Emrah KARAÇAYIR
Arkeolog emrahkaracayir@hotmail.com

Aydın'ın Kültürel Değerleri IV - Felsefe'nin Doğduğu Kent Miletos

23 Eylül 2014, Salı

     

Kısa bir aradan sonra tekrar merhaba... Bu haftaki kentimiz gene eşsiz bir kent. Tarih kitaplarına ciltlerce konu olacak öykülere ev sahipliği yapmış olan, İonya’nın kıyısında, sadece limanına gemilerin sığındığı bir yer değil, tarihin bilinen en ünlü filozoflarında sığındığı bir kent Antik Çağın en büyük uygarlıklarından birisi Miletos (Milet).

Bundan 2 bin yıl önce Söke Ovası bir deniz, Bafa Gölü'de bir koy iken tam da denizin kenarında kurulmuş bir liman kentidir Miletos. İsmi İon ve Dor dilinde Miletos, Eol dilinde ise Millatos’tur. Sikkeler üzerinde şehir sembolü ise yıldız ve aslandır. Miletos savunulması kolay bir arazi yapısıyla ve coğrafi konumuyla kısa sürede bir ticaret kenti olmuştur. Yerinin öneminden dolayı en önemli ticaret kenti olan Miletos dönemin büyük gücü Persler ile içli dışlı olmaları belki de sonunu hazırlamıştır. O dönemde ise büyük rakibi Rhodos’tur. Ürünleri koyun yünü ve etidir. Buna daha sonra Pontus’tan getirilen buğday ve kendi ürettikleri seramik ilave olmuştur... Çok kısa sürede tüm İonia’nın ticari merkezi olmuştur. M. Ö. 7. yüzyılda ise ticari bağlantıları tüm Akdeniz ve Karadeniz Kentlerini kapsamıştır. Bir Helen kenti en fazla birkaç tane koloni kenti kuruyorsa bu nispeten normal bir durum ama bir kent 90’dan fazla koloni kenti kuruyorsa bu gerçekten inanılmaz. Bugünkü Sinop (Sinope), Amasya (Amisos), Trabzon (Trapezunt), Samsun... bu kentlerin bazılarıdır. Burası hem kampüs hem felsefenin doğduğu yer yada ticaret merkezi değil limanı sayesinde dünyaya açılmak için uğraşan fakir Helenler için umut kapısıydı.

M. Ö. 6. ve 7. yüzyılın beyinsel liderleri Thales yada Felsefe’nin Babası, Anaximandros, Anaximenes ve Hekataios’tur. Dünya’nın yedi bilgesinden biri olan M. Ö. 624 yılında Miletos’ta doğan Thales bir matematikçi ve tabiat filozofudur. Tabiattaki görüntüyü tanımlamaya çalışır. Elementler ve bunların kökenini araştırır. Ona göre her şey sudan oluşur ve tekrar ona döner. Aynı zamanda astronomi ile ilgilenmiş ve M. Ö. 585 yılındaki güneş tutulmasının kesin tarihini önceden bilmiş, astronomi bilgisine dayanarak mevsimlere göre iklim değişikliklerini önceden söylemiştir. Piramitin yanında duran bir insanın gölgesinin boyundan hareketle, piramidin yüksekliğinin hesap edilebileceğini ispatlamıştır. Matematikçi olarak bilimsel matematikle uğraşan ilk kişidir. Ayrıca şu sözleri ile ünlüdür:

"Ölçülü ol!""Haksızlıklar ederek zengin olma""Herkese güvenme". O günler için değil hala daha geçerliliği olan bu sözlerin günümüzde de çok önemli olduğu kavramak için bizlerin bilge olmasına gerek yok ne yazık ki.

M. Ö. 5. Yüzyılda Miletos’ta meşhur kent plancısı Hippodamos yaşamıştır... İzgara tipi şehir planını bulmuştur. Hippodamos’a göre bir şehrin nüfusu 10 bin olmalıydı ve kentlerde genelde 3 sınıf yaşamalıydı:

1-El işçileri, 2-Çiftçiler, 3-Askerler. Kent arazileri de 3’e ayrılmalıydı: 1-Tanrılara ait araziler, 2-Devlete ait araziler, 3-Çiftçilere ait araziler.

Izgara planını uygularken, kentin kurulacağı arazi yapısından, rüzgarın hangi yönden estiğine kadar bir çok husus dikkate alınarak agora, tapınaklar, tiyatro, spor alanları yerleştirmiştir. Tabi en güzel yere her zaman tiyatrolar yerleştirilmiştir. Gün batımını ve doğumunu izlemek orada o anlara tanık olmanız Miletos’un neden bu kadar önemli insanları düşünmeye ittiğini, merak unsurunun çıkış noktasının belki bu tiyatro basamaklarında bir yerlerde gizli olduğunu düşünebilirsiniz.

Antik dönemde tiyatro günlük etkinlik olarak görülmüyordu. Sabahtan akşama kadar ve günlerce süren bir festival havasındaydı. Seyirciler güneşin doğuşuyla oyunları izliyor, müzikallere eşlik ediyor, gün batımından sonra ise yakılan meşaleler etrafında dans ediliyordu. Bundan dolayı Milet’in en güzel en devasa yeri tiyatrosudur. Helenistik dönemde tiyatro 5 bin kişilik kapasiteye sahip iken (M.Ö. 4. yüzyıl) Roma İmparatoru Trianus döneminde (M. S. 98-117) yenilenmiş ve seyirci kapasitesi 20 bin kişiye çıkarılmıştır. Sahne binası ise İmparator Nero zamanında iki katlı hale getirilmiştir son restorasyon esnasında ise bir kat daha ilave edilerek 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Sahneye ait parçalar bugün Milet, İzmir Arkeoloji ve Berlin Pergamon Müzesi’nde sergilenmektedir.

