Yrd. Doç. Dr. Durmuş AKALIN

Mısır ve Makûs Talihi

19 Ağustos 2013, Pazartesi

     

Mısır’da yaşanan gelişmeler gerçekten yürek burkan ve can acıtan cinstendir ve hiçbir insanın kabullenebileceği şeyler değildir. Ölen, yaralanan ve acı çeken her birey her şeyden önce bizim gibi birer can taşımaktadır. Yaşanan gelişmelere bir fikir vermesi ve büyük tabloyu görmek açısından Mısır’ın daha önce yaşadığı benzer birkaç tecrübeyi hatırlamanın yerinde olacağı kanaatindeyim. Ancak onun öncesinde Mısır’ı bu kadar önemli yapan nedir? Büyük güçler niye Mısır’a hâkim olmak istemektedir? Niye Mısır’da oluk oluk kan akmaktadır? Sorularına bir iki izahat getirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Mısır hem tarihi geçmişi hem de bulunduğu konumu itibariyle her zaman dünyanın ilgisini çekmiş önemli ülkelerden biridir. Firavunlar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Eyyübîler, Memlûkler, Osmanlılar ve İngilizler Mısır’da hüküm sürmüş önemli güçler arasındadır.

Mısır kaynakları itibariyle eski dönemlerde zengin bir ülke olarak kabul edilirdi. Günümüzde de Nil Vadisi ve Süveyş Kanalı Mısır’ın yegâne hayat ve faaliyet alanlarıdır. Fiziki yapı olarak ikiye ayrılır. Akdeniz’e doğru Nil’in döküldüğü kısım Aşağı Mısır, Nil’in doğduğu alan ise Yukarı Mısır olarak ifade edilir. Nüfus olarak 80 milyonun üzerinde bir kalabalığı barındırır ve bu nüfusun yaklaşık % 10’u Hristiyan’dır. Hristiyanlar içinde en kalabalık grubu ise Kıptiler teşkil eder. Bunlar yanında Ermeni, Rum, İtalyan, İngiliz, Fransız gibi milletler de vardır. Ancak genel nüfus içinde bir ekseriyet teşkil etmezler. Arap nüfusun da bir kısmı yerleşik bir kısmı da bedevidir. Bedeviler Sina Yarımadası ve Mısır’ın diğer çöl kısımlarında görülürler. Araplar içinde de Suriye, Filistin ve Libya mıntıkalarından gelenler ile güneyde zencilerin zaman içinde yerli Araplar ile karışmasından bir araya gelen bir nüfus vardır. Yine bunun yanında Abbasiler, Eyyübîler, Memlûkler ve Osmanlılar döneminden kalma ancak zamanla Araplaşmış Türk, Kafkas ve Arnavut gruplar da bu nüfus içinde gösterilebilir. 

Coğrafi konumu ve stratejik durumu Mısır’ın en önemli avantajlarıdır. Asya ve Afrika arasında köprü konumundadır. Bunun yanında Süveyş Kanalı gibi önemli bir suyolu Akdeniz ve Kızıldeniz’i birbirine bağlamaktadır. Bu iki denizin bağlanması aynı zamanda Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu’nun bağlanmasıdır. Tabi bunun yanında Avrupa, Güney Asya ve Doğu Afrika ve buralardaki birçok ülke ve onların kaynaklarının yer değiştirme kolaylığı bakımından önemlidir. Rakamlarla ifade etmek gerekirse Mısır’ın stratejik konumu daha net ortaya çıkacaktır. Örneğin Londra’dan kalkıp Kalküta’ya gitmek isteyen bir gemi Süveyş üzerinden geçerse 7.920 mil; Panama üzerinden geçerse 17.280 mil yol alır. New York’tan Kalküta’ya gitmek isteyen bir gemi ise Süveyş üzerinden 9.800; Panama üzerinde 14.340 mil yol alır.

