Sabri SAĞLAM

DİNİN ZORUNLULUKLARI VE MÜLKİYET HAKKI

22 Ocak 2021, Cuma

     

Değerli Kardeşlerim Hayırlı Cumalar!

İnsan beden ve ruhtan meydana gelir. Bedenin beslenmesi maddi gıda ile olur. Ruhun beslenmesi ise maneviyat ile olur. İman ile birlikte sâlih ameller yani dünya ve ahiret için yapılan güzel işler ruhu besler. Bedenin beslenmesi için gıda gerekir, gıda için de çalışmak, mal-mülk sahibi olmak gerek.

İslam’da zarurât-ı diniyye denen bir terim vardır. Dinin zorunlulukları yani olmazsa olmazları demektir. Dinin, canın (nefsin), aklın, neslin ve malın korunması olarak beş tanedir. İslam’da konulan hükümler hep bu beş tane ilkeyi korumak için konulmuştur. Dinin korunması için iman esasları konmuştur. Bildiğimiz imanın altı şartı mümin olmanın olmazsa olmazlarıdır. Müminin temel görevleri olan namaz, oruç, zekât ve hac da imanın göstergeleridir. Bu esaslar yerine getirilince din ayakta durur, toplum hayatı doğru ve düzenli olur. Dinin korunması için cihâd etmek de farz kılınmıştır.

Canın yani nefsin korunması için evlilik meşru kılınmış, en az seviyede ev, yiyecek-içecek ve giyecekleri temin etmek gerekir. Akıl, insana verilmiş en büyük nimetlerdendir. Bu sebeple aklın korunması için içki ve uyuşturucu maddeler haram kılınmıştır. Kişi aklı olması sebebiyle Allah’ın emir ve yasaklarıyla yükümlü olur. Akıl olmayınca ibadetlerin sorumluluğu olmaz. Neslin korunması için zina gibi kötü işler haram kılınmıştır. Zina edene cezalar konulmuş, zina etmeyip de iffetli bir hayat süren kadınlara zina iftirası atanlara da cezalar verilmiştir. Meşru kılınan evliliklerde iffetli yaşamakla birlikte çocuk sahibi olmak esastır. Hiçbir hastalık yokken çocuk sahibi olmaktan kaçmak doğru bir davranış değildir.

Malın korunması için özel mülkiyet meşru kılınmıştır. Herkesin kendine has mülkü olabilir. Dünyevi sistemlerde olduğu gibi İslam’da da özel mülkiyet kabul edilmiştir. Hatta karı-koca arasında dahi mal ayrılığı esastır. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmuştur; “...Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...” (Nisâ Sûresi 32) Kadınlar da mal sahibi olabilir. Başkasının malını gizlice ve zorla almak haram kılınmıştır. Hırsızlık için caydırıcı cezalar konmuş ve mülkiyet hakkı dokunulmaz kabul edilmiştir. Efendimiz (s.a.s.) (Veda Haccı’nda) devesinin üstüne oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu. Sonra insanlara şöyle hitap etti: “(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (arefe) gününüz nasıl mukaddes ise, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve namusunuz) da aynı şekilde mukaddestir.” (Buhârî, İlim, 9) Mala o kadar değer verilmiştir ki malının korurken vefat eden şehit sayılmıştır. Bu konuda Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Malını savunurken öldürülen kimse şehittir.”(Buhârî, Mezâlim, 33)

Mal sahibi, kendi malında istediği gibi tasarruf edebilir. Fakat hiçbir şey kuralsız olmadığı gibi kişinin kendi malı üzerindeki harcamalarına İslam bazı kısıtlamalar ve kurallar getirmiştir. Kişi, kendi malı olsa dahi malını har vurup harman savuramaz. Haram işlere harcaması yasaktır. Bununla birlikte helal dahi olsa israfa götüren bütün harcamalar haramdır. Hayatta iken kişi malında harcamalar yapabildiği gibi ölümünden sonrası için vasiyet ederek de harcamada bulunabilir. Ölümünden sonrası için vasiyette bulunmak için de kurallar vardır. Kişi vasiyet olarak malının üçte birine kadar vasiyet edebilir. Cenaze masrafları ve borçlar ödendikten sonra varsa kişinin vasiyeti yerine getirilir. Üçte birden fazla olan vasiyette mirasçıların onayı gerekir. Onlar onay verirse üçte biri aşan vasiyet yerine getirilir. Mirasçılar üçte biri aşan vasiyette onay vermek zorunda değildirler.

Halkımız arasında “beni falanca yıkasın, falan yere gömün veya falanca cenazeme katılmasın” gibi sözler kimseyi bağlamaz. Fakat vasiyet edilen şey haram değilse ve yerine getirilmesi güzelse yapılabilir. Bilinmelidir ki mal dışındaki vasiyetlerin yerine getirilmesi zorunlu değildir.

Çok karşılaşılan ve çözülmesi bazen imkânsız bazen de çok zor olan toprak davaları vardır. Birisi ya bilmeden ya da bilerek başkasının yerinden bir kısmını kendi yerine katar. Karşı taraf da buna itiraz eder ve ahirete gitmeyecek olan toprak parçası üzerinde yıllarca devam eden anlaşmazlık ve davalar sürüp gider. Efendimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmaktadır; "Kim bir karış kadar toprak için zulmederse (kıyamet gününde) yedi kat toprak onun boynuna dolanır.” (Müslim, Müsâkât, 141-142) Ahiretini düşünen kimse başkasının toprağından bir parça yeri kendi yerine katmaz.

Başkasının hayvanını izinsiz sağmamakla ilgili Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Sakın bir kimse izni olmadan bir başkasının davarını sağmasın! Sizden biriniz yiyecek ve içeceklerinin saklandığı mahzenine gelinmesini, dolabının kırılmasını ve oradaki yiyeceklerinin götürülmesini ister mi? Hayvanlar da insanlar için onların yiyeceklerini muhafaza ederler. Onun için hiç kimse diğerinin hayvanının sütünü, onun izni olmaksızın asla sağmasın.” (Buhârî, Lukata, 8)

Mal kazanılırken de helal yollarla kazanılmalı. Ayette belirtildiği gibi rüşvet ve benzeri diğer haram yollarla elde edilmiş olmamalıdır. “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.” (Bakara Sûresi 188)

Etrafımızda gördüğümüz ve göremediğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz her şey Allah’ındır. “De ki: "Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?" "Allah’ındır" de...” (Enam Sûresi 12)

Rabbim bizleri helalinden kazanıp helaline harcayanlardan ve nimetlere şükredenlerden eylesin. Amin!