İBRAHİM AYVAZOĞLU

Marka Şehir mi dediniz? Sadece Sayın Fatih Atay'ın işi mi?

18 Eylül 2019, Çarşamba

     

Michel de Montaigne “Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez” der. Evet öncelikle hedeflerimiz olmalıdır, iddialarımız olmalıdır. Özellikle bu iddialar ve hedefler O şehir ya da yerleşim yerleri için yerel yöneticilerden beklenen tavır ve davranışlardır. Nitekim doğru tavır da budur. Aydın özelinde yerel seçimler arefesinde Aydın'ı marka şehir yapma konusunda seçim vaadi olarak özellikle Efeler Belediye Başkanı Sayın Fatih Atay'ın gündeme getirdiği ve bugünlerde tekrar yerel gündem olan “Marka Şehir” konusuna değinmek istiyorum. Tümcelerimin hemen başında Sayın Atay'ın bu konudaki söylemlerini önemsediğimi, değerli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Ancak bu konudaki eksiklerimizi, fazlalıklarımızı, durumumuzu, duruşumuzu söylemeyi, eleştirmeyi ihmal etmeyeceğim.

Öncelikle bu iki kavramla ilgili Şehir ve Marka kavramlarının tanımlamalara bakalım. Çünkü meseleye kişisel ya da siyasi yaklaşımlarla değil bilimsel kavramlar üzerinden yaklaşmanın doğru olacağını ve de bu konuların şu ya da bu kişinin meselesi olmaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Şehir farsça kökenli bir kelimedir ve “Şehr” diye geçer. Günümüzdeki tanımlarında ise en basit haliyle ise Şehir: Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site. Şeklindedir.

Marka ise aslında bir pazarlama disiplinine ait bir kavramdır. TDK’daki tanıma göre Bir ticari malı herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işarettir.(TDK,2010)

Marka bir ürünün adıdır, işaretidir. Her marka bir ürünü temsil etmekle birlikte her ürün bir markayı temsil etmeyebilir. Marka kaliteyle birlikte anılmakla birlikte her markanın kaliteli olduğu anlamı çıkarılmayabilir. Markalaşma öte yandan rekabeti de yanında taşır.

Sahip olduğu konum, mimari, tarih, altyapı, ulaşım, güvenlik, ticaret, kültür vb. özellikleri ile kendisine benzer ya da rakip şehirlerden olumlu yönde ayrışarak çekim merkezine dönüşebilen şehirlere Marka Şehir diyoruz. Tanımlamadan da anlaşılacağı üzere rakip şehirlerle bir rekabet söz konusudur. Philip Kotler” Rekabet sadece ürünler ve firmalar arasında gerçekleşmez, ülkeler ve kentler de birbirleriyle rekabet ederler.” demiştir. Yukarıdaki iki tanımın yanına ayrıca Kent tanımını da koymalıyız. Çünkü her şehir kent değildir. Kent bir yerleşim yeri tanımı olmakla birlikte daha güncel ve uygarlıkla birlikte anılan kavramdır. Çünkü kentler; yaşayanların geçim kaynaklarını hayvancılık ve tarım dışı uğraşıların oluşturduğu, kültürel alanlar, toplumsal ilişkiler gibi birçok yönden kırsal alandan farklı yerlerdir. Kentler artık sadece belediye ,yerel yönetim ve yerel ölçeğe indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çok boyutlu yapılara sahiptir. Sözümün hemen burasında demem odur ki bu olay sadece Sayın Fatih Atay'ın meselesi olmayıp kentin, şehrin, yörenin tüm paydaşlarının, kurum ve kuruluşlarının meselesidir. Marka olmak tek bir kişi ya da kuruluşun yapabileceği bir olgu değildir. Kentte yaşayan herkesi ilgilendiren bir olgudur. Kent kimliği konusunda birlikte hareket etmemiz gerekir. Öte yandan Kentlerin ya da şehirlerin rekabet edebilmeleri dolayısıyla gelişmeleri “farkındalık” ortaya koymalarına bağlıdır.

Marka Şehir sahip olduğu konum, mimari, tarih, altyapı, ulaşım, güvenlik, ticaret, sanayi, kültür vb özellikleri ile kendisine benzer ya da rakip şehirlerden olumlu yönde ayrışarak çekim merkezine dönüşebilen şehirlere denir.

Marka şehir tanımlaması çok eski bir kavram olmamakla birlikte Türkiye için, bizler için oldukça yeni bir kavram.

Şehirlerin oluşum süreçleri incelendiğinde, şehirlerin bulundukları coğrafyada insanları güvenlik, ticaret, ulaşım vb sebeplerle kendisine çekebilmeyi başaran yerleşim yerleri, çekim merkezleri olduğunu görürüz. Şehirlerin ya da kentlerin gelişmesi ekonomik cazibeleriyle orantılıdır. Cazibeyi artırmanın yolu ise markalaşmaktan geçmektedir. Markalaşmak için de o şehir cazibe faktörlerini bulundurması gerekir. Peki Aydın bu cazibelere sahip midir? Hemen evet dediğinizi duyar gibiyim ancak durum gerçekten böyle midir? Yeri gelmişken Hala Kuşadası'nın İzmir’in bir ilçesi olduğu konusundaki yanlış bilgiyle mücadelede ne kadar başarılı olduğumuzun tartışıldığını da göz ardı etmeyelim.

Bu yazımın devamı niteliğinde olacak aşağıdaki sorulara hep birlikte yanıt aramaya başlayalım.

1.Marka kent olmak bir moda mıdır?

2.Hadi marka şehir olalım diyerek marka şehir olunur mu?

3.Marka şehir olmak O kentte ya da O şehirde yaşayanlar için ne anlam ifade ediyor?

4.Marka şehir olma konusunda ne kadar istekliyiz?

5.Marka şehir olma konusunda ne kadar hazırlıklıyız?

6.İnsanlar neden bu şehirde yaşamak istesinler?

7.İnsanlar neden bu şehri ziyaret etsinler?

8.İnsanlar bu şehre niye yatırım yapsınlar?

9.Bu şehirde olup diğer şehirlerde olmayan nedir?

10.Bu şehrin rekabet avantajları nelerdir?

11.Bu şehir gelişim planlarını gerçekleştirebilmiş midir?

12.Ulaşım(Havayolu, Karayolu, Denizyolu, Tren) kolaylıkları nedir?

13.Kentsel dönüşümleri gerçekleştirebilmiş midir?Ya da yeterli midir?

14. Kültürel varlıklarımızın durumu nedir?

15. Aydın'ın kaç tane ulusal ve küresel markası vardır?

Sorular.sorular…

Hepsinden önemlisi bunu gerçekten istiyor muyuz?

Haydi süre başladı…