Yrd. Doç. Dr. Durmuş AKALIN

Fransa’nın Orta Afrika’da Askeri Operasyonu

9 Aralık 2013, Pazartesi

     

Afrika kıtası uzun yıllar kendi dengelerinde bir yaşam sürdürürken Avrupa’nın coğrafi keşifler ve sömürgecilik serüvenlerinden sonra oldukça dikkat çekici bir yer haline geldi. Kıta, Avrupa’nın gelişmiş askeri ve ekonomik üstünlüğü karşısında direnemeyecek derecede olduğu için kısa sürede Batılı devletlerin ilgi odağı oldu. Ne var ki 19. yüzyıla gelindiğinde başlangıçta sadece kıyılarda ve önemli ticari merkezlerde toplaşan yeni gelenler kıtanın içlerine doğru etki ve hâkimiyet alanlarını genişletme gayretleri içine girdiler. Bu mücadelelerde en fazla dikkat çeken devletler İngiltere ve Fransa olurken, Almanya, İtalya, Hollanda, İspanya, Portekiz, Belçika gibi devletler de kara kıtaya bir yerinden ilişen başka devletler oldular. Sonuçta 19. yüzyıl Afrika için en uzun ve talihsiz dönemlerden biri oldu. Bu dönemde Orta Afrika da Fransa kontrolü altında bulunuyordu.

 

Günümüzde Orta Afrika Cumhuriyeti’nin, Çad, Sudan, Güney Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti ve Kamerun ile sınırı vardır. Geçtiğimiz yüzyılda ise Orta Afrika ile birlikte Çad ve bir dönem Kamerun da (Bir süre Alman sömürgesi I. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız) Fransa sömürgesi altında kaldı. Sudan ise 19. yüzyıl içinde bir dönem Mısır Valiliği ardından yerel ve İslami bir direniş olan Mehdi güçlerinin ve 1899’dan itibaren de İngilizlerin elinde kaldı. Kongo ise bir süre II. Leopold’un başında olduğu Belçika krallığına bağlanmıştır. Kongo Cumhuriyeti ise daha çok Fransa’nın tesir sahasında kalmıştır. Bu ülkelerin hemen hemen hepsi Orta Afrika Cumhuriyeti de dâhil olmak üzere 1960’ların başında bağımsız oldular. Görüldüğü üzere Afrika’nın bu kısmında daha çok Fransızların etkisi olduğu söylenebilir. O yüzden her ne kadar bu ülkeler görünüşte bağımsız olsalar da Fransa buradaki nüfuz alanlarından uzak durma niyetinde değildir.

 

Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo’nun da bulunduğu alanla ilgili 19. yüzyılın sonlarındaki en önemli hadise 1885 yılında gerçekleşen Berlin Konferansı oldu. Bu konferans ile birbirlerine çok fazla yaklaşan Batılı güçlerin nüfuz alanları belirlendi ve Kongo, Belçika’ya (II. Leopold’e) bırakıldı. Bu konferansa Osmanlı Devleti de katıldı. Ne var ki eski gücünden yoksun olan Osmanlı Devleti gelişmelere tesir edebilme imkânına sahip değildi. Bu konferanstan sonra birçok gelişme yaşansa da sorunların çözümünde Berlin Konferansı bir referans noktası oldu. Berlin Konferansı Afrika’nın ortalarının da nasıl bölüşüleceğini belirlemesi bakımından önemliydi. Konferansta ağırlığı olan devletlerden biri de Fransa olmuştu ve bölge üzerindeki etkisini muhafaza etmek için gayret göstermişti.

 

Günümüzde Afrika ve Ortadoğu üzerinde etkinliğini her geçen gün arttırmak isteyen Fransa ilk olarak Batı Afrika’da varlığını daha da kuvvetlendirme hamlesine girişti. Mali’de çıkan çatışmaları fırsat olarak gören Fransa ve Fransa cumhurbaşkanı François Hollande Ocak 2013’te askeri bir operasyon yapmıştı. Operasyonun gerekçesi ise aşırı dinci grupları etkisiz hale getirmekti ve Hollande, operasyonun gerektiği kadar süreceğini belirtmişti. Şimdi ise Fransa, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Müslüman grupların iktidarı ele geçirmesinden sonra yaşanan çatışmalarda aktif bir rol üstlenerek işin içine girmiş oluyor. Fransa’nın ortaya koyduğu gerekçeler ise güvenliği sağlamak şeklinde ve Birleşmiş Milletler de bu konuda operasyon için Fransa’ya onay verdi. Ancak tablo bir bütün halinde görülecek olursa Fransa’nın Batı Afrika’da olan bitenlerden rahatsız olduğunu açıkça söylemek mümkündür. Üstelik Afrika’nın bu bölgelerinde başka güçlerin faaliyet yürütmesinden ve bölgedeki iktidarların kendi güdümünde olmamasından son derece rahatsızdır. O yüzden de kendi akışı içinde veya dışarıdan küçük müdahaleler ile düzeltilemeyen işler için askeri operasyonlar hayata geçiriliyor. Ancak bu yöntemle değişiklikler yaratmanın kalıcı sorunlar bıraktığı kesindir. Çünkü doğal olmayan yollar ile müdahaleler etkiden çok tepki doğurmaktadır. Üstelik yaşanan çatışma ortamı çok sayıda sivilin zarar görmesine hatta hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Fransa’nın uygulamaya koyduğu anlaşılan Afrika ve Ortadoğu’da yeniden etkin güç olma politikasının başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek ama bu tür operasyonların önemli sonuçları olacağı kesindir. Görünen o ki bundan böyle Fransa’yı Afrika ve Ortadoğu’da biraz daha fazla göreceğiz.



Yazarın Tüm Yazıları
I.Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümü ve Bölgemizde Ortadan Kalkan Sınırlar
Geleceğimiz tehdit altında
Savaş mı yoksa barış mı?
Sıcak topraklarda sıcak gelişmeler
Güney Sudan’da bitmeyen gerginlik
Mezarlıklarımızda neden servi ağaçları var?
İnsan merkezli bakmak
Türkiye’nin Seçimi
Uluslararası siyasette tıkanmışlık
Rus Siyaseti ve Ukrayna’daki Gerilim
Bölgemizde yeni gelişmeler
Yayılan hoşnutsuzluk
Mısır’da Gelinen Son Durum ve Bölge Huzuru
Cenevre-2 Konferansı
Savrulma
Güney Sudan’da darbe teşebbüsü
Kervan yolda düzülür
Göksu Fırkateyni ve Aden Körfezi’ndeki korsanlar
Ortadoğu’da Amerikan varlığı ve önümüzdeki Amerikan seçimleri
Fransa’nın Orta Afrika’da Askeri Operasyonu
İran İle Yürütülen Görüşmeler ve Cenevre’den Çıkan Anlaşma
Hollande’ın İsrail ziyareti
Dış politikada ince ayar ve Irak
Libya’da Arap Sonbaharı
Sudan’daki Gelişmeler ve Abyei Referandumu
Gaye vasıtayı meşru kılar mı?
İyi Bayramlar
Dünyanın Petrole Olan İlgisi ve Günümüz Petrol Şirketlerinin Doğuşu
İdare-i Maslahatçılık
Nereden Çıktı Bu Silahlı Radikal Örgütler?
Büyük Güçlerin Suriye’deki Çıkarlarının Tarihi Serüveni
Suriye Dosyası: Suriye’nin Hikâyesi
Türkiye’nin Hatıra Defterinde Avrupa Notları
Ortadoğu’da iki kere iki dört eder mi?
Mısır ve Makûs Talihi