrencilerinden olan, üniversite yıllarında sosyal hayatından çokça fedakarlık yaparak ama nihayetinde dünyayı dahi değiştirebileceğine inanarak onurla mimarlık ünvanını almış benim gibi nice meslektaşlarım, ilk yıllarında bu ve benzeri şokları yaşıyorlar; hayallerindeki mimarlığı yapamayacakları, hangi sahnede yer alabilirlerse alsınlar zaten yazılmış bir senaryonun içerisinde günlerini geçirmeye çalışacakları şokunu. Ve yineliyorum; sadece mimarlar değil, binbir zahmetle eline aldığı ekmeğin bayat olduğunu farkeden pek çok meslek grubu aynı kaderi paylaşıyor bu ülkede.

*

Türkiye, böyle beyinleri dolu ama elleri boş gençlerle donatılıyor ısrarla. Geçtiğimiz yıla kadar da Söke’de Mimarlık Fakültesi açılacaktı hatırlarsınız. Çok haklı sebeplerden fakültenin açılması üniversite senatosu tarafından onaylanmayınca, fakültenin karşısından cafe/restoran işletmek için dükkan alan, öğrencilere kiralamak üzere ev satın alan insanlar örgütlenerek isyan etmişlerdi.  Bizde böyledir; üniversitelere o bölgede bilimi değil, ticareti geliştireceği potansiyeliyle bakılır. Bu yüzden eğitimin niteliği düşünülmeden, üniversiteler, fakülteler, bölümler açıldıkça açılır, kontenjanlar arttırıldıkça arttırılır. İşsiz üniversiteliler yaratılır; işsizlik oranını 5 6 yıl öteleyebilme kutsal görevleri verilmiştir adeta onlara (!).

*

Örneğin 10 yıl önce yılda yaklaşık 3000 mimar mezun olurken, bugün 8000 mimar mezun oluyor. Bir vatandaş olarak ‘ülkemiz sağlıklı kentlere, nitelikli yapılara kavuşacak, onun hazırlığı var, nihayet hayatlarımıza gereken önem verilecek’ sanıyorsunuz ama sürprizlerle doluyuz tabi başka bir şok: 10 yıl önce merkezi atamayla yılda ortalama 200 mimar kamuda görevlendirilirken, bugün 20 mimar görevlendiriliyor. (Genel tüm 85 milyonluk Türkiye’den bahsediyorum ve ona 20 mimarın yetirilmesinden.) Üstelik çoğu kamu kurumu mimar ihtiyaçlarını belirterek istemde bulunduğu halde yetkililerce bu kontenjan açılmıyor. Yanlışlıkla üniversitelere veriliyor kontenjanlar, kafalar karışık.

*

Kamudaki bu tür yanlış yaklaşımların ve denetim eksikliklerinin neden olduğunu ısrarla dile getirdiğimiz deprem, sel ve hatta pandemi gibi yaşamlarımızı tehdit eden pek çok felaketle karşılaştığımız bu dönemde, bu konulara değinmeyi borç bildim; belki kendi siyasi dönemini değil de bu talihsiz gidişatı dert edinen birisi çıkar ve bu sorunları çözmeye çabalar kim bilir. Ama nasıl şok oluruz yine 

***

BenCe durum bu kadar ortadayken magazinsel soruları kenara bırakalım: “Bir dahaki deprem ne zaman olacak?” -Bekleyin olacak. “Sel olur mu, evimizi arabamızı götürür mü?” -E olur ve götürür. “Aşıyla pandemi biter mi?” -Bitse ne olur, sağlıksız kentlerde seneye covid 20 çıkar, o olmazsa diğer sene movid 21 çıkar. Kökten bir şeyleri değiştirmek gerekiyor, erklerin zihniyetini mesela.