Yukarıdaki rakamlar Mısır’ın ulaşım ve ticaret açısından ne derece önemli olduğunu ortaya koyar. Dünyadaki en önemli su yollarından biri Panama Kanalı’dır. Ancak sunduğu avantajlar Süveyş Kanalı ile kıyaslandığında bir gömlek altta kalır. Mısır’ın bir diğer önemi ise Müslüman ve Arap dünyasındaki yeridir. Avrupalılar'ın kendi kimlikleri ile Ortadoğu'da işgal amaçlı girdikleri en önemli yerlerden ilkidir. Arap milliyetçiliğinin ortaya çıktığı bir yerdir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu Said ve İsmail Paşa zamanlarında yükselen bu milliyetçilik dalgası Ahmed Arabî Paşa’yı ortaya çıkarmıştır.  Kendisi Napoleon Bonapart’ın Mısır’ı işgali sırasında (1798-1801) ortaya attığı “Mısır Mısırlılarındır” söylemini halka yayandır. Ancak gayretleri sonuç vermemiş ve 1882 yılında kargaşa ortamı yerini İngiliz işgaline bırakmıştır. Mısır’ın İslam dünyasında öncü bir rolü de vardır. Ortadoğu coğrafyasındaki modernleşme girişimlerinin ilk başladığı yerdir. Batı ile temasları çok eskilere gider ve başkent Kahire’de bugün kullanılan veya metruk durumda olan birçok bina bu temaslara delildir. Zaman içinde Arap Birliği kurmak noktasında veya İslam ülkelerinin birleşmesi gayretlerinde en başta gelen ülkedir. Günümüzde de halen deva etmekte olan ve 22 üyesi bulunan Arap Ligi’nin 1945’te kurulduğundan beri merkezi yine Kahire’dedir. Mısır’ın önemini ortaya koyan daha birçok istatistikî bilgi ve bakış açısı mevcuttur. İfade ettiğim birkaç örnek dahi bu ülkenin değerini göstermeye kâfi gelecektir.

