Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

İÇ SES

30 Ekim 2018, Salı

     

Selam, sevgili dostlar. Uzun bir zamandır benliğimin içinden kopan cümleleri sizlere ulaştıramadım. Akademik ve sosyal hayatımı etkileyen birkaç durumdan dolayı bu güzelim beyaz sayfalardan uzak kaldım. Onca geçen zamanın ardından mutlak değişen kalıpların olmasını ummuştum, yalnız yine yanılmışım.

Geçen gün -uzun adıyla- Kamu Personeli Seçme Sınavı’na giren bir öğrencinin yanına oturdum. Test kitapçığını açması için verilecek komuta çok az kalmışken sordum, “Niçin bu kadar streslisin, rengin atmış?”

İlk başta aldırış etmeyen genç daha sonrasında sorduğum soruyu bastırılması gereken bir isyan gibi görerek hücum birliklerini kullandı ve “Sakin olmalısın, her ne kadar bu sınavdan başka çaren olmasa da, sakin olmalısın.” dedi.

O anda bir düşünce yumağı halinde olsam da bu kadar şaşıracağımı ve cevap vermekte cılız kalacağımı tahmin etmiyordum. Birazcık duraklayıp öğrencinin içindeki sesi susturduğunu sanıp tebessüm etmesini izledim. Daha sonra konuyu derinlemesine analiz edebilmek için en ağır silahlarımdan birini patlattım. “Bu sınavdan başka çaren nasıl olmaz? En kötü ararsın dayını, sana aradığın şekilde bir iş bulur. Hem geçen geldiğinde bu sınavdan kaç alırsan al seni bir şekilde atayacaklarını söylememiş miydi?”

Kaygıları tutsak eden bu cümleleri duyan genç biraz rahatlayıp sırtını sandalyeye henüz yaslamıştı ki yüzünde birazcık endişe ile doğruldu. Gözlerini sol alt köşeye dikip, sanki bir şeyler hatırlamak istiyormuş gibi uzun uzun boşluğa baktı. Bir an kaşları çatıldı. Son sürat hızla dönen bir pervaneye çelikten bir çubuk sokulmuş gibi düşünceleri de birden paramparça oldu. İçinden gelen bir şeyin duruma müsaade vermediği aşikârdı. “Dayımı ararım aramasına, bir telefonla aylarca peşinden koştuğum, gecelerimi gündüzlerime katıp emek verdiğim sınava bağlı kalmaksızın beni hayalini kurduğum işe sokabilir. Ancak ya birilerinin hakkına girmiş oluyorsam?

Genci içinden gelerek neyin rahatsız ettiğini anlamıştım. Çünkü içten duyulan hisler kesinlikle bir yerlerde açığa çıkar ve mutlaka doğruyu söylerlerdi.

Bu savaşta hangi kılıcı kullanacağımı biliyordum fakat genç, bir kılıç darbesine hazır olmadığını belli edecek kadar masumdu. “Doğru söylüyorsun, birlikte eğitim gördüğün arkadaşlarının, aynı sofradan yemek yediğin insanların, senden daha çok bu işe ihtiyacı olanların ve en geçerlisi de çalışması ve bilgisiyle tüm sıralamalarda üstünde olan insanların hakkına gireceksin.”

Genç, haklı bulunmanın verdiği hazzı birazdan başlayacak olan sınavın heyecanıyla sindiriyordu. Hazzın bittiği an elini masanın üstüne götürerek şeffaf kabı açtı. İçinden daha önceki girdiği sınavlarda yediği için acımsı tadını bildiği mavi şekeri çıkardı. Küçük bir farklı duygu onu belkide bu diyalogdan kurtarabilirdi. Ancak bu konuşma ben ne zaman istersem o zaman bitecekti, çünkü insanın iç muhasebesi doğruya ulaşmadan son bulmazdı. Genç, şekerin kâğıdını iki eliyle tutarak bir rulo haline getirdi. Ardından sağ ayağının parmak ucunu yere sürterek, “Kimsenin hakkına girmek istemem. Hayatımda gördüğüm bu şekilde bir yerlere gelen insanların acınası hallerini ve pişmanlıklarını yaşamak istemem. Ayrıca bizler inanan insanlarız öyle değil mi? Bunun birde sonrası var diyorum hep ve ne zaman bunları söylesem tıpkı senin gibi bir ses çıkıp herkesin bu şekilde yaptığını ve herkes yaptığı için benim de yapmamın normal karşılanacağını söylüyor.” dedi.

Genç, istemsizce son birliklerini kalemi kuşatmak emriyle göndermişti. Dünya üzerinde birçok savaş gördüğüm, her iki cihan harbinde de bulunduğum unutulmasın. Bu savaşlarda yazılan destanların öyle kolay olduklarını sanmayın. Ortaya çıkmalarındaki en temel güç bu gencin kurduğu son cümlede gizlidir. ‘Bir başkası da böyle yapıyor’, ‘onlarda bunu onayladılar’, ‘yalnız değilim’ gibi cümleler o acılı siperlerde duyacağınız en olası cümlelerdir.

“Bak genç! Bir insanın kaderine müdahale edebileceğine inanması doğaldır. Nitekim kişinin aslında olan kaderi, o insanın müdahale ettikten sonraki hali yani son halidir. Bunu anlayıp yaşayabilmek büyük bir denge sorumluluğu yükler omuzlarına. Bir işi yaptığında ‘acaba daha iyisini yapabilir miydim’ dersin ya da elinden geleni yaptığına kendini inandırıp ‘kader bunu getirdi’ dersin. Her ikisinde de olacak olan insanın kaderinin ta kendisidir. Ancak bazen bazı yaşanılan olaylar ileride farklı bir form halinde tekrar hayatına çıkarlar. Yani bugün yere attığın bir tükürük ileride yarım kova yağmur suyu olarak başından aşağıya dökülebilir. Dünyaya bırakılan her etki dünyadaki diğer etkilerle harmanlanarak herkesi etkiler. Sen şuanda birtakım insanları araya koyarak işe başlamayı, onca insanın haksız yere önüne geçmeyi düşünüyorsun. Bunu düşünmek bile dünyaya bırakılan olumsuzluklardan başka bir şey değil. Hem yere tükürdüğünde günün birinde baştan aşağıya ıslanacağını artık sende biliyorsun. Böylesine küçük şeylerin dönüp dolaşıp kişiyi yine bulduğu bir düzende bu riske girilir mi sen karar ver. Ayrıca bu geri dönüş mevzusu sadece kötü şeyler için değil, güzel şeyler içinde geçerli. Mesela bugün tanımadığın bir çocuğa aldığın bir çikolata, bir başka zamanda sana ceza kesmeyen bir polis memuruna dönüşebilir.

Kısacası anlatmak istediğim: Her ne yaparsan onu bulursun. Denemesi bedava. Vereceğin kararı, beyninin içinden çıkan bir ses olarak, biliyorum ve gerçekten inanmanı istiyorum; Bugün bir başkasının hakkını yememek için elinin tersiyle ittiğin küçük bir fırsat yarın kendi emeğinle hak ettiğin, olmasını hiç tahmin etmeyeceğin, kocaman bir fırsata dönüşecek.

Şimdi birçok gencin nefes almasını zorlaştıran ancak bir gün, sadece hangi ilde görev yapacaklarını seçecekleri sınava dönüşecek olan şu sınavı güzelce bitir.

Çıktığında tekrar görüşürüz.”

Sevgilerle.