Cavea kısmında (oturma sıraları) ön sıralarından bazıları Şair Neoteroi veya Yahudi gibi belirli insanlara ayrılmıştır. Örneğin 5. Sırada ‘yahudi’nin yeri’, 3. sırada ‘Mavilerin kuyumcusunun yeri’ yazmaktadır. Üst katın batı ucunda buluna bir kitabe, tiyatrı inşası esnasında bir grup işçinin grev yaptığı, grevi Didyma Apollon Tapınağı’nın kehanetinin çözdüğü yazmaktadır. Miletos’un diğer bir önemli yapısı ise hamamlarıdır. Soğuk suyla yıkanılan yer en sağlam görülebilir düzeydedir. Muhteşem güzellikte mozaiklere sahipti ama ne yazık ki günümüzde görülemiyor. Apollon Delphinion Miletos’un en önemli tapınağı yunus görüntüsüyle denizlerde dolaşan Apollon’a adanmıştır. Kentin kutsal merkeziydi. Helenistik döneminde Dor, Roma döneminden kalma kısmı ise Korint nizamdadır. Her yıl dinsel törenler için halk burada toplanıyor, kurbanlar kesiliyor ve ayin yürüyüşü buradan başlıyordu.

Miletos Limanı şehrin savunması için önemliydi. Arkaik dönemde liman ağzı bir zincir ile kapatılıyordu. Liman ağzında şehrin koruyucu nitelikte iki adet aslan heykeli bulunuyordu. Bu nedenle ismi Aslanlı Liman olarak anılmaktadır. Liman güvenliği zincirle sağlanıyordu ama kıyıdan uzakta açıktaki korsanlardan Miltetoslular çok çekmiş olacak ki Pompeius’un korsanlara karşı zaferi onuruna teşekkür için anıt dikmişlerdir. Çapı 11 metre olan yuvarlak bir kaidenin üzerinde köşeli bir form üzerinde gemi ve kabartma olarak da triton gözükmektedir. M. Ö. 490’da Pers istilası bütün büyük kentler yakıldı yıkıldı İon kültürü hemen hemen yok edildi. Miletoslu erkeklerde mağlup olunca, Pers ordusu Miletos’a girdi ve erkeklerin hepsini katletti. Miletoslu kadınlar ise Pers askerleriyle evlendirildi. Ancak Heredot Miletoslu kadınları şöyle anlatıyor:

"Miletoslu kadınlar öyle güçlü öyle onurlu kadınlardı ki yeni kocalarını ister istemez benimsediler canları ve çocuklarının geleceği için ancak yeni kocalarının isimlerini asla ağızlarına almadılar ve sofralarına asla oturmadılar."

Bu yıkım, en çok Atina’da ses getirdi. Helen kültürünün mimarı,koruyucusu, yaşatıcısı olan Miletos’un Perslerin eline geçmesinden derin ızdıraplar duymuştur Heredot. Başka bir yazısında bunu ise şöyle anlatır :

Atinalılar, Miletosun Perslerin eline geçmiş olmasına sözle anlatamayacak kadar çok yanmışlardır. Pirnikos (dönemin ünlü tragedya yazarı) Miletosun düşüşünü anlatan dramı oynatırken, bütün tiyatro göz yaşlarına boğulmuş, halka böyle büyük ve ulusal bir acıyı hatırlattığı için 1000 drahme para cezasına çarptırılmış ve dramın oynatılması yasak edilmiştir.

Kent, Roma döneminde de etkin olarak kullanır ama M. S. 1493’teki büyük depremden sonra yıkılır ve bir daha oturulmaz hale gelir. Bu kenttin tarihi öyküsü ve bilge öğretileri görselliğinden, yapılarından daha fazla ilginizi çekebilir öyle ki Ünlü Arkeolog G. Bean’in Miletos’u ziyaretinden sonra yazdığı kitabında ‘Miletos! umduğum gibi çıkmadın’ sözü belki her şeyi özetlesede mutlaka bir kere de olsa görmeniz gereken bir kent. Görmeseniz dahi üzerinde yaşadığınız coğrafya sizden önce ne kadar önemli insanlara ev sahipliği yaptığı onların neler düşündüğü ve ortaya nasıl eserler koyduğunu araştırıp öğrenmek, onların bizlere bıraktığı mirasları biraz da olsa bilsek hiç fena olmaz. Bu kadar bilime, ilime, felsefeye, astronomiye yakınken magazin programları size hiçbir şey kazandırmayan kurmaca, acıtasyon temelli berbat oyunculuklarla süslenen dizileri izleyip, düşünemeyen araştırmayan okumayan boş bireyler olmayın. Ne duruyorsunuz Miletos size google’dan iki tık daha yakın..

"Kıskançlığı celb etmemek için saadetini gizle, acınmayı celb etmeyecek şekilde hareket et"

Miletli Thales