Sabri SAĞLAM

ALLAH’A BORÇ VERİR MİSİN?

25 Eylül 2020, Cuma

     

Kıymetli kardeşlerim cumamız mübarek olsun!

Bu hayatta Rabbimiz ’in dışındaki herkes birbiriyle iç içe yaşamak zorundadır. Bizi, bir arada tutan önemli değerlerimiz vardır. Maddi yönden birbirimizle yardımlaştığımız gibi manevi olarak da birbirimizle yardımlaşırız. Düğünlere katılmamız, hastayı ziyaret etmemiz, bir işe girene hayır duada bulunmamız, ahirete göçenlerin ardından yaptıklarımız ve daha birçok davranış, manevi yardımlaşma örneklerindendir. Manevi yardım kısmı en kolay olanıdır. Bir de maddi yardım vardır ki bu da çeşitli şekillerde kendini gösterir. Yetim ve yoksullara yardım etmek, verdiğimiz zekât ve fitrelerimiz, kurban etlerini ihtiyaç sahiplerine dağıtmamız, okuyan öğrencilere burs vermek gibi davranışları maddi yardım kapsamında sayabiliriz. Bir de borçlu olana yardım etmek dediğimiz bir yardımlaşma çeşidi vardır.

Rabbimiz, borçluya yardım etmek hususunda şöyle emretmektedir; “Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara Sûresi 280) Eğer alacaklı durumunda isek, borçluya ödeyemediği zaman süre tanımamız, Rabbimiz ’in bizlere emridir. Eğer çok zor durumdaysa ve ödemeye de gücü yetmiyorsa, sadaka olarak bağışlamamız da çok yerinde bir davranış olur. Borçlu kimse de kendisine tanınan bu süreyi suiistimal etmemelidir. İmkânı elverdiğince ödemeye çalışmalıdır. Zira Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır; “Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geciktirmesi zulümdür.(Buhari, İstikraz 12;Müslim, Müsâkât 33) Efendimiz (s.a.s.)’den bir müjde ile devam edelim; “Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: "Onun borcundan vazgeçiverin, böylece Allah'ın da bizim günahlarımızdan vazgeçeceğini umarız" derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti." (Buhari, Sulh 10; Müslim, Müsâkât 19) Rasûlüllâh (s.a.s.), “Kim darda kalmış (borçlu) bir kimseye zaman tanırsa veya alacağını bağışlarsa, Allah onu kendi gölgesinde gölgelendirir.” (Müslim, Zühd, 74) buyurarak, alacaklıları borçluya kolaylık gösterme hususunda teşvik etmiştir.

Borçlulara yardım edenlere Rabbimiz bakın nasıl müjde veriyor; Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır.” (Hadîd Sûresi 18) ayetin ilk kısmında sadaka verenler iki cinse göre sayılıyor. Sadakadan dilenciye verilen üç beş kuruşu anlamayalım. İşe yarar şekilde yardımdan bahsediliyor. Tanıdığımız çevrede yardım edersek, kimse de bizi kandırıp paramızı almış olmaz. Rabbimiz Teâla, mümin kardeşine borç verme işlemini sanki kendisine borç verilmiş sayıyor. Kim Allah’a borç vermek istemez ki? Şöyle bir örnek verelim, ülkemizin en zenginlerinden birisi bizden biraz borç istese, hemen verilir. Çünkü o kimse hele de cömertse fazla fazla geri öder. Belki de borç verme sayesinde gözüne girilmiş olur. Bir de bu borcun Allah Teâlâ’ya verildiğini düşünelim. Biz kardeşimize borç vereceğiz, bu da Allah’a borç vermek gibi sevap olacak.

Eğer kişinin borçlanması sonucu elinde bulunan mal veya paralar borcunu ödemeye yetmiyorsa o kimse iflas etmiş sayılır. Böyle iflas eden bir hakkında Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.s.)’in şu uygulamasına zamanımızda ne kadar da muhtacız; Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: “Rasûlüllâh (sav) zamanında bir adam, dalındayken satın aldığı meyveler afete uğrayınca zarar etti ve borcu çoğaldı. Rasûlüllah’ın (sav), "Ona bağışta bulunun." demesi üzerine insanlar ona sadakalarını verdiler. Fakat bu yardımlar borcunu ödemeye yeterli gelmedi ve bunun üzerine Rasûlüllah’ın (sav) adamın alacaklılarına şöyle dedi: "Bulduğunuzu alın! Bundan başka yapabileceğiniz bir şey de yoktur!" (Müslim, Müsâkât, 18)

İflas eden kişi kimdir? Aklımıza gelen ilk soru malını mülkünü kaybeden kişidir diye gelir. Bu soruyu Rasûlüllâh Efendimiz de sordu sahabeye. Sahabe ile arasındaki konuşma şöyle cereyan etmiştir; “Bir gün Rasûlüllâh (sav), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâbı, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.” buyurdu.(Müslim, Birr, 59)

Rabbim, bizleri hem bu dünyada hem de ahirette iflas edenlerden eylemesin! Bu dünyayı rızasına uygun yaşayan kullardan olmak duasıyla… Âmin!