Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

EKRANIN ARDINDAKİLER

27 Ocak 2018, Cumartesi

     

Son zamanlarda yoğun entelektüel görünme çabalarına boğulmuş işgüzarları görmüyor değiliz. Öylesine rahatsız edici ve yapmacık duruyorlar ki. Buzulların ortasına saksıyla bırakılmış kaktüs, çölün ortasına bırakılan kaktüsü geri getirmiş bir kutup ayısı kadar hayret vericiler. Sosyal medyada bir filozof edasıyla paylaşımlar yapılır, insanlığın problemleri işlenir; Yazarı hakkında en küçük bir fikri olmadan alıntı yapılan sözler paylaşılır, ruh, derinlemesine incelenir. Dışarıdan baktığınızda “gerçekten de bu insan düşünüyor ya” dersiniz. Kendine ait olan tüm psikolojik durumlar o kadar güzel paylaşılır ki, “gerçekten de bu insan hissediyor ya” dersiniz.

İşin aslına geldiğimizde gerçek dünyada -nüfus sayımının yaşam belirtilerine göre yapıldığı dünyada-, sizin dikkatinizi çekebilecek, kendine ait üç cümleyi kuramazlar. Yaşadıkları sanal dünyada olmak istediği karaktere bürünen ve bu karaktere sahip olmayı gerçek dünyada göze alamamış insan, sizi etkileyemez. Bu durumu biraz daha incelerseniz özelliklerinden bahsedilen insan tipinin vaktinin tamamına yakınını bir telefonun ya da bir bilgisayarın başında, sanal dünyada kendini gerçekleştirmeye ayırdığını görürsünüz. Tek çabasının o olduğuna kanaat getirdiğiniz bir insan sizi nasıl etkileyebilir? Dokunmadan, koklamadan, hissetmeden, görmeden, işitmeden kısacası yaşamadan ömrünü tüketmeye çalışan birisi sizi ne yolla etkileyebilir?

Baktığınızda her kelimesinden anlam akan bir cümleyi alıp altına da bambaşka bir âlemdeki başka bir söz sahibinin ismini yazarak paylaşanları kınayınız efendim. Ben kınıyorum, sizde kınayın. Yapılan, bir paylaşım değil, emeğe saygısızlık ederek ulaşılan bir ego tatminidir. Ne zaman denk gelsem tepkimi belli ederek üzülüyorum. Bir insanı kendinden, kendi benliği olmaktan uzaklaştıran şey nedir diye düşünüyorum uzun uzun. Herkes kendini yansıtsa bile sekiz milyar çeşit yapıyoruz. Parmak izi bile her insana özgüyken kendinden kaçmak da neyin nesi?

Adım atsa sosyal medyada paylaşan, anlık üzüntüsünü oraya aktaran ve kendisine ait duyguları tanımadığı insanlara açabilen kof insanların paylaşımlarından yakaladıklarımı paylaşmak istiyorum.

“Sokak lambası gibi yanma ey yar, kime yandığın belli olsun” Necip Fazıl'a, “Zorsa sev, sevmiyorsa zorlama” Mevlana’ya, “Hayatımda biri yok, birinde hayatım var, diyebilmektir aşk” Sabahattin Ali’ye aitmiş. Bir de ben ekleyeyim: “Sana buradan bir uçarım!”- Hezarfen Ahmet Çelebi.

“Neden kınıyorsun, onca şey söylüyorsun?” derseniz, “biride çıkıp bir şey söylesin efendim, meydanı boş bulan bir şeyler üretiyor. Gerçek sanat nasıl çıkacak onca pisliğin içinden? Nereye gidiyoruz? İnsanlar ne zaman onlara verilen azıcık süreyi gerçekten yaşayarak, hissederek geçirecekler düşünmüyor musunuz?” derim.

Büyük komutan İsmet İnönü’nün de dediği gibi “Bir ülkede şerefliler de en az şerefsizler kadar cesur olmadıkça o ülke düzelmez.”

Sevgiyle kalın…