Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Yirmi yaşında

31 Ocak 2019, Perşembe

     

Saat 02:15. Araç nehrinin aktığı memleketimin en işlek bulvarında bir köşeden yazıyorum bu satırları. Radyodaki tiz sesli sunucunun deyimiyle “kendini yalnız hissedenlere” armağan edilen bir Cengiz Özkan yorumuyla baş başayım. Her zamankinden biraz daha soğuk bir gece, soğuk ve umarsız. Bu sefer, acemi bir şehiriçi şoförüne maruz kalıp aracın içinde bir sağa bir sola savrulan mağrur yolcuya benzeyen ülke gündeminden bahsetmeyeceğim.

“Bugün oturdum ölümü düşündüm.” diyor, kuşağımın tanımadığı şair, acı bir çığlıkla. Bende bugün oturdum ölümü düşündüm. Sarsıldım. Hiçbir zaman ulaşamayacağımız mutlak güvenlik için harcanan onlarca yılı, içinde bulunduğumuz anda kurulan hayallerin her zaman bizdeki değişimden sonra geldiğini ve bu gelişin artık bizde düşlediğimiz gibi bir yankı uyandırmadığını düşündüm. Bir kağıt kolumdan tutarak sakinleştirdi. Sonra gözlerimin içine bakarak insan ömrünün kısalığından ve bu kısalığın düşünüldükçe yok olduğundan bahsetti.

Kendimizi bilmeye başladığımız zamanlarda iyi bir liseye gitmek için harcadığımız emekleri hatırlarız. Zaman geçer ve hayalini kurduğumuz lisenin bahçesinde orada olmanın mutluluğunu hissedemeden iyi bir üniversite kaygısını yaşarız. Kaygıyla geçen yılları yoğun baskılar, bir başkasının hayatından verilen örnekler, “yaparsın, edersin” başlığıyla yüklenen yapay özgüvenler takip eder. Gün gelir üniversiteye gideriz ve “ Vay be, ne günlerdi!” diye diye içinde bulunurken güzelliğini gelecek endişesi nedeniyle yaşayamadığımız zamanlarımızı anımsarız. Bir yanda da bir iş bulma ve doğru kişiyi bulup ülkeyi değiştirecek hayalleri evin bir köşesine bırakarak düzenli hayatın içine atılma gayesi vardır.

Aradan biraz daha zaman geçer, olması gerekenden daha fazlasıyla yaşanan bütün bu kaygılar mücadele gücümüze el koymuşlardır. Artık sorumluluğuna sahip olduğumuz bir aile ve geleceğini temin etmek zorunda hissettiğimiz bir evladımız vardır.

Bir süre daha geçer, artık eski günleri anımsamak daha da çekici bir hal alır. Nitekim her akşam saat kaçta sizi evinize götürecek olan hangi sokaktan geçeceğiniz sabitlenmiştir. Gündelik sıkıntılar, telaşlar, küçük sürprizler sayesinde bir zaman daha farkında olmadan atlatılır.

Tek tük telefonlar gelir dostların yaşama veda ettiği ile ilgili. Sağlığınızda bir sıkıntı yoksa şanslısınız, empati yapmayı akıldan dahi geçirmeden biraz hüzünlü kapatırsınız telefonu.

Yaşanmışlıklar, hayaller, aşklar, tutkulu sevdalar, kıskançlıklar, dostluklar ve dahası şu an ile kaygısını çektiğimiz gelecek günün arasına sıkışmışlardır.

O kaygıyı ne kadar yaşamalı ya da kendimizi şu ana ne kadar kaptırmalı?

Bir uzman değilim, şunu yapmalısınız diyecek biri hiç olmadım. Tek bildiğim gerçek bu sorunun cevabının kişinin kendinde saklı olması.

Saat 03:10. Şimdi radyoda çıkacak ilk şarkıyı sizlere armağan ediyorum.

“Ve ben ölümü düşündüm bu gece. İrkildim ve biraz ürperdim. Ölümü düşündüm bu gece, yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.”

Sevgilerle…