Eda Demir
Okul Öncesi Eğitim Uzmanı

Montessori metodu ile eğitime yaklaşım

1 Ağustos 2015, Cumartesi

     

Bu haftaki yazım için küçük bir araştırma yaptım. Üniversite yıllarımda ders metinlerinde sıkça okuduğum ve okulumda gerçekleştirmeyi hedeflediğim keyifli bir eğitim yönteminden Montessori eğitimini ele almak istedim. Anlamak için önce adını aldığı Dr. Maria Montessori’yi tanıyalım.

1870 yılında İtalya’da doğan Maria Montessori, İtalya’da tıp alanında eğitim alan ilk kadındır. Eğitiminin sonunda psikiyatri ve çocuklarla ilgilenmeye başlamış, sonra ise zihinsel engelli çocuklarla çalışmalarına başlamıştır. Daha sonra bu alanda geliştirilen bir kurumun başına geçerek eğitim çalışmalarına başlamış ve eğitim felsefesinin temellerini atmıştır. Çalışmaları sonunda zihinsel engelli çocuklar akranlarından daha yüksek notlar alarak İtalya’da bir çığır açmıştır. Uygulanan bu metodun normal gelişim özelliği gösteren çocuklara da uygulanabileceği anlaşılmıştır.

Montessori felsefesine göre:

-Çocuğun seçimlerine saygı duyulmalıdır.

-Bebeklikten itibaren saygı gösterilmesi gereken çocukları bir birey olarak görmek gerekir.

-Ceza yerine olumlu yönlendirme uygulanmalıdır.

-Çocuğun yapabileceklerine müdahale etmek, onun yerine yapmak, gelişimini baltalar.

-Önce iyi insan, iyi arkadaş ve problem çözme becerileri öğretilmelidir. Ardından akademik beceriler gelir.

-Eğitim planlı programlı değil, hayata bağlı olarak şekillenmelidir.

-Hayır yerine, kendi hatasını anlamasına imkan verilmedir. Böylelikle özgüven kadar öz disiplin de geliştirilmiş olur.

 

Bu felsefeyle yetişen çocuklar kalıplarla, baskı ve yarışma halindeki bir ortamla büyüdükleri için daha özgün, yaratıcı, kendinden emin ve net kişilikleri olan huzurlu bireyler olarak yetişebiliyorlar. Aslında dünyaya neredeyse dijital olarak gelen ve yetişen çocuklarımızın bu felsefeye her kuşaktan daha çok ihtiyacı var diye düşünüyorum. Eğitimin temeli olan yaparak yaşayarak öğrenmenin, çocuğun hızına göre hareket etmenin ne derece önemli olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur. Ayrıca oyuncaklardan uzak, gerçek araç-gereçlerle, doğa ve hayat ile iç içe yetişmeleri duyularının ve ruhlarının gelişmesi için çok önemli bir basamak. Bu basamağı her çocuğun kullanması ve yaşaması için Montessori eğitiminin yaygınlaştırılacağına dair çıkan haberler umut verici.

Bilirsiniz, çocuklar oyuncaklardan çok kutu, ip, kabuklu ceviz, yaprak, yoğurt kabı gibi şeylerle oynamayı daha çok tercih eder. İşte bunun nedeni, bütünleşme, keşfetme arzusundan ileri gelir diyor uzmanlar. O halde biz de anneler olarak, eğitimciler olarak bu tür materyallerle duyu, duygu ve zeka geliştirici çok sayıda etkinlik yapabiliriz.