Sabri SAĞLAM

MÜMİNİN CVSİ -I

8 Ocak 2021, Cuma

     

Kıymetli Kardeşlerim Cumamız Mübarek Olsun!

Günlük hayatta kullandığımız birçok eşyayı özelliklerine göre alırız. Bir telefon alacağımızda, kamerası, dâhili ve harici hafızası, hızı vb. birçok özelliği dikkate alırız. Bu özellikler yeterli olmaz markası da önemlidir. Hanımlar daha iyi bilir; evlerine çay bardağı alacakları zaman bile birçok özellik ararlar. Şekli, büyüklüğü, markası, varsa deseni vb. Diğer kullandığımız şeylerde de durum böyledir. Bir araba almak için aylarca araştıran insanlar vardır. Birkaç tane sandalye almak için dükkân dükkân gezenlerimiz az değildir. Demem o ki bir iki yıl ancak kullanabildiğimiz eşyalarda bile pek çok özellik arar, en iyisini bulup almaya gayret ederiz.

Bu girizgâhtan sonra şöyle bir soru soralım; Cennet basit bir yer mi ki oraya her önüne gelen girsin? Kendi evimize alıp bir çay ikram edemeyeceğimiz pek çok kimse varken Cennet gibi yüce bir yere her önüne gelen girebilir mi? Bir işyerine eleman aranırken çokça özellik istenirken her önüne gelen Cennete girebilir mi? Başkasının evine misafir girerken bizim değil o ev sahibinin kuralları geçerli değil midir? Peki, biz her önüne geleni neden Allah Teâlâ’nın kurallarını yok sayarak Cennete doldurma peşindeyiz? Allah Teâla Cennete kimlerin gireceğin belirlemişken ve bizim ifademizle cv yani “Özgeçmiş beceriler, deneyimler, eğitim durumu, iş tecrübesi vb. ile ilgili konularda hazırlanan kişiye ait özet” olması gerekmez mi? Bir işyeri sahibi istediği özelliklerde eleman bulmak için ilan verir ve şartlarını koşar. Hiç kimse o işyeri sahibinin şartlarını yok sayıp işe giremez. Çünkü işyeri kendisinin ve çalışanlarının maaşını o verecek. Cenneti Allah verecekse şartlarını da o koyar. Kimse de bu şartlar varken şartları sağlamayanı cennete sokamaz. Ahirette geçerli cv özelliklerine erişebileceğimiz adres Kur’an-ı Kerim ve Rasûlüllâh (s.a.s.)’in sünnetidir. Şimdi bizim de cvmizde bulunması gereken özelliklere bakalım.

Müminlerin özelliklerinin sıralandığı Mü’minûn Sûresi’nin ilk on bir ayetine bakmamız gerekiyor. Bu sure hakkında şöyle bir hadise vardır; “Rasûlüllâh, bir ara olağan üstü vahiy hallerinden birini yaşarken kıbleye dönüp ellerini kaldırarak, “Allahım! Bize nimetini arttır, eksiltme; bizi onurlandır, alçaltma; bize ihsan et, mahrum etme; bizi seçkin kıl (düşmanlarımıza karşı) zayıf duruma düşürme; bizden hoşnut ol ve bizi senden hoşnut kıl!” diye dua ettikten sonra, “Şu anda bana on âyet indi; kim bu âyetlerin gereğini yaparsa cennete girecektir” buyurmuş, ardından da bu sûrenin ilk on âyetini okumuştur (Müsned, I, 34).

Şimdi bizi cennete girdirecek o ayetlere bakabiliriz. 1. “Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.” Demek ki ilk şart iman etmek. Başkaca ayetlerde de imanın ilk şart olduğu var. Buradaki kurtuluştan , “umduklarımıza erişmek korktuklarımızdan da güvende olmak” diye anlayabiliriz. 2. “Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.” Hem namaz kılacak iman eden kimse hem de bu namazında “derin saygı” içinde olacak. Yani “huşu” içinde olacak. Huşû: Namazda kalbin Allah korkusuyla dolu ve uzuvların sâkin ve mutmain olması, bütün dikkatini namaz için toplamak, fizik ve sosyal çevre ile ilişiğini kesmek, gözünü ve bedenini oraya buraya çevirmemek, yararsız fiillerden sakınmaktır. Huşû olmadan kılınan namaz kuru hareketten farklı olmaz. Efendimiz (s.a.s.) “Nice namaz kılan vardır ki namazından kendisine yorgunluktan başka bir şey kalmaz.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21) . Nitekim namazda yüzünü sağa sola çevirip bakmanın hükmünün sorulması üzerine, Allah’ın elçisi, “Bu, şeytanın kulun namazından çalmasıdır.” buyurmuştur (Buhârî, Ezan, 93).

3. “Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” Faydasız ve boş işler; Allah’ın kullarında görmek istemediği her türlü boş ve yanlış (bâtıl) tutum ve davranışları ifade etmektedir. Hasan-ı Basrî ise bütün günahları faydasız ve boş işlerin içinde kabul eder. Boş ve faydasız işlerle karşılaşan müminin ne yapacağını yine Rabbimiz bildiriyor; “Onlar yalana tanıklık etmezler, boş söz ve işlerle uğraşanlara rastladıklarında, vakarla geçip giderler.” (Furkân Sûresi 72)

4. “Onlar ki, zekâtı öderler.” Zekât vermek, yardım etmek denildiğinde “mal canın yongasıdır” sözünü haklı çıkararak kişi malı verenin Allah olduğunu unutur. Allah, zekât verme durumuna gelmiş maldan verilecek miktarı fakirin hakkı olarak belirlemişken, mal sahibi malını sanki sırf kendi beceri ve zekâsıyla kazanmış edasıyla en küçük yardım yapmaya bile yaklaşmaz. Bu sure Mekke’de inmiştir. Zekâtın miktarı da Medine’de belirlenmiştir. Buradaki zekâttan toplumsal yardımlaşmayı anlayabiliriz. Şu ayette faizi ortadan kaldıracak en önemli etken, Rabbimiz tarafından zekât olarak gösterilmektedir. “İnsanların malları içinde artsın diye faizli ödünç verdikleriniz Allah katında artmaz. Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte (mânevî kârlarını) kat kat arttıranlar onu verenlerdir.” (Rûm Sûresi 39)

5 ve 6.ayet “Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.” Kölelik İslam’dan önce vardı. İslam köleliğin zamanla kaldırılması için birçok düzenleme getirdi. Yemin bozma kefareti, oruç kefareti, adam öldürme kefareti vb. durumlarda ilk şart köle azat etmektir. Bir kimse zamanımızda sadece nikâhlı eşiyle birliktelik yaşayabilir. Şöyle de diyebiliriz, nikâh olmayan birlikteliklerin hepsi haramdır ve Allah’ın azabını gerektirir. Bir sonraki ayet nikâhsız birliktelik yaşayanları haddi aşan olarak anlatmaktadır. 7. “Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.”

Haftaya da inşallah bu konuya devam edelim. Rabbim bizleri üstte okuduğumuz bilgileri hayatında uygulayanlardan eylesin! Âmin!