Kaan DİNÇ
kaandinc1998@gmail.com

Zeybek Tarihi - 10

16 Şubat 2022, Çarşamba

     

Zeybeklerin milli mücadeleye katılmaları kolay anlaşılmayacak müphem bir meseledir. Ön Zeybekler’den bu yana verilen mücadele bir bakıma sınıfsaldır. Bu meselenin günümüzde gururla bahsediliyor olması Zeybeklerin milli mücadeleye katılarak canı pahasına savaşmalarının sonucudur. Geçmişte her fırsatta kandırılarak isyancı gözüyle bakılan ve güçlerinden istifade etmeye çalışılan Zeybeklerin düzenli orduya katılmaları gündelik işler kadar basit olmamıştır.

Daha önceki yazılarımızda işgalin kesinleşmesiyle elde kalan iki seçeneğin nasıl değerlendirilmesi gerekeceğinden bahsetmiştik. Ya başlangıcı belli olmayan direnişin yönü değişecek ya da henüz ellerinden hırpalanıp aşağılanarak alınmamış bir avuç toprak teslim edilecekti. Zeybeklerin verecekleri karar her ne kadar geçmiş tutumlardan anlaşılıyor olsa da af ile köye indirilip savunmasız bırakılarak yapılan infazların yarası henüz kapanmamıştı. Dağdakiler Osmanlı’ya güvensiz ve küskündü. Kandırılmışlardı. Bu sebeple herhangi bir hareketin sadece ve sadece kendileri tarafından yapıldığında güvenilir olacağı kanaatindeydiler.

İşgalci devletlerin yönetimi, işi sağlama almak için hem askeri hem de fikri manevralar yapıyordu. Yunan askeri Türk topraklarına ayak basmıştı. Yörede daha evvelden bulunan ve yüzyıllardır Türklerle birlikte yaşamış Rumlar işgalin daha kolay yürütülebilmesi için izlenen kışkırtma politikalarına yem olmuşlardı. Bağımsızlık istiyorlardı. Süregelen bir öfke gittikçe şişiriliyordu. Bu yolda başarının ancak Türklere acımasızca davranarak geleceğini düşünüyorlardı.

Yunan askerleri karakollar kuruyor, Türk gençleri tutuklayıp işkenceler ediyor, yıllardır Osmanlı zaptiyesinden çekmediği kalmamış köylülere nefes aldırmıyordu. Bölgeyi iyi tanıyan Rumlardan bazılarına rütbe takılıp yanlarına asker verilmişti. Köy köy dolaşarak göz korkutmaları, kendilerine karşı çıkanları toplayıp karakola getirmeleri isteniyordu.

Anadolu’dan henüz bir karar çıkmamıştı. M. Kemal bağımsızlık için örgütlenme çalışmalarını sürdürüyordu. Bağımsızlık dışındaki fikirlerde ısrarcı olan bazı Türk siyasileri ve örgütler milli mücadele için ulus bazında yapılması gerekenlerin hayata geçirilmesini yavaşlatıyordu. Halk çıkmazın içinde kıvranıyordu.

Tam burada durduruyorum değerli okuyucum. Değinmemiz gereken bir husus var. Bazı başarılar vardır. Tüm dünyanın takdirini ve hayretini kazanmıştır. Bu kadar iş nasıl yapılmış, bunca emek nasıl verilmiş dersiniz. Türk Kurtuluş Savaşı da tartışmasız bu başarı timsallerinin önde gelenlerinden biridir. Yüce bir ruh ile son kez atılmış kurşundur. Tam isabettir. Bazı isimler tarih sahnesinde yüklendikleri büyük ağırlıklara rağmen günümüzde layıkıyla anımsanmamaktadır. Nadiren duyduğumuz ve pekte ehemmiyet verip araştırmadığımız şahsiyetlerden Celal Bayar’da bu isimlerden birisidir nazarımda.

Tahsilli bir Türk evladıdır kendisi. Vatan sevdalısıdır. İşgalin o günlerinde Ege’de bulunan milli güçlerle bağımsızlık için mücadele etmiştir denir. Ancak konu o kadar yüzeysel değildir. Galip Hoca takma adıyla bölgedeki Zeybekleri işgalcilere karşı koymak maksadıyla toplamaya çalışmıştır. Birçok Efe ile derin ilişkiler kurmuştur. Elleri silahlı ve tek arzuları bağımsızlık olan Zeybeklerin halkın çocukları olduğu bilmiş ve halk tabanında örgütlenmeyi Efelerin yapabileceğine inanmıştır. Bu mücadelesinde yalnız kalmamış ve aynı toprakların çocukları olan Mahmut Esat BOZKURT ve Şükrü Saracoğlu’ndan destek görmüştür. Bu kişilerin Zeybeklik ile bağlantılarını daha sonraya bırakıyorum.

İşgalin ilk adımda durdurulması ve yapılan katliamın önlenebilmesi için Zeybekler ile yapılan görüşmeler elbette kolay geçmemişti. Nihayetinde Zeybekler Osmanlı yönetiminden yine bir darbe alacaklarından endişe duyuyorlardı. Mondros Mütarekesi ve hükümetin tutumu dolayısıyla da ordu işgale cevap veremiyordu. Bölgedeki tek çıkar yol halkın bilinçlendirilerek işgale karşı tutum almalarını sağlamaktı. Zeybeklerin geçen zaman ve gelişen olaylarla milli mücadeleye nasıl katıldıklarını da daha sonra ele alacağız. Konuya aydınlık getirmesi için Yörük Ali Efe’nin Türk subaylar ile yaptığı bir görüşmeyi M.Şefik AKER’in 57. Tümen ve Aydın Milli Mücadelesi kitabından alıntılamak istiyorum:

“Odadan içeri girdiğim zaman ikisi bıyıklı ikisi bıyıksız üçü zeybek elbiseli biri sivil dört delikanlı saygıyla ayağa kalktılar. Bunlardan orta boylu, kalın kemikli, omuzları geniş... Özetle halis bir Türk tipini gösteren 23 yaşında yakışıklı, levent davranışlı olan delikanlı Yörük Ali Efe imiş. Bu delikanlıları bu kadar genç görünce çocuk tabiatlı, hoppa mizaçlı sandım. Fakat bunlar, o kadar ağır, o kadar vakarlı ve Türk milli törelerine saygılı bir davranış göstermeye çalışıyorlardı ki ağızlarından söz çıkmıyor, önlerine bakıyorlardı.” Albay açık ifadelerle Efelere konunun mahiyetini anlatmıştır. “Efeler, ‘Bey amca, sen hiç tasalanma, Allah’ın izniyle biz hemen yarın Bismillah deyip çıkacağız’ dediler. ‘Bundan sonra işimiz Yunanla uğraşmak olacaktır. Milleti hep eşraf aldattı. Yoksa biz şimdiye kadar durmazdık. Biz çıkalım arkamızdan millet gelir. Sen hiç tasalanma, bize yalnız silah, cephane, subay ver. Nasıl emredersen senin sözünü tutacağız. Bize izin’ diyerek kalkıp elimi öptüler.”