Perihan YILDIRIM

NEYE İNANIYORSUN?

23 Eylül 2020, Çarşamba

     

“Belki de mutluluk neye inandığımızdan çok kime inandığımız ile ilgilidir.” Diye bir replik duydum izlediğim bir dizide… Sevdim repliği ama hemen kabullenemedim, üzerine düşünürken sosyal medya da gezmeye başladım. Gezerken gördüğüm fotoğraflar ve haberler ile beynim bu sözü otomatik olarak ilişkilendirmeye başladı.

Yakinen de tanıdığım bir ailenin fotoğrafı geldi önce önüme. Her zamanki gibi mutluluk pozu vermişlerdi. Neye inanmışlardı? Birbirlerine mi, yoksa edindikleri ahlaki değerlere mi?

Sonra başka bir arkadaşımın fotoğrafını gördüm, yalnızlığını anlatan bir resim atmış, yorumda da resmen isyan etmiş. Şimdi mutlu bir fotoğraf paylaşamamasının sebebi inandıkları kişilerin nankörlüğümü, yoksa neye inanacağını bilmemesi mi?

İlerleyen karelerin birinde “şampiyonlar ligi” etiketli bir arkadaş grubunun fotoğrafı düştü önüme, çok sevdim fotoğrafı, hepsi gülümsüyordu ve aralarında ki pozitif enerji resmen dışarıya fırlıyordu. Neydi şimdi bu kareyi böyle ölümsüz yapan şey? Arkadaşlığın vefasına olan inançlarımı, yoksa birbirlerine olan inançlarımı?

Bir haber denk geldi sonra, okumaz olaydım, gece gece tüylerim diken diken oldu. Kocası tarafından dövülen bir kadının haberiydi bu. Cani adam karısı ile de yetinmemiş henüz 2 ile 9 yaşlarında olan dört çocuğuna da hortumla işkence etmişti. Haberde kadının ifadesine yer vermişler. Aynen şunlar yazıyordu.

"Üzerime soğuk su döküp, hortumla dövüyordu. Dört çocuğum için katlanıyordum. Hep geçer dedim ama bir türlü işkence bitmedi. En son gözümü patlattı. Doktora gittim ama doktorlara yalan söyledim, yuvamız dağılmasın diye. Ailem dağılmasın diye çok çabaladım. 10 yıldır şiddet, küfür, hakaret bitmedi. Olaydan önce evimizin önüne gelip, hepimizi ölümle tehdit etti. Kendi evine dönünce çocuklarıma işkence yapmış. Bu vicdansızlıktır, merhametsizliktir. Bir baba çocuklarına bunu yapar mı?"

Bende tek başına kız çocuğu büyüten bir anne, bir kadın olarak inanın tüm cümlelerimi özenle kurmaya çalışacağım.

Darp edilmişsin, doktora yalan söylüyorsun. Neden?

Yuvan dağılmasın diye….

Hangi yuva?

Yuva dediğin sıcaktır, yuva dediğin çiçek kokar, yuva dediğin şefkatlidir.

10 yıl dayağa maruz kalmışsın ve 4 çocuğunda buna şahit olmuş, yetmemiş kendini koruyamadığın gibi çocuklarını da koruyamamışsın, onlarda işkence görmüş. Şimdi ben bir kadın olarak, insan olarak anlamaya çalışıyorum ve hiç tanımadığım senin tüm acılarını paylaşarak soruyorum, senin çaresizce yuva adını verdiğin yerde mutluluğu kocanda bulma çabası mıydı bunca acının karşılığı?

Hangi çaresizlikti seni bu acılara iten, hangi yanlış eğitim, hangi toplumsal baskıydı seni ve 4 yavrunu bu caninin eline düşüren?

Neydi terk edemeyişlerini sebebi?

Neye inandın, kime inandın da gençliğin, kadınlığın ve anneliğin bu acı dolu yıllar ile harap oldu?

O caninin benim bile bakmaya kıyamadığım yavrularının, küçücük yüreklerinde yaşattığı onca travmanın izini kendi acını bastırarak nasıl sileceksin şimdi?

Bizim elimizden hiçbir şey gelmezken, gece sarılıp birbirinize ve inandığınızda tüm değerlere istediğiniz şey ve sonuna kadar hak ettiğiniz her şey size mutluluğu getirecek mi şimdi?

Getirecek!

Sadece kendine İnanacaksın ve sana ait olan her şey evlatlarından bulduğun güç ile senin olacak.

Bu aralar o kadar çok şiddet haberleri okuyoruz ki. Ve hep bir ağızdan durması için isyan ediyoruz. Ama bitmiyor, bitmediği gibi artarak topluma virüs gibi yayılıyor. Çünkü mutlu insan, sevgi dolu insan sayısı her geçen gün azalıyor.

Sevmeyi bilmeyen insanları yargılıyoruz, dönüp bakmamız gereken onları yetiştirenler hâlbuki.

Çünkü sevilmeyi bilmeyen sevmeyi de bilmez ve içten içe şiddet duygusunu oluşturur insanlarda. Sadece fiziksel şiddet den bahsetmiyorum. Psikolojik şiddet etrafımızı sarmış görmüyor musunuz? Mutsuz insanlar etrafında mutlu insanlar görmeye tahammül edemiyorlar ve etraflarına mutsuzluk yaymaya devam ediyorlar.

Bir kadın bir kadına iftira atıyor, yakışıklı adam kendi çıkarları için insanları ötekileştiriyor. İşyerinde mobinge uğrayan eve geliyor karısını dövüyor. Yıllarca babasından onay ve takdir alamamış eğitimli insan çocuğunu aşağılıyor ve özgüvenini zedeliyor. Evladı ile hiç ilgilenmeyen annenin çocuğu sevgiyi dışarıda ararken kendi gençliğini mahvedecek olayların içine karışıyor.

Farkında değil misiniz? Etrafınız da ne kadar çok mutsuz insan var.

Güven ilişkisi bitmiş. Çıkar, menfaat had safhada.

İnsanlar inandıkları doğrunun arkasında duramıyorlar.

Ne mutluluğu, ne mutsuzluğu? En büyük sebep sevgisizlik…

Durun önce bir aynaya bakın, önce kendinizi sevin. Siz kendinizi severseniz eğer sevmeyi de öğretir sevilmenin de ne demek olduğunu bilirsiniz.

Şimdi yanınızda kim varsa kafanızı kaldırın önce ona sevgiyle bakın ve gidip sıkıca sarılın.

Asıl mutluluk neye ya da kime inandığımız ile alakalı değildir.

Asıl mutluluk bizi biz yapan her şeye sevgi ile bağlı olmaktır.

Sevgiyle kalın.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım.