“Devletimiz bizi birilerine muhtaç etmemeli”

7 Nisan 2021, Çarşamba 10:20

     


Doktora Öğretim Üyesi Uğur Tatlısumak, “Biz bir yandan okurken bir yandan çalışırdık ama ben her zaman için şunun sıkıntısını çekiyordum, devletimiz bizi bu noktada birilerine muhtaç etmemeli. Yani Anadolu’nun farklı sosyal tabakalarından gelen insanların aklını kimsenin cebine koymaması için devlet bu noktada özgür bireylerin yetişmesi için imkânlarını açmalı” dedi.

(FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN)

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Doktora Öğretim Üyesi Uğur Tatlısumak, tvDEN ekranlarında hafta içi her gün yayınlanan Gazeteci Emin Aydın’ın hazırlayıp sunduğu Emin Aydın’la Baş Başa’nın konuğu oldu. Tatlısumak, Devletin destekleriyle genç bireyleri kimseye muhtaç etmemesi gerektiğini belirtti.

“UĞUR TATLISUMAK KİMDİR?”

Tatlısumak, “Ben 1977 yılında Konya’da dünyaya geldim. Ortaokulu Konya’da, liseyi İstanbul Ümraniye Endüstri Meslek Lisesi’nde okudum. Bizim hedefimiz şartlar ne kadar zor olursa olsun o zamanlarda soruyorlardı, ‘ne olmak istiyorsun?’ diye, bilim insanı olmak istiyorum diyordum. Bilim insanı olmak illa üniversite okumak anlamına mı gelir. Tabi ki üniversite okumak çok önemli bir fırsat ama bilim insanı olmak insanın soru sormasıyla, okumasıyla ve düşünmesiyle alakalı bir şey. Yani tarihi etkileyen birçok insana da bakıyoruz, hayatın içerisinde dopdolu gelen insanlardır. Peygamberlere bakıyorsunuz çoban, tarihi etkileyen bazı insanlara bakıyorsunuz. Çobanlık mesleğinde uğraştığı sürü psikolojisini çok iyi biliyorlar. Toplum psikolojisine oradan bir kıyaslama yapıyorlar. Fakat bunlar tarih yazmamış, tarihi etkilemiş, tarih yapmış insanlar. Ben hem akademi hem bilimle, hem de hayat arasında oldum, bir ayağım hayatın içerisinde bir ayağımda sürekli bilim dünyasında bulunduğum şartlar ne kadar farklı olsa da takip etmeye çalışmış bir insanım” dedi.

“LİSE SÜRECİNDE FARKLI İNSANLARI TANIMA İMKÂNI BULDUK”

Lise sürecinde farklı dünyaları ve insanları tanıma imkânı bulduğunu belirten Tatlısumak, “Lise sürecinde biz hem çalışıyorduk, hem de okuyorduk. Tabi o zamanlar İstanbul’da Kadıköy’de işportacılık yapıyorduk. Çok farklı siyasi kulvarda insanlar geliyorlardı. Farklı dünyaları, farklı insanları tanıma imkânı bulduk. Empati kurma yeteneğimiz bu şekilde gelişti. Gözlem egzersizi yapmak kitleleri, toplumu ve insanları anlamak yani empati kurabilmektir. Bu insanlar ne diyor, bu insanların derdi nedir? Birçok kesimle iletişim kurabilmeyi ne kadar becerebiliyoruz, kendimi doğru anlatabiliyor muyum, karşı taraf beni yanlış mı anlıyor?, yani bu empati becerisi insanda bağnazlığı tek bir perspektiften bakmamayı insana öğretir. Aslında bilim dediğimiz şey yaşamın kendisidir. Özellikle sosyal bilimler ve fen bilimleri içinde öyle. Kütüphanenin daracık alanlarında da çok önemli çalışmalar yapılır. Toplumsal sorunlarla, yaşamın sorunları, doğa bunların sürekli gözlemlenmesi gerekir ki çok daha kompleks olan geniş bir bakış açısına sahip olalım” diye konuştu.

