Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Zeybek Tarihi - 2

16 Kasım 2021, Salı

     

Tarih daha kolay anlaşılması için tarihçiler tarafından sınıflandırılmıştır. Türk tarihini ele aldığımızda İslamiyet Öncesi, Anadolu'ya yerleşim sonrası, Osmanlı Tarihi, Cumhuriyet Tarihi gibi başlıklarla karşılaşırız. Tarih her ne kadar sınıflandırılmış olsa da tarihi ortaya koyan insanlar hep aynı kalmışlardır. Milattan önce ve hemen sonrası Anadolu şehir devletlerinin tarihlerine baktığımızda da bununla karşılaşırız. Üzerinde bulunduğumuz coğrafyada Hitit, Akad, Asur, Sümer, Lidya, Luvi gibi milletlerin yaşadıklarını ve bu milletlerinin varlığı devam ederken yaşanan büyük olaylar sonrasında farklı şekillerde anıldıklarını görüyoruz. İskender’in anadoluyu fethetmesi sonrasında bölgenin ismi değişmiş ancak halk aynı soydan insanlarla varlığını sürdürmüştür. Coğrafya üzerinde inşa edilen kültür genler üzerinden geleceğe aktarılmıştır. Dahası bunu bilimsel veriler kanıtlamaktadır.

Geçmiş çağlarda yaşamış canlıların kalıntılarındaki dna yapısını inceleyen bilim dalına “arkeogenetik” deniyor. Antik ve modern insanın genetiğinin karşılaştırılması belki de tarihçiler için en doğru çalışma sahasıdır. Bir örnekle açıklayacak olursa Burdur ilinin Ağlasun ilçesinde bulunan ve Luvi kökenli oldukları bilinen Sagalassos kenti sakinlerinin anıt mezarlarından çıkartılan 24 iskeletten DNA örnekleri alınıyor ve 21 yüzyılda Ağlasun’da yaşayan vatandaşlarımızın dnaları ile karşılaştırılıyor. Sonuç ilginç. DNAlar aralarında dış etkenler sebebiyle oluşmuş küçük farklılıklar dışında tamamiyle aynı. Yani bugün o topraklarda yaşayan insanların bir kökünün Luvilere kadar dayandığı kanıtlanıyor.

Peki durum sadece Sagalassos için mi geçerli? Tabiki hayır. Yerleşik hayata geçilen tarihten beri bulunduğu coğrafyayla bütünleşmiş bir genetik aktarım söz konusu. Medeniyetin doğduğu Anadolu coğrafyasının her zaman insan sirkülasyonuna maruz kaldığı ve bu sebeple çok farklı kültürlerden etkilendiği de unutulmamalı.

Bu araştırmalar neticesinde Zeybeklerin kökenlerinin Anadolu'nun en eski uygarlıklarına dayandırmak da mümkün. Geçtiğimiz yazıda Efes şehrinin kuşatılmasına kadar gidebilmiştik. Belki de daha eskilere gitmeliyiz ancak yol 13. yüzyılda ikiye ayrılıyor. Ele avuca sığmayan Türkler ve tarih boyu akla ve bilime verdiği önemle tanınmış İyonyalılar. Bu iki milletin kaynaşması, çoğalması ve bu sentezin genetiğe işlenmesi... Özenle seçilmiş gibi. Peki bu sentez kimleri çıkartmış ortaya? Değerli okuyucu sanıyorum ikimizde aynı kanıdayız.

Zeybeklerin karakterlerini daha iyi anlamak için biraz yorumda bulunduk. Haksız olduğumuzu düşünmüyorum. Yönetimin yetersizliğini görüp uykuları kaçan ve bölgenin yönetimini ele geçirip halka rahat nefes aldıran Atçalı Kel Mehmet, fakirlikten evlenemeyen gençlerin düğünlerinin masraflarını karşılayan Çakırcalı Mehmet Efe, halkının gözyaşına dayanamayıp hayatını ortaya koyan Gökçen Efe, cesareti kalbinden taşan Hasan Tahsin gibilerini okumak konuyu daha da aydınlatıyor.

Bir mimar ve gezgin olan Charles Texier Anadolu seyahati sonrasında Küçük Asya isimli 3 ciltlik bir kitabı kaleme almıştır. Bu kitapta Zeybeklerden şöyle bahseder: “Zeybekler yalnız asker değildirler. Tacir ve iyi kervancıdırlar. Bunlardan asıl menşeleri hakkında bir şey anlamak mümkün değildir. Niçin Zeybek tesmiye edildiklerini katiyen bilmezler. Fakat alaimi veçhiye ve adaletlerine nazaran, Osmanlı Türklerinden olmadıkları muhakkaktır. Bunlar ancak ‘Tümülüs’ ve ‘Mesökis’ dağlarının köylerinde ikamet ederler. Büyük bir hataya düşmeksizin bunlar, bu dağlarda ikamet etmiş olan asıl yerli kavimlerin bakiyesi addedilebilir.”

Charles Texier’in iddiasının kısmen yetersiz kaldığı aşikar. Yaptığı araştırmada bölgeye daha evvelden yerleşen Türkler görmezden gelinmiş. Ancak ortada temeli olan bir iddia mevcut. Zeybeklerin giyim ve kuşamlarının farklılığı, yaşam tarzlarının aykırılığı, hak ve adalet uğruna hayatlarını kolayca ortaya koyabilmeleri ve her şartta kolay örgütlenip çevreye öncü olabilmeleri onları aynı zaman diliminde yaşamış diğerlerinden ayırıyor. Şimdilik net bir şey söylemek zor olsa bile nihayetinde gelişen bilim sorularımızın cevaplarını bir bir verecektir.

Adına yaktırdıkları türkülerle, onları anımsayan insanların hayalleriyle, yaptıkları işlere duyulan minnet ile ölümsüzlüklerini Ege Denizi’nin her iki yakasındaki dağlara yazmış olan Zeybekleri anlamak için elbetteki daha nice çalışmalar gerekmektedir.