Pamukkale Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durmuş Ali Akalın, tvDEN ekranlarında yayınlanan Baş Başa programında gazeteci Emin Aydın’ın sorularını yanıtladı. İran-İsrail çatışması ve ABD’nin bölgedeki rolünü değerlendiren Akalın, çatışmaların durmuş olmasının savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini belirterek, Ortadoğu’da yeni dengelerin ve yeni krizlerin şekillenmeye başladığını söyledi. Türkiye’nin bölgesel konumundan savunma sanayine, Körfez ülkelerinin geleceğinden küresel güç mücadelesine kadar birçok başlığın ele alındığı programda dikkat çeken değerlendirmeler yapıldı.
“ÇATIŞMA BİTTİ AMA SAVAŞ BİTMEDİ”
Programda ilk olarak İran ile İsrail arasındaki son gelişmeler değerlendirildi. Prof. Dr. Akalın, bölgede silahların susmasının kalıcı bir barış anlamına gelmediğini ifade ederek, savaşın farklı biçimlerde devam edeceğini söyledi.
Akalın, tarafların tamamının zafer ilan ettiğine dikkat çekerek, “Ortada bir mutabakat var gibi görünüyor ancak çatışma öncesindeki sorunların hiçbiri çözülmedi. Bu nedenle düşük yoğunluklu da olsa yeni gerilimlerin ortaya çıkması kaçınılmaz” değerlendirmesinde bulundu.
SAVAŞIN ARKASINDAKİ HESAPLAR
İsrail’in İran’ı çevresindeki vekil güçler nedeniyle tehdit olarak gördüğünü belirten Akalın, İran’ın ise İsrail’i bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olarak değerlendirdiğini aktardı.
“İsrail Gazze’deki politikalarını daha rahat uygulamak istiyor. İran ise kendisini savunduğunu düşünüyor. Amerika Birleşik Devletleri ise bölgedeki sorunları tamamen çözmekten çok, belirli bir süre dondurup dikkatini Çin’e çevirmeyi hedefliyor” ifadelerini kullandı.
TRUMP DÖNEMİ TARİHE GEÇECEK
Programın dikkat çeken bölümlerinden biri de ABD Başkanı Donald Trump hakkındaki değerlendirmeler oldu.
Trump’ın tarihte özel bir yere sahip olacağını söyleyen Akalın, “Trump sıradan bir siyasetçi değil, bir fenomen. Dünyanın meselelerini kendisinden başka kimsenin çözemeyeceğini düşünen lider tipolojisinin günümüzdeki en güçlü örneği olarak tarihe geçecek” dedi.
Trump’ın zaman zaman çelişkili görünen açıklamalarının bilinçli bir stratejinin parçası olabileceğini savunan Akalın, bu yöntemin kısa vadede sonuç verebildiğini ancak uzun vadede kurumlara zarar verme riski taşıdığını kaydetti.
“İRAN AYAKTA KALDIYSA KAZANAN TARAFTIR”
Savaşın sonucuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Akalın, İran’ın beklenenden daha dirençli bir görüntü verdiğini söyledi.
İran’daki rejimin ayakta kaldığını, Devrim Muhafızları’nın gücünü koruduğunu belirten Akalın, “Eğer rejim yerinde duruyorsa ve sistem işlemeye devam ediyorsa İran’ın bu süreçten tamamen kaybederek çıktığını söylemek mümkün değil. Tam tersine, birçok hedefe rağmen ayakta kalmayı başardı” ifadelerini kullandı.
KÖRFEZ ÜLKELERİ GÜVEN KRİZİ YAŞIYOR
Çatışmalardan en fazla etkilenen ülkelerin başında Körfez ülkelerinin geldiğini dile getiren Akalın, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’in ciddi bir güvenlik sorgulamasına girdiğini ifade etti.
“Bu ülkeler güvenliklerini Amerika’ya emanet etmişti. Ancak savaş sırasında yaşananlar büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Sadece ekonomik değil, uluslararası prestij açısından da ciddi kayıplar yaşadılar” dedi.
Akalın, bundan sonraki süreçte Körfez ülkelerinin yeni ortaklıklar arayacağını ve Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişebileceğini söyledi.
TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSATLAR
Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye açısından bazı riskler kadar fırsatlar da doğurduğunu belirten Akalın, özellikle enerji, ulaşım ve ticaret koridorları konusunda yeni bir dönemin başladığını vurguladı.
“Hicaz Demiryolu projesinden enerji nakil hatlarına kadar birçok stratejik proje yeniden gündeme geliyor. Türkiye bölgesel merkez olma yolunda önemli avantajlar elde ediyor” dedi.
Türkiye’nin İran’ın zayıfladığı bir dönemde ekonomik ve jeopolitik anlamda elini güçlendirebileceğini ifade eden Akalın, bölgedeki sermaye hareketlerinin de Türkiye’ye yönelebileceğini kaydetti.
SAVUNMA SANAYİ VURGUSU
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayinde önemli mesafeler kat ettiğini belirten Akalın, bu gelişmelerin ülkenin güvenliği açısından kritik olduğunu söyledi.
“Bugün yaşadığımız görece güvenli ortamda savunma sanayindeki yatırımların büyük payı var. Türkiye artık yalnızca bölgesel bir güç değil, küresel oyuncu olma yolunda ilerleyen bir ülke görünümünde” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bunun yalnızca askeri güçle mümkün olmayacağını vurgulayan Akalın, diplomasi, akademi, teknoloji ve medya alanlarında da aynı düzeyde gelişim gerektiğini ifade etti.
“FİKİR ÜRETMEYEN ÜLKELER AYAKTA KALAMAZ”
Programın son bölümünde Türkiye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akalın, askeri yatırımlar kadar insan kaynağına yapılacak yatırımların da önem taşıdığını söyledi.
“Savunma sanayine yaptığımız yatırımlar kadar üniversitelerimize, düşünce kuruluşlarımıza ve bilim insanlarına da yatırım yapmak zorundayız. Gelecekte ayakta kalacak ülkeler fikir, teknoloji ve değer üreten ülkeler olacak” dedi.
Türkiye’nin hem Balkanlar hem Kafkasya hem de Ortadoğu’da tarihsel birikime sahip olduğunu vurgulayan Akalın, bu mirasın ancak nitelikli insan gücüyle değerlendirilebileceğini belirterek, “Artık sadece kendi sorunlarımıza değil, bölgemizin sorunlarına da çözüm üreten bir ülke olmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
YENİ DÖNEMİN ŞİFRESİ: GÜÇLÜ İNSAN KAYNAĞI
Programın sonunda Ortadoğu’daki krizlerin kısa vadede sona ermeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Durmuş Ali Akalın, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu fırsatları değerlendirebilmesi için güçlü kurumlara, nitelikli insan kaynağına ve uzun vadeli stratejik planlamaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Akalın, “Bu coğrafyada ayakta kalabilmek için sadece güçlü silahlara değil, güçlü fikirlere ve güçlü insanlara da ihtiyacımız var” sözleriyle değerlendirmelerini tamamladı. (HAZEL BAYIK)
























ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.