Özgür Ekiz

ÇEŞME-ALAÇATI-ILDIR-URLA GEZİSİ

8 Ekim 2016, Cumartesi

     

Geçen hafta sonu pazar günümüzü, güzel bir rotasyon olan İzmir’in gezi noktalarından Çeşme bölgesine ayırdık. Sabah erken saatlerde hareketimizin ardından Şirince yolundaki yeni bir mekan olan Oasis Aile Kahvaltı Bahçesi'ne konuk olduk. Grup halinde serpme kahvaltımızı, mandalina ağaçları ve yeşillikler içinde aldık. Hafta sonu için ailenizle gidebileceğiniz çok güzel bir mekan ve sahibi olan Hülya Hanım çok sevecen, sıcakkanlı ve misafirperver. Bizleri grubumuzla çok iyi ağırladı.

Aklımızdaki açlık kavramını giderdikten sonra, ağzımızda o enfes balın tadıyla otobüsümüzü Çeşme merkezine kadar sürüyoruz. Yolculuk esnasında araç içinde rehberimizin anlatımlarıyla, zaman zaman fıkralarıyla ve birbirinden güzel Türk Sanat Müzikleri eşliğinde Çeşme’ ye ulaşıyoruz.

Çeşme; bildiğiniz üzere son zamanların en sosyetik, elit tabakasının tatil mekanlarından bir tanesi. Bu güzel şehre gelmişken ilk uğrak yerimiz Çeşme Kalesi oluyor. Kale; 1508 yılında 2'nci Beyazıt tarafından inşa edilmiş. Kale’nin tarihi her ne kadar önemli olsa da ülkem insanının en çok dikkatini çeken şey, tarihinden öte, kalenin zirvesinden gözlemlenen muhteşem Çeşme Marina manzarası oluyor. Giriş, yetişkin 8 lira. Müze kart ve Maksimum kart ile giriş yapabiliyorsunuz. Öğrenci ve 65+ yaş üzerine ücretsiz. Mutlaka çeşmeye gitmişken kaleye çıkıp bu güzel kentin fotoğrafını çekmenizi öneriyorum. Toplanma yerimiz olan kalenin karşısındaki dondurmacı, sanıyorum hayatının en yoğun dondurma satışını yapmıştır.15 dakikada 45 tane dondurma. Ve en son ayrılırken dondurmacının bana sorduğu soru: ''Abi sizin geldiğiniz yerde dondurma yok mu?''

ZENGİNLERE HİTAP EDİYOR

Çeşme’ den ayrılıp otobüsümüzü Alaçatı’ya çeviriyoruz. 20 yıl öncesine kadar kimsenin bilmediği uğramadığı Çeşme’nin mahallesi burası. Ama şimdilerde ise yerli yabancı turistlerin uğrak yeri. Sörfçülerin, 'dünyanın sayılı yerlerinden' olarak nitelendirdikleri bir yer. Aracımızdan indiğimizde bizi farklı büyüklükteki yel değirmenleri karşılıyor. Alaçatı’ya yüksek bir yerden bakan bu değirmenler, herkesin uğrak noktası. Alaçatı’yı yukarıdan fotoğraflama şansınız oluyor. Ama değirmende bulunan Cafe’ye oturmamanızı rica ediyorum. Çünkü; bebeğine mama yerdirmek için oturan bir kadına bile “Bir şey içmeyecekseniz kalkar mısınız?” diyebilecek kadar şımarmış bir işletme. Aslına bakarsanız tüm Alaçatı bu vaziyetten nasibini almış diyebiliriz. Pek orta sınıf misafirle işleri yok. İşletmeler genelde, büyük şehirlerden gelen misafirlerini ağırlıyor. Fiyatlar uçuk olduğu için orta sınıf gezginler ise sadece sokaklarında dolaşıp fotoğraf çekmekle yetiniyor. 20 yıl öncesine kadar kimsenin bilmediği Alaçatı, şu an misafir seçer duruma gelmiş durumda. Ama şunu da söylemeliyim ki kesinlikle bir kez görülmesi gerek muhteşem bir atmosferi var.

TEK AĞAÇLI ADA

Alaçatı'daki serbest zaman sonrasında, bir sonraki gezi noktamız olan Ildır’a doğru yola koyuluyoruz. Bu sefer otobanı kullanmayıp eski ve dar yollardan yarım saatlik bir yolculukla Ildır’a ulaşıyoruz. Ildır; köylülerin diliyle Ildırı; eski bir balıkçı köyü. Köy, son zamanlardaki bir diziyle (Fatma Gül’ün Suçu ne) meşhur olmuş. Onlarca teknenin bulunduğu sahilinde bir çay molası veriyoruz. Sahile oturduğunuzda karşınızda tam 28 tane irili ufaklı ada görüyorsunuz. Bu adacıklardan bir tanesi var ki; üzerinde bir ağaç dikili. Zamanında rahmetli Zeki Müren bu adacığı satın alıp ev yapmak ister ama olumlu karar çıkmaz, o da gider Bodrum’a yerleşir. Ildır'da yaz aylarında kesinlikle gün batımını görmenizi tavsiye ediyorum. Şu aralar günler kısa olduğu için göremedik. Bir de meşhur lokmacıları var. Otelin hemen yanında. Gittiğinizde mutlaka tadına bakın.

BALIK KEYFİNE UYGUN

Artık gezimizin son noktası olan Urla’ya doğru yola çıkıyoruz. Bölge hep dizilerle meşhur olmuş bir yer. Urla’da da Kavak Yelleri adlı dizi çekilmiş. Güzel bir sahil kasabası. Sahilde yan yana dizilmiş onlarca balık restoranları mevcut. Restoranların hepsi Karantina Adası'na bakıyor. Eski dönemlerde Mekke’den dönen hacılar, önce adaya gemilerle getirilir, üzerindeki kıyafetler aklanır paklanır, banyo yaptırılır, herhangi bir hastalık var mı yok mu araştırılırmış. İyi olanlar evlerine gönderilir, bir hastalık çıkanlar ise bu adada tedavi süresince karantinaya alınırmış. Bu adaya şu an ince uzun bir yol yapılmış, aracınızla ya da yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ama size tavsiyem; mutlaka Urla’da balık keyfi yapmak için en az 2 saatinizi ayırın. Doyumsuz bir atmosfer yaşayacaksınız. Ha unutmadan bir de katmerleri meşhur. Katmer istiyorsunuz; size neyli istediğinizi soruyorlar. Kıymalı? Peynirli? Otlu? Hemen bizim bildiğimiz katmer olmadığını anlıyoruz. Ve nasıl bir şey olduğunu an azından tatmak için söylüyoruz. Bizim gözleme veya pişiye benzer bir yapılma şekli var. Yine de tatmanızı öneriyorum.

Ve artık saatler 19.30 olmuş, yavaş yavaş otobüsümüze binip bu güzel gezinin unutulmaz tatları ve anlarıyla dönüş yolculuğuna geçiyoruz. Bu geziyi bir seyahat acentesiyle veya kendi aracınızla mutlaka yapmanızı tavsiye ediyorum. Bol gezmeli ve eğlenceli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle…