Uğur ESER

FİLMLERİN SÖZSÜZ KAHRAMANI: HANS ZIMMER

19 Ağustos 2017, Cumartesi

     

Bir Besteci düşünün, ismini bilmeyenler olsa dahi, dünyada yaşayan insanların tamamı bestelerinden bir tanesi çaldığında ”ben bunu tanıyorum” diyebildiği. Nasıl bir etkidir bu anlatamam. İnsanlar sanattan konuşurlar, sanatçıdan ve bununla ilgili saatlerce tanımlamalar üzerinde tartışırlar, sanatçı kimdir, kim değildir diye.

Sinemada müzik kullanımı, yıllarca uzun tartışmalara neden oldu. Birçok sinemacı açısından filmlerde müzik kullanımı sahnelerin hakiki duygularına zarar veriyorken, başka sinemacılara göre ise sahnelere anlam katan bir durum. Söz konusu sinema tartışmaları olduğunda başucu kitabı olan Mühürlenmiş Zaman eserinde, Tarkovski, sinema ve müzik ilişkisini şöyle açıklamıştır: “Görsel film malzemesinin seyircilerin algılama sürecinde belli bir biçim bozukluğuna uğraması istendiğinde, algılama sürecinde daha ağır veya daha hafif, saydam ve yumuşak ya da kaba ve elle tutulur bir etki yaratılmak istendiğinde müzik gene yardıma koşar. Bir yönetmen, şu veya bu müziği kullanarak seyircilerin duygularını kendi istediği yere yöneltmek, onların görsel olarak sergilenen nesneyle ilişkilerini genişletmek olanağına kavuşur”.

Bugün film müzikleri, popüler sinemada en az film kadar üzerine düşünülen bir durum. Özellikle Hollywood'da film müziklerine yönelik müthiş bir ilgi alaka olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Sadece Hollywood da değil, genel olarak bütün dünya sineması geleneğinde film müzikleri, çok önemli bir yerde duruyor. Bu durum, aynı zamanda sinemanın tarihi kadar eski. İlk sessiz filmler de sinema salonlarında orkestra tarafından canlı olarak hazırlanan müziklerle birlikte izleniyordu sonuçta. Ve dolayısıyla, İyi film müziklerinin en az filmin kendisi kadar, oyuncuları kadar seyircinin aklında kaldığı da bilinen bir gerçek. Coppola’nın Baba serisini düşünelim, filmin bütün harikalığının yanında Nina Rota’nın unutulmaz müzikleri de aklımıza gelir ya da Eleni Karaindrou’nun melodilerini, Theodoros Angelopoulos filmlerini düşündüğümüzde anında kulağımızda işitmeye başlamaz mıyız? Bu bağlamda, iyi film müzikleri sahnelere anlam katar demek yanlış olmaz sanırım.

Film müziği denilince, hiç şüphe yok ki, Hollywood'da artık bir marka haline gelen biri var, o da Hans Zimmer.  1957 yılı Frankfurt doğumlu Zimmer, Hollywood'da 50'den fazla film müziği besteledi. 7 Oscar adaylığı bulunan ve bir kez Aslan Kral filmiyle bu ödüle layık görülen Zimmer’in yapmış olduğu müziklerin şöhreti, Türkiye'de bile karşılık bulmuş, Karayip Korsanları filmi için bestelediği müzikleri bir dönem ana haberlerin fon müziği bile olmuştu. Zimmer’in müzikal kariyerindeki ilk başarısı, enteresandır, film müzikleriyle olmamış. Buggles grubuyla çıkardıkları ilk 45'lik Video Killed the Radio Star parçasıyla tanınmaya başlasa da Zimmer’in şöhretindeki esas pay sahibi malum. Özellikle 1990’lı yıllarda, Yağmur AdamThelma ve LouisThe Rock ve Aslan Kral gibi filmlerle şöhreti ve saygınlığı arttı. 2000'li yıllarda ise başta Lisa Gerrard, Civan Gasparyan gibi müzisyenlerle birlikte hazırlamış olduğu Gladyatör filminin müzikleriyle ise sanatında zirve yaptı. Zaten bu filmle beraber epik filmlerin aranan müzisyeni olmuş, 2000'li yılların ortalarında Pearl HarborSon Samurayİnci Kırmızı HatKral Arthur ve Batman Başlıyor gibi filmlerin müziklerini yazmıştı.

 

Hans Zimmer’in yönetmenin belki diyaloglarla ya da oyuncuların bakışlarıyla tam olarak sağlayamayacağı hissiyatları sağladığı aşikâr. Gladyatör’le birlikte akla hemen Lisa Gerrard'ın büyüleyici sesi ya da Civan Gasparyan duygu dolu duduku geliyor. Dan Brown’ın ünlü romanından uyarlanan Da Vinci Şifresi için yapmış olduğu bestelerde ise ruhunun bir yanı aryalara ve dini müziklerle vermiş öbür taraftan da yine kusursuz bir şekilde hazırlanmış olan orkestrasyonla birlikte sadece filmin kusurlarını kapatmamış, aynı zamanda Dan Brown'ın satırlarına da bir anlamda melodiler yüklemişti.

Zimmer'in başarısındaki en büyük nedenlerden biri de, yönetmenin yaratmış olduğu evrene uygun en iyi parçaları yazarak sizi gerçeklikten bir an olsun koparıp filmin içerisine sokması. Bu yüzdendir ki, büyük savaş sahneleri, tam onun işidir. Son Samuray filmi, filmin kalitesinden ayrı olarak müzikler konusunda bu iç içe geçmişliği çok iyi yakaladığı için müthiş örnektir. Özellikle Zimmer’in bu filmin için hazırlamış olduğu kompozisyonlarda Japon müzikal geleneğiyle batı müziğini harmanlamasından ortaya çıkan sonuç, neredeyse kusursuzdur.

 

Zimmer’in son yıllarda bu uyumlu kan bağını yakaladığı yönetmenlerin başında ise Christopher Nolan geliyor. Nolan’ın Batman serisini yeniden ele aldığı ilk film Batman Başlıyor ile başlayan ortaklıkları, Batman serisinin diğer iki filmi, Inception ve Iron Man ile devam etti. Zimmer’in Nolan’ın karanlık dünyasına yaraşır bir şekilde, oldukça karanlık melodilerin güçlü bir orkestrasyon ve elektronik altyapılarla sunulması, Nolan’ın dünyasının etki gücünü katlıyor adeta. 

İzlediğiniz filmlerde, ne zaman onun hazırladığı müzikleri işitseniz, bir elin sinema perdesinden çıkıp sizi filmin dünyasına çektiğini hissedersiniz. İşte Hans Zimmer'in müzikleri izleyici üzerinde yaratmış olduğu etki budur, biraz da insanı başka bir dünyaya davet etmek. Onu bu denli özel kılan da sadece filmlere katmış olduğu güçlü melodiler değil, aynı zamanda yazmış olduğu müziklerin kendi başlarına bile taşıdıkları güçlü anlam ve duygular.