Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

BİR BİRA

29 Ocak 2019, Salı

     

Yoğun geçen bir günün ardından üç beş kurabiye ile akşam yemeğini geçiştirmiştim. Sıkı bir denetim yapıyorduk. Soğuktan az da olsa kaçabilelim diye bir sobanın etrafında ellerimizi ateşe yöneltip hissettiğimiz sıcaklığı tüm vücudumuzda hayal ediyorduk. Her nöbette tam da bu saatlerde güzel muhabbetler çevrilirdi. Atandığım günden beri bekârlığıma takılan amirim, sanki ezberlediği kalıpları tekrardan kullanıyormuş gibi virgül tonlamasına kadar aynı cümleleri söylerdi. Buraların kızlarının edebinden, güzelliğinden, akademik başarılarından anlatır da anlatırdı.

Çocukluk hayalimdi polis olmak. Okuldan çıktığım zamanlar en yakın dörtyolda elinde düdük, kafasında şapkayla anlamsız el kol hareketleri yapan amcaları izlemeye bayılırdım. Her gün en aşağı on beş dakikamı bırakırdım bu köşe başında. Bir gün polis memurunun yaklaşarak “Neden öyle baktın çocuk, bir problem yoktur umarım?” demesine kadar bu nazik beyefendilerle meslektaş olmayı hiç düşünmemiştim. O gece kendime ömrümün geri kalanını büyük bir hayranlıkla izlediğim polis memurları gibi geçireceğime söz verdim. Yıllar geçti aradan, yoğun bir okul temposu ve aynı yıllarda televizyonlardan takip ettiğim polisiye diziler… En sonunda mezun olup diploma puanım vesilesiyle memleketimi atandım.

Amirimin ezberini tekrarlamasından sonra müsaade isteyip çevirmeyi yaptığımız karayoluna çıktım. Rutin kontrollerimizi yapmamıza rağmen insanların suratları da en az bu gece kadar soğuktu. Her ne kadar anlaşılmasa da, bir ayağını eleştiri ve yorumlara kapalı olan kurallar çerçevesine, diğer ayağını bu kurallara eleştiri ve yorum yapan halkın çerçevesine basıyor olmak yadsınamayacak bir ara personel zorluğudur.

Saat epeyce ilerlemiş, yol iyice tenhalaşmıştı. Karşıdan gelen bir aracın selektör yapmasıyla yönümü iyice trafiğin akış yönünün tersine döndüm. Araç kendi şeridinde dans ediyor, bir yandan da selektör yapmaya devam ediyordu. Elimdeki fenerle sağa yanaşması gerektiğini işaret ettim. Araç çok düşük bir hızla ancak hızından hiç ödün vermeyerek üzerime geliyordu. Bizi gördüğü andan beri başlayan selektör olayı da kesilmemişti. Bu şoförün daha öncekilere hiç benzemiyor olacağı adeta göz kırpıyordu.

Aracın hizamıza gelip durması için yirmi beş saniye kadar fener işareti yapmıştım. Turuncu, yeni boyandığı yansıttığı ışıklardan belli olan, bakımlı bir vosvos. Pencereye yaklaşıp en sevdiğim hareketlerden biri olan, bileğimin sabit kalıp elimin üç yüz altmış derece çevrilmesiyle “pencereyi aç” anlamına gelen manevrayı yaptım. Pencerenin açılmasını beklerken açılan kapıdan uzun paltolu bir adam indi. Dağınık saçlarını bir eliyle düzelmeye çalışırken, “Pencere sıkıntılı memur bey, nasıl yardımcı olabilirim?” dedi.

İstemsizce bir tebessüm kapladı yüzümü. Olacak olanları her ikimizde saniyesi saniyesine tahmin edebiliyorduk. Paltolu Beyefendi sırtını aracına yaslamış, bir cevap bekliyordu. Ezber konusunda amirime benzememek için lafı biraz uzatarak, “Rutin kontroller beyefendi, ehliyet ve ruhsat lütfen. Arkadaşlar da birazdan alkol muayenesi yapacaklar.” dedim.

O sırada bir çevirme daha yapılmıştı. Ekip arkadaşımın arkasından “Buyrun memur bey, biz emekçi adamız, bizde yanlış olmaz.” nidalarıyla, orta yaşlı bir adam bize doğru koşturuyordu. Ehliyet ve ruhsat kontrolleri yapılırken arabasına yaslanmış olan paltolu beyefendi istifini hiç bozmamıştı. Ara ara göz ucuyla işlemleri takip ediyor olsa da kafası büsbütün başka bir yerdeydi. Orta yaşlı adam cümlelerine karşılık verecek birini bulamayınca arabasına dayanan beyefendiye cevaplanması pek de mühim olmayan bir soru fırlattı: “Alkollü müsün birader?”

Uzaklara bakıyor olan Paltolu beyefendi başını biraz aşağıya indirip tebessümle, “Alkollüyüm. Birazdan da bir alkol nasıl kana karışıyorsa, bende öyle trafiğe karışacağım.” dedi.

Orta yaşlı adam bir süre içinden söylendi. Sonra dayanamayıp, “Bir de sorsak Müslümanım dersin, tövbe tövbe. Utanmadın mı bu halinle trafiğe çıkmaya? Yakışıklı da adamsın. Acıdım doğrusu, senin için dua ettireceğim.” dedi.

O sırada alkol kontrollerini yapmaya başladık. Her ikisi de sınırların altındaydı. Turuncu vosvosunun kapısını açan paltolu beyefendi orta yaşlı adama dönerek, “Alkolden uzak kalmayacak kadar demokrat, arama bir kul sokmayacak kadar Müslüman, toplum kurallarına uyacak kadar da insanım.” deyip kapısını kapattı. Gürültülü bir motor sesinin ardından aracın diğer penceresi açıldı: “Bir bira! Sümerlerden bu yana.”