Emrah KARAÇAYIR
Arkeolog

De Amicitia (Dostluk Üzerine)

7 Temmuz 2017, Cuma

     

Romalı ünlü düşünür Marcus Tullius Cicero De Amicitia (Dostluk Üzerine ) adlı eserinde şöyle der;

"Bir insanın kendine güveni ne kadar tamsa, bir insan hiçbir şeye gereksinim duymayacak, her şeyin yalnızca kendisinde bulunduğuna inanacak erdem ve bilgeliğine sahipse, o denli dost edinir ve dostunun yakınlığını kazanır kadınlar erkeklerden, yoksullar zenginlerden, mutsuzlar mutlu sayılanlardan çok, dostluğun desteğini ararlar….

İnsana sevgi kazandıran erdemden ayrılmamalı. insanların dostluğa elverişli olup olmadıklarına bir karar vermek için görünür belirtileri yoktur. onun için sağlam, değişmeyen, hep aynı kararda olan dostlar seçelim. Bunun için de öncelikle dostluğa girişim gerekir…"

 

İnsanı insan yapan erdemlerin başında dostluk geliyor. Kendisini tanımaya başlamasından itibaren hep kendine benzeyen birini arar insan. Zordur insanın kendine benzeyen birini bulması hele bu dünyada. Çünkü dostluk dediğin uğruna ölebileceğin ya da peşinden dağları aşabileceğin, her şeyi göze alabileceğin bir şey değildir; bunlar sadece lafta kalır zaten icraata geçtiği zaman da bu dostluk değil aradaki çıkarın bir 'ticari anlaşması' olurdu.

 

Dost edinebilmek için önce kendine güvenmeli insan, kendini bilmeli ki; kendine benzeyen birini bulsun. Hiç konuşmadan çok şey anlatabileceği, bakmadan da görebileceği, dokunmadan da hissedebileceği. Tabii bunları yapabilmek için önce kendini tanımalı sonra onu tanımalı, bilmeli ne istiyor, ne düşünüyor, ne söylemek istiyor. Aramaktan vazgeçmeli çünkü artık öğrenirsin ki dostluk arayarak sorgulayarak bulunabilecek bir şey değildir. Her gördüğünü işte bu benim dostum olmalı gibi saçma bir düşüncede olamazdı zaten. Sonra bir gün buz gibi biri çıkar karşına. Dost dedikleri hep yarı yolda bırakmış gibi solgundur, yorgundur, belki biraz yenilmiş, çokça kırgın, bir hayli de hayal kırıklarıyla dolu. Tanımak istersin, merak edersin. Bilirsin ki o kendini dış dünyaya kapamış, çoktan iç dünyasına dönüş yapmıştır. Artık daha gizemlidir, karanlıkta kalan bir tarafı vardır hissedersin bu senin ilgini çeker. Yaşanmışlıkları karanlık tarafıdır artık kişide kalır ve hayatına devam etmek için o karanlık tarafa geçer. Her şeyden izole sadece kendi karanlıklarında doğruyu bulması gerekir.

 

Dost edinebilmek için hiç bir karşılık beklemeden onu mutlu etmeye çalışırsın ama yaşanmışlıkları onu mutlu etmene izin vermez çünkü tekrar hayal kırıkları yaşamak daha fazla incinmesine ve acısı dinmeyecek derin yaralara dönüşecektir. Yılmazsın, kendini tanıyorsundur ve artık güveniyorsundur o hayal kırıklıklarını bir daha yaşatmayacağını hissettirmen gerektiğinin farkındasındır. Bu süreç uzun bir zaman alsa da kaybetmenin kolay ama kazanmanın zor olduğunu artık öğrenmişsindir. Devam edersin umutsuzluğa kapıldığını hissettiğin an umut, yalnızlığa düştüğü zaman çıkarsız omuz olursun.

 

Ararsın, o da beni arasın bir kere diye beklemezsin. Seversin, o da beni sevsin diye iç geçirmezsin. Sarılıp ağlarsın, benimle ağlamadı diye sorgulamazsın. Düşünürsün, o da beni düşünüyor mu ki diye düşünmezsin. Hayranlık duyarsın, hayran olsun diye çabalamazsın. Kıskanırsın, kıskandırmak için uğraşmazsın. Hatalarını görsen bile ona özgüdür biliyorsundur ki onun güzel hataları vardır ve o hatalar doğruyu bulmasına yardımcı olacaktır. Kusurlarını bilirsin ama Mevlana’nın öğretilerini de. Kusur örtmede gece gibi olursun. Ona hoşgörüde deniz gibi olursun. Ona karşı ya olduğun gibi görünürsün ya da göründüğü gibi olursun.

 

Dostluk, hayatın içinde ama ötesinde bambaşka bir boyuttadır. Sorgulamazsın, sınırlamazsın, alıkoyamazsın, dilediğin gibi yaşarsın, hep yanında olmasa bile uzakta da onunlasın.

 

 

‘Oysa ne çok ağladım ben bir damla yaş dökmeden.’

Özdemir ASAF