Yrd. Doç. Dr. Durmuş AKALIN

Suriye Dosyası: Suriye’nin Hikâyesi

9 Eylül 2013, Pazartesi

     

Suriye, Doğu Akdeniz’de birçok eski medeniyet üzerinde kurulmuş ancak bugünkü devlet mekanizması çok eskilere gitmeyen bir Ortadoğu devletidir. Türkiye, Irak, Ürdün, İsrail ve Lübnan komşularıdır aynı zamanda Akdeniz sahillerinde kıyısı vardır. Suriye ifadesi coğrafi olarak çok eskilere giden bir geçmişe sahiptir. Bu ifade geçmişte Doğu Akdeniz’e yakın tüm alan için kullanılıyordu. Ancak bu ifade biçimi siyasi olmaktan çok coğrafi bir tanımlayış biçimiydi. Zaman içinde birçok siyasi güç ya Suriye’de hâkim oldu. Akadlar, Hititler, Mısırlılar, İbraniler, Asurlular, Babilliler, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizans, Emeviler, Abbasiler, Eyyübiler, Selçuklular, Memlukler, Haçlılar, Osmanlılar ve Fransızlar bunlardan bazılarıdır. Saydıklarım arasında olmayan ama bölgede etkin olmuş daha pek çok siyasi güç vardır. Suriye’nin geçmişi konusunda bilgisi olanlar zaten bunu bilecektir.

 

Suriye, tarihi kadar dini ve etnik olarak da bir yelpaze görüntüsü arz eder. Birkaç gün önce Washington Post’ta yayınlanan ve 1945’ten yakın zamanımıza kadar tutulmakta olan İngiliz, Fransız kayıtları ile Rus, İsrail ve diğer kayıtlardan derlenen güncel bilgiler bu yelpazenin çeşitliğini teyit etmektedir. Washington Post’un rakamlarında Suriye’nin toplam nüfusu 44 milyondur. Bunun %59,1’i Arap, %9.3’ü Hristiyan, %11.8’i Alevi, %1.1 İmami, %8.9’u Kürt, %3.2’si Dürzi, %2.1’i İsmaili, %0.7 Türkmen, %1.3’ü Nusayri, %0.5’i Kafkas, %1.1’i Asuri ve Keldani ve %1.2’si de diğerlerini oluşturmaktadır. Bu karmaşık rakamların daha anlaşılır gösterildiği kaynaklarda ise %75 Sünni, %12 Nusayri, %10 Hristiyan, %3 Dürzi ve diğerleri şeklindedir. Aslında sadece bu çeşitlilik bile Suriye’nin bugünkü karmaşasını anlamaya yeter. Çünkü bu grupların hepsinin de az veya çok bir destekçisi vardır. Uluslararası alanda ve en son G20 zirvesinde ülkelerin anlaşamamasında bu faktörü de göz önünde tutmak gerekir. Tabi bunu ifade ederken ticari ve stratejik kaygıları da gözden çıkarmamak gerektiğini belirtmek isterim.

 

Günümüzdeki Suriye devletinin ortaya çıkışı ise Fransa ile ilgilidir. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca tüm Ortadoğu gibi Suriye’de yeni bir şekil aldı. Aslında bu durum daha savaş bitmeden kendini belli etmişti. Hatta öncesi de vardı. Osmanlı son zamanlarında Almanya’ya yaklaşınca Kayzer II. Wilhelm’in 1889 ve 1898 tarihli ziyaretleri İngiltere ve Fransa’yı yeterince tedirgin etmişti. 1898 tarihli ziyaretinde Alman İmparatorunun Kudüs ve Şam’a yaptığı ziyaretler de bu tedirginliği arttırmıştı. Bu gelişmelerin gölgesinde İngiltere ve Fransa bölgeye daha da ilgi göstermeye başladılar. Siyasi ve ticari kaygıları I. Dünya Savaşı’nın ardından Sykes-Picot Antlaşmasını (16 Mayıs 1916) getirdi ki günümüz Ortadoğu düzeni bu antlaşma metni üzerine kuruludur. Bu metne göre de Suriye Fransız sömürgesi altıda kalmıştır. Fransa, İngiltere ile antlaşmasının ardından 1920’den 1946’ya kadar Suriye’yi yönetti. Bu yönetim başlangıçta Türkiye ile Hatay Meselesi ve ardından II. Dünya Savaşı dönemlerini de kapsadı. Ancak içten içe Suriye’de bir milli kimlik oluşmaya başladı. Aslında bu milli kimlik kendisini tarihi, dini ya da etnik temellerden çok Fransızların karşısında tanımladı. Fransızlar dini ve etnik azınlıkları destekleyerek kendisine karşı oluşan milli havayı dağıtmak istese de pek başarılı olamadı. Ardından da II. Dünya Savaşı’nın getirdiği ağır yük nedeniyle de bölgeden çekilmek zorunda kaldı.

