Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Zeybek Tarihi - 5

22 Aralık 2021, Çarşamba

     

Yüz binlerce yıl öncesinde topluluk halinde yaşayarak hayata tutunmuş homosapiens (insan) türünün yaşam biçiminin adım adım toplayıcılığa, bunun getirisi olarak da göçebe yönetim politikasının yerleşik düzene evrildiğini artık çok iyi biliyoruz. Her geçen gün diğer türlere düşünerek ve bu düşüncenin yansıması kabul edebileceğimiz yaşamı kolaylaştıran alet ve gereçleri icat edip kullanmasıyla fark atan bu tür değişik zaman dilimlerinde kendisine tarım için uygun bir coğrafya aramıştır. Medeniyetin Anadolu topraklarından doğduğu teorisi farklı bilim dallarının ulaşabildikleri veriler ışığında her geçen gün kanıtlanabilirliğine bir yenisini daha ekliyor. Bu durum dünya üzerinde var olmuş birçok milletin geçmişten beri Anadolu toprakları ile bir hayali olduğuna işaret ediyor. Anadolu topraklarında yaşamış her milletin dile getirdiği gibi: Bu topraklarda yaşamanın elbette bir bedeli var.

Etnolojisi henüz tespit edilemeyecek kadar eskiye dayanan Anadolu şehir devletlerinin bu topraklarda yaşadığını ve hiçbir zaman yer değiştirmedikleri bilgisini antik kentlerin tarihçelerinden elde edebiliyoruz. Burada konuyu daha da aydınlatmak için Büyük İskender’in tarihçisi Diodoros’tan şu alıntıyı eklemem gerekiyor: "İskender, Kilikia'ya kadar bütün kıyı şeridini, pek çok kenti ve güçlü kaleyi ele geçirmiş, fakat bu kentlerden bir tanesini alışılmadık bir şekilde zaptetmişti. Lykia'da büyüklüğü ile göze çarpan bir kayalığı kendilerine mesken tutan ve Marmaralılar olarak adlandırılan bir halk, İskender bölgeye geldiği zaman oturdukları kayalığın sağlamlığına ve kendi yiğitliklerine güvenerek İskender'in birliklerine saldırıp kaçıyorlardı. Bu olanlara çok kızan İskender, bütün gayretini bu bölgeyi ele geçirmek için ortaya koydu ve geceli gündüzlü iki gün boyunca Marmaralılar'a saldırdı. Kralın, kentlerini almadan saldırılara son vermeyeceğini anlayan Marmaralılar'ın yaşlıları, gençlere kralla barış yapmalarını öğütlerler, fakat gençler karşılık olarak, kralla barış yapmaktansa vatanlarının özgürlüğü için ölmeyi tercih ettiklerini söylerler. Bunun üzerine yaşlılar onlara, çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüp kendilerinin ise çevre dağlarına kaçmalarını öğütlerler. Fakat gençler yakınlarını kendi elleriyle öldüremeyince (tıpkı Ksanthoslular'ın yaptığı gibi) bütün kenti ateşe verirler ve düşman ordugahı arasından çevre dağlara kaçarlar.” Farklı kaynaklarda anlatılanlara göre de Mnara kenti sakinleri esareti kabul etmemiş, kadınlarını ve çocuklarını ateşe vererek tüm erkekleriyle İskender’in ordusuna karşı yürümüşlerdir.

Zeybeklerin kökenini geçtiğimiz yazılarda Anadolu’yu kuşatan Türkler ile bölgede varlığını farklı isimlerle sürdürmek zorunda bırakılmış İyonyalılarla oluşturdukları senteze dayandırmıştık. Böylesi bir iddiayı salt tarih varsayımları üzerinden kabul etmek zor olsa da Zeybeklerin içinde bulundukları durum, olaylara verdikleri tepkiler, inanç tutumları ve ideal düzen tutkuları bizleri bu varsayımı kabul etmeye sürüklemektedir.

Türk tarihinde Akıncılar olarak bilinen grup her ne kadar Osmanlı Devleti döneminde teşkilatlandırılmış bir yapı olarak karşımıza çıksa da daha evvelinden de varlıklarını sürdüren ve eski Türk toplumlarında da önemli bir yere sahip olan savaşçılardı. Türklerin Anadoluyu fethetmesinin ardından farklı coğrafyalarda yaşamlarına devam eden Akıncılar, kurulan diğer beyliklerin de yıllarca hizmetinde bulunmuşlardı. Bu konunun çok geniş ve daha fazla araştırılmaya ihtiyacı olan yönlerinin olduğunu düşündüğüm için yönümüzü 19. ve 20. yüzyıl’da Zeybeklik kavramına çevirmek istiyorum.

Zeybeklerin karakterlerini tam manasıyla anlayabilmek için belirttiğim topluluklar üzerine okumalar yapmak gerekiyor. Arkaik mirasımızın getirilerini her ne kadar tam manasıyla açıklayamıyor olsak da konuyu bu minvalde ele almak gerçek bir araştırma için ilk adımı oluşturuyor. Bu konuyu burada bırakmak durumundayım dostlar. İlerleyen bölümlerde engel olamadıkları dürtülerle yaşamlarını ortaya koyarak otoriteye baş kaldırmış Zeybeklerin örgütlü bir direnişi nasıl oluşturduklarına, kıyafet kültürlerinin nerelere dayandığına, halk oyunları ile ilişkilerinin nasıl çerçevelendiğine değinmeye çalışacağım.