Gelelim günümüzdeki gelişmeler paralelinde daha önce yaşanan benzer gelişmelere. İki örnek vermek istiyorum. Birincisi Mısır’a daha önce dışarıdan yapılan bir müdahale, ikincisi de Mısır’ın kendi içinden doğan bir darbe. İlkinde tarih 1882’dir. Bu olay İngilizlerin yıllardır gözledikleri Mısır’da şartları oluşturmaları ve ardından yaptıkları müdahaledir. Dışarıdan gelen bu müdahale için şartların oluşması oldukça zaman almıştır. İngilizler 1854 yılından itibaren Fransızların artan nüfusundan rahatsız olmuşlardır. Fransızların kanal projesine karşı demiryolu projesini gündeme taşımışlardır. Ayrıca telgraf hatlarının güzergâhlarının belirlenmesinde kavga yine devam etmiştir. Bunun yanında kendilerine yakın bir paşanın Mısır’ın başında olması için yaptıkları çekişme de aralıksız sürmüştür. İki ülkenin bu rekabeti sırasında birçok faili meçhul cinayet yaşanmıştır. Mısır’ı yöneten Abbas Paşa’nın bir hizmetlisi tarafından öldürülmesi, İbrahim Paşa’nın çocuklarının ve en başta yönetime aday Prens Ahmed’in şüpheli bir tren kazasıyla hayatını kaybetmesi, İsmail Sadık Paşa’nın öldürülmesi gibi olaylar bu faili meçhuller arasında gösterilebilir. Ancak tüm bunlar müdahale için yeterli değildir. Avrupa devletlerinin kendi kamuoylarını da ikna etmesi gerekmektedir. Bunun için de en inandırıcı yol Hristiyanların katledilmesi dedikodusudur. Bu sayede rahatça müdahale için gerekli zemin oluşturulacaktır. Çünkü bu senaryo daha önce Cidde’de (1857) Lübnan’da (1845) işe yaramıştır. Müdahale için en uygun yer İskenderiye’dir çünkü Avrupa güçleri rahatça deniz güçleri ile buraya gelip şehri topa tutabileceklerdir. Gerçekten de öyle olmuştur. Hamallık yapan bir Arap ve bir Avrupalı arasında çıkan kavga kısa sürede tüm İskenderiye’ye yayılmış ve çıkan tantanada birçok kişi hayatını kaybetmiştir. Ancak bu olay Avrupa’ya Hristiyanların katledildiği şeklinde aks etmiş ve hemen ardından İngiliz ve Fransız gemileri İskenderiye’ye gelerek şehri topa tutmuşlardır. Ancak bu işte Fransızlar tereddütlü davranınca avantaj İngilizlere geçmiş ve İngilizler yaptıkları müdahale ile 1952’ye kadar Mısır’da söz sahibi olmuşlardır. 
İkinci örnek ise Mısır Kralı Faruk’un devrilmesi hadisesidir. Bu hadise günümüzdeki olaylara daha çok benzemektedir. Kral Faruk 1920’de Kahire’de doğmuştur anne ve babası da Türk’tür. 1922’de veliaht tayin edilmiş ve İngiltere’ye eğitim için gittiği sırada babasının ölümüyle genç yaşta Kral olmuştur. Kral Faruk’un tahta geçtiği ilk yıllar darbe için şartların oluşmaya başladığı bir zaman dilimidir. Mısır’da bu dönem İngilizlere karşı artan bir öfke ve kızgınlık söz konusudur. Halkın büyük bir çoğunluğu ülkelerini bir sömürge gibi görmekte ve bu durumun suçlusu olarak İngilizleri hedef almaktadır. Sonuçta İsmailiye ve diğer birçok şehirde gösteriler artınca ordu duruma el koymak için istediği fırsatı yakalamıştır. Ardından da Cemal Abdül Nasır ismi giderek gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Ne var ki Cemal Abdül Nasır iktidarı eline almadan önce Orgeneral Muhammed Necip devlet başkanı olmuştur (Temmuz 1952). Fakat onun yönetimi Mısır’daki karışıklığı gidermeye yetmemiştir. Bir süre sonra da Cemal Abdül Nasır’ın kontrolündeki Devrimci Komite Konseyi yönetimi eline almıştır. Çok geçmeden Cemal Abdül Nasır tüm ülkede kontrolü kendi eline almış ve kontrol etmekte zorlanacağı Müslüman Kardeşler’e karşı çok ciddi ve yoğun bir sindirme hareketine geçmiş, akabinde de etkinliklerini kırmıştır. 1956 yılında da Mısır’da tek ve en etkili isim olmuştur. Onca yoğun muhalefetle karşılaşmasına rağmen garip bir şekilde elde ettiği oylar %99,95 olmuştur.

2013’ün bu sıcak Ağustos ayında da televizyonlardan izlediğimiz aslında geçmişte yaşanan bu iki örneğin günümüzde tek bir senaryoda icra edilmesi gibidir. Batı dünyasının suskunluğu ve Mısır siyasetindeki keskin ayırım bunu göstermektedir. Çıkarları açısından bakıldığında Batının oynadığı rolü anlamak zor olmayacaktır. Ordunun tüm yetkiyi elinde bulundurma isteği her zaman olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Müslüman Kardeşler'in görmüş oldukları baskı ve sindirme operasyonları geçmişteki örneklerin benzeridir. Tüm Mısır halkının gösterdiği dik duruşun sürekli toplumsal zemini olmayan güçler tarafından gölgelenmesi ise son derece üzücüdür. Kral Faruk’un devrilmesinden itibaren Mısır’ı idare eden devlet başkanları hep asker olmuştur. Muhammed Necib (1952-1954), Cemal Abdül Nasır (1956-1970), Enver Sedat (1970-1981) ve Hüsnü Mübarek (1981-2011) en önemli isimlerdir ve hepsi de askerdir. 