“İYİ BİR FELSEFİ MANTIĞA SAHİP OLAMAZSANIZ, BİR BİNA İNŞA EDEMEZSİNİZ”

Tatlısumak, “Siyasal bilimlere doğru yönelmek istiyordum fakat kafamın bir köşesinde her zaman şu düşünce vardı, o da tarihti. Tarih, sosyal bilimlerin anasıydı, membasıydı. Tarihsiz hiçbir şeyin olması bu anlamda mümkün değildi. Sosyal bilimlerde o alandan beslenmek zorundaydı. Tarih dediğimiz mesele aslında çimentosu, kumu, tuğlası, kiremiti vs. her şeyi ayrı yerlerde olan bir alan. Siz eğer iyi bir felsefi temele doğru bir analiz mantığına sahip olamazsanız bu malzemelerden bir bina inşa edemezsiniz” diye konuştu.

“DÜŞÜNCELERİME PALANGA VURULMASINA HİÇBİR ZAMAN RAZI OLMADIM”

Tatlısumak, “Bizim bir destekçimiz yoktu. Türkiye’de birçok bu anlamda burs veren vakıf ve dernekler vardı, pek fikir olarak ta uyum sağlayamıyorduk. Ben özgür düşünceyi ve düşüncelerime palanga vurulmasına hiçbir zaman razı olmadım. Çalıştım zabıta kovaladı, çorap sattık ama düşüncemizi ve özgürlüğümüzü kimsenin cebine koymadık. Bunun bedelleri ağır oldu. Yaşam gerçekten çok zor, çünkü insanlar denizin ne kadar fırtınalı olduğuna değil, gemiyi karaya yanaştırıp yanaştıramadığımıza bakarlar. İnsanlar güce endekslidir. Başarıya tapma temahülleri vardır. Yani doğruyu bulma, doğruyu yapma temahülleri daha azdır. Doğanında bu noktada bir kanunu ama insan doğadaki diğer varlıklardan farklı bir varlık, çünkü doğa güce endekslidir, gücün etrafında döner ancak insan doğadaki var olandan olması gerekeni çıkartamaz. İnsan farklı olmak zorundadır. Bir adalet kurmak zorundadır. Türkiye’deki bu patrona sisteminin bu ilişkilerin yumağı içerisinde, bu sert çarkın içinde yıllar sonra bir nebze çıkabilmeyi başarmış insanlarız” dedi.

“DEVLET BİREYİ BİR YERE MUHTAÇ HALE DÖNÜŞTÜRMEMELİ”

Tatlısumak, “Bir yandan okurken bir yandan çalışırdık ama ben her zaman için şunun sıkıntısını çekiyordum, devletimiz bizi bu noktada birilerine muhtaç etmemeli. Yani Anadolu’nun farklı sosyal tabakalarından gelen insanların aklını kimsenin cebine koymaması için devlet bu noktada özgür bireylerin yetişmesi için imkânlarını açmalı. Yani Mustafa Kemal Atatürk’ünde dediği gibi, ‘Vicdanı hür, aklı hür nesiller’ bu şekilde ortaya çıkar. Sivil toplum kuruluşlarından insani anlamda hizmet eden birçoğunu istisna tutuyoruz. Devlet bu noktada bireyi bireye muhtaç hale dönüştürmemelidir, özellikle Anadolu çocuklarını. İyi insanların özgür bireyler olarak yetişebilmeleri için kendilerine güç verecek devlet sisteminin, mekanizmasının bu noktada sağlıklı kurulması lazım. Eğer bu şekilde ilişkiler sağlıklı olarak inşa edilirse iyilerin kötülerin güdümünden çıkıp çok daha özgür fikir üretebileceği ortamlar yaratılmış ve oluşturulmuş olacaktır” ifadelerini kullandı. (AYHAN BOĞATARAN) 







 
Son Eklenen Haberler