 

Fransızların Suriye’den çekilmesi ile siyasi boşluğu Baas Partisi doldurmuştur. Partinin hedefi tüm Arapları Sosyalizmde birleştirmektir. 1943’te Baas Partisi de zaten kullandığı “Arap Yeniden Diriliş Partisi” ismiyle ideolojilerini özetlemişlerdir. Parti bağımsızlığın ardından Suriye’de kendini gösteren ve sık sık yapılan darbelerden daha da güçlenerek çıkmıştır. Siyasi istikrarsızlık partiyi her geçen gün daha da büyütmüştür. 1958 yılında da Mısır ile birleşme fikrinde en etkin olan örgütlerden biri de yine Baas olmuştur. Ancak bu birlik 1961 yılında gerçekleşen başka bir darbe ile son bulmuştur. Bu dönemde yaklaşık

7 tane darbe olmuştur ve karışıklık ortamı 1970’lerin başına kadar devam etmiştir.

 

Baas Partisi uzun iç karışıklık dönemini ilk olarak 23 Şubat 1966’da Selah Cedid ve Hafız Esed’in yaptığı darbe ile toplama yoluna gitmiştir. 1967 yılında da Suriye her ne kadar İsrail ile 6 Gün Savaşı’nı kaybetmiş olsa da Hafız Esed konumunu daha da güçlendirmiştir. 1971 yılında da devlet başkanı seçilmiştir. Nasıl bugün İran, Suriye’deki iç çekişmede Beşar Esed’i destekliyorsa 1982 İran-Irak Savaşı’nda baba Hafız Esed İran’ı desteklemiştir. Aslında bugün gördüğümüz tablo, temelleri çok eski olan iki devlet arasındaki stratejik bir ortaklıktır. Hafız Esed Körfez Savaşı’nda da Amerika’yı desteklemiştir. Bu ise ülkesindeki güçlü konumunu pekiştirmesinde uluslararası güçlerin fazla ses çıkartmamasında faydalı oldu. Hafız Esed 2000 yılında öldü. Ardında kalan ve en çok konuşulan mesele ise Hama Katliamı olmuştur. Bu katliamda 20.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Hafız Esed’in ölümüyle yerine oğlu Beşşar Esed geçmiştir. Beşşar Esed aslında aldığı eğitimle bir siyasi lider olarak hazırlanmadı. Devlet başkanı olarak düşünülen abisiydi. Ancak abisinin 1994’te ölümü ile görev ona kaldı. Üst düzey bir tıp eğitimi almasına rağmen Suriye devlet başkanı oldu. Başlangıçta ülkesinde büyük bir heyecan ve ilgi uyandırmasına rağmen 2011 yılında çıkan olaylar hem ülkeyi hem de Beşşar Esed’i büyük bir karışıklığın içine soktu. Mevcut karışıklık ortamı 2013 yılını da esir almış durumdadır.

 

Suriye’deki karışıklık çocukluktan hatıralarımda kalan bir bilmeceyi anımsatır bana.

Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane. Çocukken daha cümle tamamlanmadan nar derdim. Ama nedense şimdilerde aklıma Suriye geliyor. Çünkü Suriye’nin çeperi dağılmış durumdadır. Nar taneleri de kontrol edilemez biçimde sağa sola saçılmaktadır. Bugün Suriye’de ölenlerin de öldürenlerin de haykırışları arasında hem sahip oldukları ülke hem de tüm bölge büyük bir girdaba sürüklenmektedir. 



Yazarın Tüm Yazıları
I.Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümü ve Bölgemizde Ortadan Kalkan Sınırlar
Geleceğimiz tehdit altında
Savaş mı yoksa barış mı?
Sıcak topraklarda sıcak gelişmeler
Güney Sudan’da bitmeyen gerginlik
Mezarlıklarımızda neden servi ağaçları var?
İnsan merkezli bakmak
Türkiye’nin Seçimi
Uluslararası siyasette tıkanmışlık
Rus Siyaseti ve Ukrayna’daki Gerilim
Bölgemizde yeni gelişmeler
Yayılan hoşnutsuzluk
Mısır’da Gelinen Son Durum ve Bölge Huzuru
Cenevre-2 Konferansı
Savrulma
Güney Sudan’da darbe teşebbüsü
Kervan yolda düzülür
Göksu Fırkateyni ve Aden Körfezi’ndeki korsanlar
Ortadoğu’da Amerikan varlığı ve önümüzdeki Amerikan seçimleri
Fransa’nın Orta Afrika’da Askeri Operasyonu
İran İle Yürütülen Görüşmeler ve Cenevre’den Çıkan Anlaşma
Hollande’ın İsrail ziyareti
Dış politikada ince ayar ve Irak
Libya’da Arap Sonbaharı
Sudan’daki Gelişmeler ve Abyei Referandumu
Gaye vasıtayı meşru kılar mı?
İyi Bayramlar
Dünyanın Petrole Olan İlgisi ve Günümüz Petrol Şirketlerinin Doğuşu
İdare-i Maslahatçılık
Nereden Çıktı Bu Silahlı Radikal Örgütler?
Büyük Güçlerin Suriye’deki Çıkarlarının Tarihi Serüveni
Suriye Dosyası: Suriye’nin Hikâyesi
Türkiye’nin Hatıra Defterinde Avrupa Notları
Ortadoğu’da iki kere iki dört eder mi?
Mısır ve Makûs Talihi