Gelelim bu güne. 2011 yılında Tunus’ta başlayan gösteriler, 25 Ocak 2011’de Tahrir Meydanı’nda büyük kalabalıkların yarattığı dalga ile Hüsnü Mübarek yönetimini zor durumda bırakmış ve onu 10 Şubat 2011’de görevinden etmiştir. Yerine yardımcısı Ömer Süleyman geçmiştir. Çok geçmeden de Hüsnü Mübarek tutuklanarak yargılanmaya başlanmıştır. Bu gösteriler sırasında Mısır Ordusu ortada bir görüntü sergilemeye çalışmıştır. Mısır ordusunun başındaki Muhammed Hüseyin Tantavi bu süreçte en dikkat çeken isim olmuştur. Mısır, içinden bulunduğu karışıklık ortamından kurtulmak ve siyasi istikrara kavuşmak için seçimlere gitmiş ve bu seçimler 30 Haziran 2012’de Muhammed Mursi’nin devlet başkanlığı ile sonuçlanmıştır. Ancak ülke içinde hoşnutsuzluk dalgası tekrar alevlenmiş/alevlendirilmiş ve 3 Temmuz 2013’te Mısır’ın seçimle iktidara gelen ilk cumhurbaşkanı görevden alınmış ve tutuklanmıştır. Geriye de mevcut kargaşa ortamı bırakılmış ve Mısır tarihine dramatik yeni sayfalar eklenmiştir. 
Bunca cümleyi 1883’te İngiltere’nin Mısır’daki Konsül-Generali olan Lord Cromer’in bir ifadesiyle tamamlamak isterim. “Biz Mısır’ı yönetmiyoruz, biz sadece Mısır’ı yönetenleri yönetiyoruz”.

Her şey ortadır fazla laf kalabalığına gerek yoktur!


Yazarın Tüm Yazıları
I.Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümü ve Bölgemizde Ortadan Kalkan Sınırlar
Geleceğimiz tehdit altında
Savaş mı yoksa barış mı?
Sıcak topraklarda sıcak gelişmeler
Güney Sudan’da bitmeyen gerginlik
Mezarlıklarımızda neden servi ağaçları var?
İnsan merkezli bakmak
Türkiye’nin Seçimi
Uluslararası siyasette tıkanmışlık
Rus Siyaseti ve Ukrayna’daki Gerilim
Bölgemizde yeni gelişmeler
Yayılan hoşnutsuzluk
Mısır’da Gelinen Son Durum ve Bölge Huzuru
Cenevre-2 Konferansı
Savrulma
Güney Sudan’da darbe teşebbüsü
Kervan yolda düzülür
Göksu Fırkateyni ve Aden Körfezi’ndeki korsanlar
Ortadoğu’da Amerikan varlığı ve önümüzdeki Amerikan seçimleri
Fransa’nın Orta Afrika’da Askeri Operasyonu
İran İle Yürütülen Görüşmeler ve Cenevre’den Çıkan Anlaşma
Hollande’ın İsrail ziyareti
Dış politikada ince ayar ve Irak
Libya’da Arap Sonbaharı
Sudan’daki Gelişmeler ve Abyei Referandumu
Gaye vasıtayı meşru kılar mı?
İyi Bayramlar
Dünyanın Petrole Olan İlgisi ve Günümüz Petrol Şirketlerinin Doğuşu
İdare-i Maslahatçılık
Nereden Çıktı Bu Silahlı Radikal Örgütler?
Büyük Güçlerin Suriye’deki Çıkarlarının Tarihi Serüveni
Suriye Dosyası: Suriye’nin Hikâyesi
Türkiye’nin Hatıra Defterinde Avrupa Notları
Ortadoğu’da iki kere iki dört eder mi?
Mısır ve Makûs Talihi